Etiket: belgesel

breadcrumb trail

bugüne kadar slint’i bir şekilde dinlemiş olduğunuzu düşünüyoruz. hala dinlemeyen var ise belgesele ismini veren parçalarını dinlerken okumaya devam edebilirsiniz.

özellikle spiderland albümleri ile ki kendisi ikinci ve son albümleri olur, dinlediğinizde karşınızda fazlasıyla özel ve farklı boyutta bir eser olduğunu çok fazla çaba sarfetmeden hissettiriyor. bu belgesel ile birlikte ise louisville orijinli bu albümün aslında bir tesadüf olmadığını ve grup elemanlarının farklı karakterlerinin sonuca nasıl etki ettiğini daha net görüyorsunuz.

arkadaşları, aileleri, steve albini, brian paulson, ian mackaye ve diğer müzisyenler ile başarılı bir slint yolculuğu. iyi seyirler;

the sun was setting by the time we left. we walked across the deserted lot, alone. we were tired, but we managed to smile. and the gate i said goodnight to the fortune teller. the carnival sign threw colored shadows on her face, but i could tell she was blushing.

13th – 2016

istatistiklere bakalım. amerika birleşik devletleri dünya nüfusunun %5’ine ev sahipliği yapıyor. ama dünyadaki tutukların %25’i onlarda.

başakşehir maçında yaşananlar ile birlikte, ırkçılığın ve tahammüzlüğün zirvede olduğu topraklardan ve enteresan bir şekilde bunu körükleyen ve ateşleyen gruplardan gelen destek mesajlarını okuduk. yapılanların mantıksızlığı bir yana, bunu yapan kişilerin ne yaptığının dahi farkında olmaması ayrıca incelenmesi gereken bir konu.

fakat biz bir hatırlatma ile farklı bir noktaya değinelim. 13th. 2016 yapımı netflix belgeseli. ava duvernay’ın abd anayasası’ndaki 13. maddenin kölelik ve ülkedeki suç tanımı konusunda geçmişten bugüne olan etkisini anlatıyor.

dünyaya demokrasi ve barış getirmeye hevesli bir ülkenin iki yüzlülüğünden başka bir şey değil diyebilirsiniz. sistematik olarak yapılan mühendisliğe ses çıkarılmamasını tartışabilirsiniz ya da belirli gün ve haftalarda ırkçılığa karşı olduğunuzu belirten sosyal medya paylaşımlarını yapıp alkışları toplayabilirsiniz. ne yaparsanız yapın, farklı olana olan bakışın değişmesi ve insanları belirli normlar altında yaşatmaya zorlayan bu saçma düzenin karşısında çıkan seslerin artması için çaba göstermeyi ihmal etmeyin. tek yapılması gereken süreci hızlandırmak.

13th (2016) – mubi

köprüaltı kemancı belgeseli

görsel noizine fest‘e ait kemancı’nın son denemesinde bir dizi konserler ile ayakta kalmaya çalışmıştı, kalamadı. aradan 11 yıl geçmiş olduğu gerçeğini bu yazıyı yazarken idrak etmem de kendi adıma hoş olmadı. zaman fazlasıyla hızlı geçiyor. biz de farkına bile varamadığımız hızlarda tüketmeye devam ediyoruz. tükettiğimiz şeylerin anlam ve önemine ise yıllar sonra farkediyoruz. bu pek tabii bir sorun da olmayabilir.

konumuz bu konser değil tabii, kemancı, taksimde olan değil köprüaltında olanı. izlediyseniz sıkılmadan tekrar izleyebileceğiniz, izlemediyseniz çok şey kaçırdığınızın farkında olmadığınız güzelliklerden. umarım hızlıca tüketmezsiniz.

belgeselde gördüğümüz ve aramızdan ayrılan tüm güzel insanlara da selam olsun. huzur içinde.

kreanima – inthebox

kolektif çalışmalara ayrı bir açıdan baktığımız gerçeğini biliyorsunuz. robonima bu güzel hareketlerden biri daha önce bahsettiğimiz ve sizin de bildiğiniz gibi. yanlarına bir de kreatifkadraj’ı almışlar. kreanima olmuşlar. isimlerinin ne olduğu önemli değil ne yaptıkları ya da ne yapmaya çalıştıkları bizce önemli. güçleri birleştirip ürettikleri projeye de inthebox demişler “evrene dair ürettiğiniz tüm sesleri, toprağı ve ateşi yirmidört kareden daha fazlası ile kaydediyor ve tanıklık edemeyenlere, bilmeyenlere, kör kulaklara ve sahipsiz gözlere sunmaya hazırlanıyoruz.” diye de eklemişler. bize de destek olup, omuz omuza durmak düşer. kolay gelsin!

Bize katılın. Sizin için videolar, kısa fimler, belgeseller, teaserlar hazırlayalım. Biliyoruz ki sistemin artığı paradan değil, ürettiklerinizden besleniyorsunuz. Biz de öyle. Biz de filmlerimizle besleniyoruz. Ve acıkınca zenginleri yiyoruz.

kreanima – inthebox

 

Voyeur ya da Röntgenci

Netflix’in yeni yayınladığı bu belgesel, bir gazetecinin öngörüsünü, yanılmasını bir kariyerin çöpe gitmesini ya da huzurla ve başarıyla ölüp ölemeyeceğini göstermekle beraber belgeselin konusu olan Gerald Foos’un da meraklı bir adam mı yoksa bir sosyopat mı olup olmadığını anlatıyor bizlere.

