Etiket: bilim

İnadına Bilim

Alfred Wegener. 1904 yılında Berlin Üniversitesi’nden gökbilim dalında doktorluk ünvanını kazandı. Bununla birlikte genellikle jeofizik ile ilgilendi. 1912 yılında The Origins of Continents and Oceans (Kıtaların ve Okyanusların Kökeni) isimli makalesini yayınladı. 1915 yılında ise Kıtasal Sürüklenme kuramını ortaya attı ve olanlar işte o zaman oldu. Bu teoriye göre, tüm kıtalar başlangıçta tek bir kara parçasıydı. Bu büyük kara parçalandı ve Dünya’nın bugün göründüğü gibi olmasını sağladı. Bu teori için kanıtlarını tek tek anlattı:

Wegener, tüm kıtaların kıyılarının bir yapbozun parçaları gibi birbirine uyduğunu fark etmişti. Şu anda herhangi bir dünya haritasına bakacak olursak Afrika’nın batı kıyısı ile Güney Amerika’nın doğu kıyısın ayrılmış bir yapboz gibi uyduğunu fark edebiliriz.

İkinci kanıtı ise fosiller üzerine yaptığı çalışma idi. Fosil bulgularına dayanan makaleler üzerinde çalışmış ve arada karasal bir bağlantı olmayan iki ayrı bölgede nesli tükenmiş aynı hayvanların fosilleri olduğunu fark etmişti.

Tüm bunlar için şöyle demişti: “Eski görüşleri fırlatıp atmakta neden tereddüt edelim ki? Eski fikirlerin varlıklarını on yıl daha sürdürebileceklerini sanmıyorum.” Ama ne yazık ki Wegener çok iyimser düşünüyordu. O zamanlar tüm bilim adamları dünyanın en baştan beri böyle olduğunu ve kıtaların herhangi bir sürüklenme yaşamadıklarını düşünüyorlardı. İnanılmaz ağır eleştiriler aldı. Meslektaşları onun fikirlerinin “saçma” ve “yoldan çıkmış” olduğunu söylediler.

Yerbilimci Max Semper “Kıtasal kayma gerçekliğinin yetersiz gerekçelere dayandığını ve tümüyle hatalı olduğunu” söyledi.

Ama Wegener yılmadı ve tüm meslektaşlarını yanıltmak ve ikna etmek için kanıtlarını bulmaya devam etmeye çalıştı. 1906, 1912, 1929 ve 1930 senelerinde olmak üzere dört defa kutuplara seyahata çıktı. Ancak işte sonuncusu 1930’da gittiği kutuplarda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.

Daha sonra bir kaç yıl içinde yeni birtakım ölçüm cihazlarının etkisiyle okyanus tabanı, manyetik alanlar ve tarihlendirme teknikleriyle ilgili veriler ile Wegener’in haklı olduğu ortaya çıktı. Wegener’i en hararetli eleştirilen ve küçümseyen yerbilimci John Tuzo Wilson’ın da fikri değişmişti; “Görünen, attığımız sınırlı bakışlarla oluşturduğumuz beklentilerden farklı. Dünya atıl bir heykel değil; yaşayan hareketli bir cisim. Temel nitelikteki bir bilimsel devrim bu.”

Wegener statükoya meydan okumuştu ve bu kuramının doğruluğuna inanmıştı. Kendisi göremese bile bu kuramının doğru olduğunu tüm dünya görmüştü. Hiç vazgeçmeden tezini savundu. Tüm dünyaya inatla bunu kanıtlamak için uğraştı ve bu hedefi için öldü.

Pisagor gibi, Galileo, Tesla, Newton, Darwin, Lavoiser, Sokrates ve daha bir çok dışlanan, hor görülen ve eleştiri yağmurlarına tutulan bilim insanları gibi Wegener’de inandığı şeyde sonuna kadar gitmiştir.

