-ad infinitum-

adını görürüm iki kere yumarım gözümü ikincisi uzun giderek kuruyan aksimi sesinden toplamış bir sabah öyle sabahlar anlamadığını sormaya korkan çocukça onu ararım saat 08:10 hiçbir yerde ve yarın parantezlerinde aşınır vapur koltukları yağmur altıdır sabahtır eriyene kadar kimsesi basketbol sahalarının ölesi gelmekle işe yetişmenin orta boşluğu hiç pişman olmamış gibi aynı yolda aynı adımı

BİLMEDİĞİMİZDEN

O’na… O'(n)larımıza… Dalında kurumuş çiçekler gibiydik. Dokundu bir çift el Düşmedik. Bilmediğimizden… Bir keresinde bir şiirde Seviştiğimi sanmıştım. Duvarları yoktu. Bacası tütüyordu. Omuzlarım anlamını bilmediği sıfatlarla Nitelenen bir ad olmuş. Kasım kasım. Parmak uçlarımda bir karıncalanma. Aşırı doz özgüven aldığım günlerin Sarılışları Methiyeler size çay içmeye geldiği gündü. Mahkemeler, davalar. Yatağının üstünde kenarı tırtıklı bir

Palyaço Kokusu

hey hişt Adam! – 1 – dinle, ben kendimi seslendiriyorum sen palyaçoyu seslendir sakın bana ölü palyaçolar konuşamaz deme zaten bunu sen de bilmiyorsun kokuyu duydun mu? palyaço cesetleri, kuru portakal kabuğu gibi kokar üzerine zaman çentilmiş kırmızı burun değil; kırmızı lastik top durur yanında zaman serilir kutuda uçsuz bucaksız bekler zaman hişt Adam! -2-

hiç’i düşünürken

insan kendini boşlukta hisseder mi boşluk kendini insanda hisseder mi söyle gülüm sen beni HİÇte gördün mü? – T. D – Sana Hiç’in türküsünü söyleyemem, sana Hiç’i koklatamam, seni Hiç’te göremem, ben Hiç’te olmadığım sürece. Yaşamın sırrı Hiç’teyse eğer, Hiç olmalısın gülüm, ölüpte dirilmelisin, çünkü ölüm sırra açan kapıdır. 1. İnsan varoluş putlarını ardında bıraktığı

ben kuşağı

… kendisini bir oy’dan ibaret gören, oyunu verip evine dönen ve televizyondan dünyayı değiştirip değiştirmediğini izleyen bir kuşak. Var olma kavgasını tek başına vermek zorunda bırakılan, seçeneksiz, çaresiz bir kuşak. Medyaların ağır ve sürekli koşullandırmalarına teslim olmuş; tekellere, bankalara, devlete, rantiyelere kısacası sisteme sürekli ve reel olarak ödeyen veya habire borçlandırılan bir kuşak. Plastik “sanal”

sen yenildin

-Bir metropol binlerce hapishane demektir demiş çocuk. -Ve binlerce mahkum demiş adam -çocuk biliyorum demiş birden. -Neyi demiş adam. -Niye kaçtığını biliyorum. -Kaçmıyorum  sadece yürüyoruz -Nereye gittiğimizi bilmiyorsun -Önemli olan gitmek değil mi? -Gündüzleri niye içtiğini biliyorum -Önemli olan ne içtiğin değil mi? -Aynaya bakmaktan korktuğunu biliyorum. -Bedenim bu ruhu taşımaktan yoruldu tıpkı annenin seni altı aylıkken