Gay Talese 7.Şubat.1932 doğumlu Amerika’lı yazar ve gazetecidir.  The Neighbor’s Wife(1980) kitabıyla o vakitlerde ilgiyi haliyle üstüne çekse de The Voyeur’s Motel(2016) kitabıyla Amerika’da okları üstüne çekmiş ve kitabı büyük sükse yapmıştır. Belgesel ise; bu süreci bize her iki taraftan da göstererek konuyu anlamamızı ve empati kurmamızı sağlıyor. Kim bilir belki de iyi bir gazeteci olarak istediğinizi yapmayı seçeceksiniz ya da gizli meraklarınız aklınıza gelecek ve birilerini izlemenize, gözlemci diye bir kılıf uyduracaksınız.

Gay Talese Gerald Foos ile 30 yıl boyunca mektuplaştı.  Bu mektupların içeriği ise; Gerald Foos’un belki toplumun çoğunluğuna göre cinsel bir sapkınlık olarak adlandıracağı durumuydu: sevişen, mastürbasyon yapan insanları izlemesiydi.

1966 yılında satın olduğu Motel (sonra bulunan kayıtlarda 1969 olarak geçse de) onun gizli bir fare kapanıydı bir nevi. İnsanları odalarında izlemek istiyor, onların cinsel deneyimlerine tanık olmak istiyordu; ancak böyle bir bina için başkasına güvenemezdi – bu yüzden kendisi inşa etmeye başladı ve kendi motelinde kalan bu insanları görebilmek için de her odanın tavanına yatağı görebilecek bir şekilde ufak bir havalandırma yaptı.

Gay Talese belgeselde:’’tek bir kaynağınızın olması iyi bir şey değildir.’’ Diyor.  Seksenine gelmiş usta bir gazeteci için zor bir karar olsa da bu hikayeyi tüm gerçekliğiyle yayınlamak istiyor ve kitabın yazım sürecine başlıyor; fakat her ne kadar karmaşık olsa da tarihler, olaylar tüm bunların uydurma olamayacağına ikna oluyor ki her ayrıntıyı uydurabilmek bazen imkansızdır.

Düşünsenize bir havalandırma boşluğundan birilerinin mahremini izliyorsunuz. Sevişmeleri, tüm gizli fantezileri, sokaktaki kimliklerinden ayrı oldukları kişiler, bir kadının ya da adamın kendisini tek başına tatmin edişi ya da onlara küçük deneyler yapıyorsunuz. Odaya bir bavul koyuyor ve lobideyken onların duyabileceği bir şekilde bir müşterinin odaların birinde para dolu bir bavul unuttuğunu söylüyorsunuz ve sonra gizli bölmenizden onların bavulu alıp kaçtığını ya da her ne yapıyorlarsa onu izlemeye devam ediyorsunuz, yani bir nevi tanrıcılık oynuyorsunuz; fakat bu her zaman istediğiniz şeylere tanık olabileceğiniz anlamına gelmemektedir.

Gerald Foos bir gün yine rutinini gerçekleştirirken bu havalandırma boşluğunda bir adamın kadını dövdüğüne ve kadının yerde hareketsiz yattığına tanık olur, nefes aldığına yemin etse de odayı kontrol etmeyi veyahut yetkililere bildirme ihtiyacı hissetmez ve kadın sabah hizmetçi tarafından ölü bulunur.

Belgesel devam ettikçe Gerald Foos’un hikayesinde tarih yanlışlıkları, gizlediği bazı şeyler ortaya çıkar. Oteli sattığı tarih, karısıyla beraber işletmesi ve aslında başka bir ortağın olması gibi çarpıklıklar Gay Talese için iyi olmayacaktır; çünkü kitap ve hikaye tamamen gerçeklikten uzak bir hal alacak sıradan bir adamın onu kandırmasıyla tüm hikaye skandala dönüşecek, Gay Talese bir yalancı olarak anılacaktır.

Hepimizin gizli sırları, merakları ve kendimizle kaldığımızda ya da herhangi bir yerde düşünürken saklamak istediklerimiz vardır.

Bazılarımız ise; yıllarca o kadar çok ustalaşmıştır ki işinde, her şeyin doğrusunu bildiğini ve yanılmayacağını düşünür ve hırsına yenik düşer. Bu belgeselde hepimiz gizliden gizliye varız aslında – peki sence bu hikaye gerçek mi? Yalan mı?

Ve sen kimsin?

Belgeseli izlemenizi tavsiye eder ve her daim birkaç kere düşünmenizi tavsiye ederim.

İstanbul & Yılmaz Güney – 1980

Yabancının göremediğini yerli filmler gösteriyor.
Aralarında en iyileri bu ülkeyi ve insanlarını tanımaya fırsat veriyor.
Sokaktaki insanlara sorduğumuzda, hemen herkes en sevdikleri filmcinin Yılmaz Güney olduğunu söylüyor.

aşağıdaki linkte vimeo üzerinden izleyebileceğiniz enteresan bir video. sanıyorum bir belgesel’den alıntı ama tam olarak ne olduğuna dair araştırmalarım sonuç vermedi. çok önemli olmamak ile birlikte 80’lerde bir alman arkadaşın gözünden istanbul ve yılmaz güney algısının harika bir özeti olmuş. muhakkak izleyiniz.

ISTANBUL ABLUKA & YILMAZ GUNEY (1980)