Unutmayalım ki “Bu dünyada ilerleyen kişiler, kolları sıvayıp istedikleri ortamı arayan, bulamayınca da yaratan kişilerdir.”

kötü söz söyletilen kavanoz projesi

güzel söz söyletilen kavanoz, kötü söyletilen kavanoz, bilim, tübitak ve sözün bittiği yer.

not: şaka değil.

Ben sitenizde paylaşılan https://etilen.net/kotu-soz-soyletilen-kavanoz-projesi/ videosundaki kızım.

Sözkonusu haber tamamiyle bir manipülasyon olup şahsımı, okulumu, proje arkadaşlarımı ve öğretneblerimi ve başta TÜBİTAK’ı hedef almaktadır.

Sözkonusu video İKİ YIL ÖNCESİNE AİTTİR ve KENDİ OKULUMZDA yapılan bir BİLİM FUARIDIR. Bir YARIŞMA DEĞİLDİR ve BİRİNCİLİK SÖZKONUSU DEĞİLDİR. Haberin aslı için:https://youtu.be/KrDE3edqcT4

Video DERHAL siteden kaldırılmazsa izinsiz şekilde yüzümün kullanılmasına ve art niyetle videomuzun kırpılıp manipüle edilerek başta şahsıma, TÜBİTAK’a ve İmam Hatiplere yönelik bir linç kampanyası başlatılmasına göz yumduğunuz için ilgili TÜBİTAK yetkilileri, öğretmenlerim ve arkadaşlarım ile hakkınızda savcılığa SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIMIZI belirtirim.

gün geçmiyor ki yeni bir tehdit mesajı almayalım. video’da yer alan arkadaşların birinden üstte yer alan mesajı aldık, kendisi ayrıca bu paylaşıma yorum yapmış onu da yayınladık. bir kaç notumuz var;

  • Öncelikle belirtmiş olduğunuz video’yu kaldırıp haberin aslı olarak verdiğiniz video’yu paylaştık. Fakat manipulasyon olarak bahsettiğiniz video sizin videonuz içerisinden bir parça idi – garip geldi.
  • haber amaçlı çekilmiş ve paylaşılmış, çeşitli ortamlarda çok sayıda paylaşılan bir video’yu isim vermeden tekrar paylaşmak nasıl hedef almak oluyor açıklayabilir misiniz?
  • bilim fuarı, yarışma, birincilik gibi herhangi bir yorumda bulunmadık. fakat belirtmek isteriz ki bu olayın “bilim fuarı” adı altında yapılması bizim için trajikomiktir.
  • bir haber ajansına röportaj verirken bizce otomatik olarak yüzünüzün kullanımına izin vermiş oluyorsunuz diye düşünüyorum. bunu yayınlayan tv kanalına da aynı metni gönderdiniz mi merak ediyorum?
  • mağdur edebiyatını sizin kadar iyi bilecek değiliz şüphesiz fakat yorumsuz paylaşılan bir video ile linç kampanyası başlatmış isek düşünmenizi isterim ki buna sebep olan biz değil, röportajı veren sizsinizdir. tübitak ve imam hatipleri lekelemiştir.
  • herkesin erişiminde olan bir video’yu yorumsuz paylaşmak suç ise çok üzgünüm  bu metni yaklaşık 4000-5000 kişiye göndermeniz gerekiyor.
  • yine de mağdur olduğunuz için ilgili video’yu kaldırdık ve haberin aslını yayınladık. bütünlük açısından daha uygun ve bu metin ile daha trajikomik oldu. teşekkür ederiz.

not: bu kısım da şaka değil.

etilen.

Evrende Yalnız mıyız?

Günlerden bir gün google’ı etkin bir şekilde kullanırken şahane bir denkleme denk gelegeldim. İsmi cismi “drake equation” olan bu denklem çoktan seçmeli bol genişlemeli kara delikli uzay boşluğunda bir yaşam belirtisi arama yoluna konulmuş bir miheng  taşı olmasıyla biliniyor.

Wikipedia’daki Türkçe tanımlamalara göre “yanlışlıkla” Sagan denklemi olarak bilindiği yazmakla birlikte Sütlü yol yani samanyolu olarak bildiğimiz galaksideki diğer yaşam formları ile karşılaşabilme olasılığını hesaplamayı umut edebilmek adına var edilmiş bir denklem. Sütlü yol neden bizde Samanyolu pek bir fikrim yok. Samanyolu’nu Google ettiğiniz zaman sloganı ilginç bir şekilde “bir yeryüzü kanalı” olan bir tv yayın aracı ile karşılaşacaksınız. Milky Way’in hikayesine gelirsek eğer; Zeus’un küçük bir kaçamağı sonucu doğan bir çocuk yanlış bir anneye emzirilmesi için geldiğinde, anne korkmuş, anne çılgın, anne çocuğu havada ivmelendirirkenki vakitte göğüsten fışkıran süt göğün “sütlü” kısmını oluşturmuş. Biz de samana benzetmişiz işte o kısmı demek ki. Ekşide şöyle bir internet milky way’inde belki yazıyordur bunun cevabı lakin ben direk evrende yalnız mıyız? Olsak ne olur olmasak ne olur biraz bahsedebilmek istiyorum.

Drake Denkleminde değişkenler: aslında değiştirilemeyen, ya da değiştirmek için sonsuz bilgi gerektirenler şu şekilde:

N iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı

R* Galaksimizdeki yıllık yıldız oluşma miktarı

fp Bu yıldızlardan kaç tanesinin gezegene sahip olduğu

ne Gezegene sahip yıldız başına düşen toplam yaşama elverişli gezegenlerin ortalama sayısı

fl Bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı

fi Bu yaşama elverişli gezegenlerden kaçında akıllı hayata geçildiği

fc Bu tür uygarlıklardan uzayda varlıklarına dair tespit edilebilir sinyal bırakabilecek kesim

L Bu tür bir uygarlık tarafından uzayda yayınlanan tespit edilebilir sinyalin süresi

Gördüğünüz üzere, uzayda aklımızla akıllı uzaylılar aramak için önce, yıldızlar ve oluşumları, yaşam elverişliliği, sonra uzayda sinyal verebilme ve bizim okuyabilme yetimiz, yer, zaman, mekan ve koşullar ile ilgili parametreler denklemde mevcut.

Elbette yaratılanı severim yaratandan ötürü, yani bu durum travma geçirmiş uzaylı bir lama kardeş ile karşılaşsam da aynı olacaktır elbet. İnsani bir yolla çözmeye çalışırız tüm psikolojik problemlerini. Sonra Matrix’teki “mental downloading” tarzı öğrenme şekillerini bizimle paylaşırlar ve ortak bir dil aracılığı ile iletişim kurmaya başlarız???

PEKİ İletişim kurabilir miyiz? Tekrar belirtmek gerekirse;

N iletişim kurmayı umabileceğimiz/becerebileceğimiz uygarlıkların sayısı’nı ifade ediyor.

Tamamen pseudoscience (sözdebilim) yapmakla birlikte yeni bir dünya arayışlarına giren insanoğlunun günler günü bu dünyayı hırpaladığını görüyoruz. Doğanın tepkisiz kaldığını duyanı duymadım. “We are all connected to each other.” Hepimiz yıldız tozuyuz da dedikten sonra;

Neyse bırakayım da video konuşsun.

MKUltra DENEYİ

MKUltra Deneyi adı verilen proje 1950’li yıllarda uygulanmaya başlamıştır. Amerika’da CIA tarafından yapılan bu deneyin amacı zihin kontrolü yapmayı başararak “biyorobot” üretmektir. Yani insanları kumanda edebilmeyi amaçlamışlardır. Bu deney başlarda gizli tutulmaya çalışılmış, birkaç yıl içinde devlet tarafından resmileştirilmiş ve desteklenmiştir.

Deney yapılırken kullanılan denekler, hastanelerdeki kimsesizler, sokaklardaki fahişeler, başka milletlerden olan askerler ve çocuklardan oluşmaktadır. Bu büyük projenin içinde 44 üniversite, hapishaneler, ilaç şirketleri ve daha farklı birçok kurum çalışmıştır.

MKUltra Deneyi hakkında farklı fikirler vardır çünkü 1970’li yıllarda deneye soruşturma açılmasıyla birlikte belgelerin büyük bir kısmı yok edilmiştir.

Deneklere farklı işlemler uygulanmıştır. Ana madde olarak LSD kullanılmış, bunun yanında farklı kimyasallar, halusülojenler, uyku ilaçları, hipnoz ve beyin yıkamak için farklı ilaçlar hastalara verilmiştir. LSD tamamen kimyasal yollarla üretilen, kullanan her kişide farklı etki yaratan, zihni keskinleştiren ve birkaç miligramı bile fazlasıyla etkili olan bir kimyasaldır. LSD kullanımı oldukça tehlikelidir çünkü LSD, kullanan kişiyi bambaşka bir dünyada zannettirir, ve bu sanrı dünyasından çıkamayabilirler ya da beyninde kalıcı hafıza kayıpları olabilir. Bu deneyde LSD’yi havaya püskürterek denekleri saatlerce LSD’ye tabi tutmuşlardır. Bazı denekleri günler boyu elektro şok vererek uyutmuşlar, aynı zamanda düzenli olarak LSD ve kimyasal vermeye devam edip yapmalarını istedikleri şeyi aralıksız olarak dinletmişlerdir. Deneklerin çoğunun öldüğü, bazılarının suikasta kurban olduğu, bazı deneklerinse zihinsel kayıplarla akıl hastanelerine kapatıldığı söyleniyor.

Deneyin gizliliği ve belgelerin ortadan kaldırılmasından dolayı, başarısız olup olmadığı kesin değildir. Fakat john Kenedy, Marilyn Monroe gibi bazı kişilerin MKUltra denekleri tarafından öldürüldüğü iddia edilmektedir.

Bu deneyin yeterince duyulmamasının yanı sıra bu acımasızlığın üstü öylece örtülmüştür. Deneklere uygulananlar sadistçedir. Hiçbir insan o muameleyi, izinsizce kullanılmayı ve günümüzde bile tam olarak tanımlanamamış olan LSD’ye maruz kalmayı hak etmemiştir. Bu deneyde çalışan bilim adamlarından biri, röportajında savunmasız olan her insandan yararlandıklarını belirtmiştir. Bu insanlığı yok sayıp sadece kendi amaçları için kullandıklarını gösterir.

Söz ile savunmanın, kanun koymanın ya da yazmanın kolay olduğu fakat uygulamaya geçirirken hiç bahsedildiği gibi şeylerin yapılmadığı bir dünyada yaşıyoruz.

1955’te yazılmış bir belgede, deneylerin amaçları şu şekilde sıralanmaktadır:

  1. Halkın gözünden düşülmesine neden olacak kadar mantıksız düşünmeyi ve düşüncesizliği tetikleyen maddelerin geliştirilmesi.
  2. Mantıklama ve algılama süreçlerini yavaşlatan maddelerin geliştirilmesi.
  3. Kullanıcının daha hızlı veya yavaş yaşlanmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  4. Alkolün etkilerini tamamen silecek bir ilacın geliştirilmesi.
  5. Kamuflaj ve taktik amaçlı, bilinen hastalıkların tüm belirtilerini yaratan; ancak istendiği zaman durdurulup bu etkilerin geri dönebilmesine neden olan ilaçların geliştirilmesi.
  6. Geçici veya kalıcı beyin hasarı ve hafıza kaybı sağlayan ilaçların geliştirilmesi.
  7. Baskı, işkence ve hayati ihtiyaçlara olan direnci arttırıcı ilaçların geliştirilmesi.
  8. Kullananın o anda ve öncesinde olan olayları kalıcı ya da geçici olarak unutmasına neden olacak maddelerin geliştirilmesi.
  9. Şok ve kafa karışıklığını geçici ya da kalıcı, kısa ya da uzun vadede yaratabilecek maddelerin ve fiziksel yöntemlerin geliştirilmesi.
  10. Bacakların felç olması veya akut kan yetmezliği gibi fiziksel yetersizlikleri anlık olarak yaratabilecek ilaçların geliştirilmesi.
  11. Vücutta su kabarcıkları yaratabilecek kimyasalların geliştirilmesi.
  12. Bireyin davranışlarını, arzu edilen bir diğer bireye bağımlı kılacak şekilde değiştirecek ilaçların geliştirilmesi.
  13. Sorgulama mekanizmalarını iptal edecek, mantıksal düşünmeyi engelleyecek ilaçların geliştirilmesi.
  14. Hırsı azaltacak ve genel çalışma verimliliğini düşürecek ilaçların geliştirilmesi.
  15. Görüş, duyma, vb. duyusal becerileri köreltecek ilaçların geliştirilmesi.
  16. Sonrasında kalıcı hafıza kaybı yaratan, ani bayıltma işlemini yapabilecek ve yiyeceklere, içeceklere, havaya karıştırılabilecek bir ilaç geliştirilmesi.
  17. Belirli bir fiziksel aktivitenin yapılmasını tamamen engelleyecek bir ilacın geliştirilmesi.

Orgon Enerjisi ve Orgon Akümülatörü

ORGON ENERJİSİ

vikipedi şöyle bahseder:

Orgon enerjisi, 1930’larda Wilhelm Reich tarafından ileri sürülen varsayımlara dayanan evrensel hayat gücüdür. Reich’ın ölümünden sonra öğrencisi Charles Kelly tarafından hazırlanan son şekline göre: Orgon, evrenin anti- entropi: bozunum karşıtı prensibidir.Mesmer’in hayvansal çekimiyle karşılaştırılabilecek, tüm doğaya dair bir fikirdir. Carl Reichenbach’ın Odik güç ve Henri Bergson’un élan vital düşüncesi de içerik olmasa da, oluşum açısından benzerdir. Orgon, kütlesiz sürekli bir varlık olarak düşünülmüştür. Maddeden ziyade yaşayan enerji olarak düşünülmüştür. En küçük mikroskobik biyonlardan, organizmalara, bulutlara ve galaksilere kadar uyarlanabilir.

Reich, orgon enerjisinin kronik biçimde bloke olmasının hastalanmaya yol açabileceğini ileri sürüyordu ki, bu da eski öğretilerde yer alan bir kavramdır.

Orgazm esnasında yayılan ORGONE adını verdiği ve “çoğu insanın Tanrı dediği bir ilkel kozmik enerji keşfettiğini” söyler.

Bu enerjiyi ürettiği “kutunun” içinde toplayarak, kutuya giren insanları orgon enerjisiyle daha yoğun bir şekilde buluşturup onları kanserden korumayı amaçlamıştır.

Orgonumuz azalınca kanser gibi hastalıklara yakalanma riskimizin artacağını şu sözlerle açıklamıştır reich:

KRİTİK NOKTA AŞILDIĞINDA YANİ D.O.R. ORGONU GEÇTİĞİNDE YAŞAMSAL ORGANİZMALARDA GERİLEMELER VE ÖLÜM HIZLA YAYILMAYA BAŞLAYACAKTIR. BUNUN İLK İŞARETLERİ KANSER VE KALP HASTALIKLARINDAKİ ARTIŞ, BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİN ÇÖKMESİ VE KİTLESEL YIKIMLARIN VE COŞKUSAL VEBANIN ARTMASI OLACAKTIR.

Orgon jeneratörlerini kar amacı gütmeden Halka dağıtmayı ve yaygınlaştırmayı düşlüyordu. Ama her şeyi kimyasal tozlara ve kesip biçmeye bağlayarak büyük paralar kazanan ilaç sektörleri ile başı derde girmişti. Öncelikle Amerikada “kısıtlanan” orgon akümülatörleri bir süre sonra tamamen yasaklandı. Bu yasağa uymayan ve üretime-dağıtıma devam eden reich hapise atıldı. -ki orada da öldü.

Orgone_Energy_Accumulator_(right-angle,_open)

ORGON AKÜMÜLATÖRLERİ

vikipedi şöyle bahseder:

Orgon enerji akümülatörü ise belli maddelerle kaplanmış bir odacıktır. Orgon varsayımına göre bireyin enerjisi maddesel katmanlardan(akümülatörden) dışarı çıkmayıp kişinin kendisine yönelecektir. Böylelikle orgon enerjisinden faydalanılacaktır.

Burroughs ise “Yaşamsal atomların yaydığı titreşimleri yakalayıp bize sunana alet.” olarak tanımlar.

Reich ayrıca iletken olmayan izolatör maddelerin güneşte belli bir süre bırakıldıkları takdirde orgonla şarj olduklarını bulgular. Aşırı nem, gölgede havalandırma, suya sokma ise onları deşarj eder. Reichenbach’ın keşfettiklerini tekrarlar. “Organik maddeler orgon enerjisini emer ve depolar” der. Orgon enerjisini hapsetmenin ve depolamanın yollarını arar ve “orak” adını verdiği bir kutu geliştirir. Bu kutu, bir metal ve organik maddeden yapılma iki tabakadan oluşur. Metal ve organik maddeden oluşma tabakaların sayısını artırarak etkinin güçlendiğini keşfeder.
Suyun en iyi orgon emicilerden biri olduğunu anlar. Suyun süptil enerjileri emme kabiliyeti Mesmer ve Reichenbach tarafından da keşfedilmiştir. Dünyanın her tarafındaki ruhsal şifacılar ve dini liderler de.

Orgon akümülatörleri bir çok insan tarafından denenmiş olsa da, şahsen benim adıma bunlardan en çok göze iki isim William Burrogughs ve Kurt Cobain oluyor.

Burroughs, teksasdaki evinde yaptığı akümülatörü bir ziyaretinde kurt cobain’e de denettirince ortaya şöyle bir görüntü çıkıyor. (ayrıca On the Road filminin 1 saat 10. dakikalarında william burroughs’Un girdiği neal cassady’nin “siktiriboktan bir tuvalet gibi” diye adlandırdığı şey de bir orgon akümülatörüdür.)

9e74bc7af1ae43c75a36efe26cfa209c

Bu mistik aletin satışını dünya üzerinde (benim bildiğim kadarıyla) en iyi şekilde şu site yapıyor:
Ve tabi kendiniz üretmek siterseniz şu pdf‘ten yardım alabilirsiniz -ingilizceniz var ise:

10271536_1426626260937687_1464517230483583516_n        ax2001-grnfld-aap370a

Ben kısaca yapımızı özetleyecek olursam; en dış katmanı organik olan, sonrasında içe doğru -sırayla- metal&çelik yün-organik- aliminyum/metal – organik (pamuk) – metal – organik(fiberglas) olarak ortalama 15 katmanlı bir yapı inşaa ediyorsunuz. yani evinizdeki kapının içini bu malzemelerle katman katman doldursanız da olur. ve bu “yapı” lardan 6 tane gerekiyor. üst, alt, sağ-sol, arka kısım ve ön kapı için.

sonrasında akümülatörün içine girip evrenin enerjisini iliklerinize kadar emebilirsiniz!

“o ibneler şimdi sizinle uğraşabilecekler mi bakalım?!”

Uyanıkken Görsel Halüsinasyon Görmek

etilen not: herhangi bir rahatsızlığınız var ise buraya yazmak yerine bir uzmana danışmanızı tavsiye ederiz. din tacirleri ve “hoca”ların uzman olmadığını da hatırlatmak isteriz.


beyni etkileyen herhangi bir fizyolojik hastalık görsel-işitsel halüsinasyon görmemize sebep olabilir. bu durumda hastalığın beyinde olması şart değildir, akciğer, karaciğer ya da benzeri başka bir organdaki zarar verici “kötü huylu” hastalık da beyini yorduğu ve onu belirli noktalarda hasara soktuğu için görsel halüsinasyonları tetikleyebiliyor.

bu durum, teknik dilde anlatımların dışında şu şekilde ifade edilebilir; vücudunuzdaki herhangi bir tümörün beyni ve bedeni gün geçtikçe eritmesi ve “karartması” beynin karanlıkta kaçma arzusuyla doğru orantıda işliyor. insanın karanlık bir ortamda kaldığı zaman belirli bir süre zarfı sonrasında bazı görüntüler görmeye başlamasıyla aynı ortak kaynaktan çıkıyor bu iki durum. tümör-hastalık beyni karartmaya başladığı zaman beyin bunu savuşturmak ve kendi yapısını yenilendirmek için, uyanıkken rüya görmeni sağlıyor. uyanık olduğun zamanlarda bilinçaltına inip “depodan kendi için yararlı ne varsa” alıyor ve uyanık halüsinasyonları başlatıyor.

elbette LSD-esrar-sihirli mantar-dmt-ayahoska-meskalin gibi sanrı verici maddelerin (eğer birey tarafından kullanılmışsa) bu zamana kadar o “depo”nun kapısını sıkça açıp kapamış olmaları bu dakikadan sonrası için beyine büyük bir kolaylık sağlıyor. kolaylığın paralelinde ekstra malzemeler ve “serbest dolaşım-üretim” hakkını beyine sunmuş oluyor.

çözüm amaçlı yapılabilecek tedaviler olarak, beynin bu süregelen işlemini sanrı verici maddeler yoluyla manipüle edip kendi çıkarların doğrultusunda kullanmak psikolojik çarelerin başında geliyor.

fiziki çözüm olarak ise hastalığı yok etmek, uyanık halüsinasyonları yok etmekle eş değer bir nitelik kazanıyor. ya da beynin tek taraflı odaklanmasını önlemek ve gücü yaymak amaçlı yeni bir hastalık ortaya çıkartılabilir. tabi ki de bunun getireceği fiziki yükün riskini göz önünde bulundurarak.

eğer bu görselleri gören kişi genç biriyse (yaşlıysa bu hastalığa yakalanma sebebi yaşlılıktan kaynaklanmış olacağı için bu noktada bizim için önemsiz bir veri olur) ufak bir olasılıkla lewy cisimcikli demans hastalığına sahip olabilir. bu hastalık beynin bazı sorunları içten içe büyütmesi ve ruhsal çarpıntılara yol açmasıyla başlar. psikolojik bir istikrarsızlık baş gösterir.

Lewy cisimcikli demansta önce davranışsal ve zihinsel sorunlar ardından hareket bozuklukları başlar. Birçok hastada ilk yıllarda sadece bir depresyon gözlenip arkasından diğer davranışsal sorunlar, zihinsel güçlükler ve parkinsonvari hareket bozuklukları görülebilmektedir. Davranışsal sorunlar daha çok görsel halüsinasyonlar ve hezeyanlar şeklindedir. Hareket bozuklukları daha çok vücudun katılaşması, yürümenin yavaşlaması, yüzün donuklaşması şeklindedir. Hastalardaki aşırı uyuklamanın dışında önemli bir uyku bozukluğu da tabloya eşlik edebilir.

REM (Rapid Eye Movement-Hızlı göz hareketi) uyku davranış bozukluğu denilen bu durumda hastalar uykularında kontrolsüz bir rüya evreninin içine düşebilirler.