Menü Kapat

Etiket: ayrıntı yayınları

dick hebdige . kes yapıştır

band-sparrow

“Kes Yapıştır Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği” reggae, kalipso, ska, blues, soul, rock, punk, luebeat, rap, hip hop türlerini anlatan bir dick hebdige kitabı. günümüz popüler müziğinin aslında bir çoğuna temel oluşturan bu müziklerin nasıl oluştuğu, avrupa’ya nasıl taşındığı, ne şekilde değişime uğradığı gibi ayrıntılı ve keyifli bir bilgilendirme yapıyor. bütün bunların yanında müziğin sadece bir eğlence aracı değil, hayatta kalma mücadelesi verenlerin dilinde nasıl bir silaha dönüştüğünü de vurgularken müzik kültürü cambazlarına karşı duruşunu da net bir şekilde ortayaya koyuyor. özetle bulup okumanız gereken bir kitap önermiş oluyoruz. lafı geçmişken yine hebdige’nin “altkültür tarzın anlamı” kitabına da dikiz atmayı unutmayın.

müziğin iyi yanlarından biri de, size vurduğunda hiç acı duymamanızdır.

kes yapıştır

ayrıntı yayınları
türkçesi: çağatay gülabioğlu
128s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2003
1. basım
isbn: 9789755393865

ruj lekesi . yirminci yüzyılın gizli tarihi

ruj lekesi greil marcus‘un ismi gibi gizli kalmış bir kitap ve bir şekilde piyasada bulunmamaya devam ediyor. ayrıntı neden tekrar basmıyor soru işaretlerim hala sürse de, vakti zamanında kütüphaneden alıp okuyabildiğim bu kitabı sevabına hediye edebilir ya da bulunduğu lokasyonu bildirebilirsiniz. elinde olanlar, bir şekilde eline alabilen şanslı talihlilerin iyicene sindirmesi dileğiyle – unutmayın, yer altının kutsal bir kitabı varsa bu kesinlikle ruj lekesidir.

İyi punk 45’liklerinde söylenmesi gereken bir şeyin çabucak söylenmesi gerektiği, çünkü söylenecek şeyi söylemek için gerekli enerjinin ve onu söyleme isteğinin sürekli olmadığı gibi bir duygu kendisini hissetirir. Hızlı olunmadığında fikir yerin dibini boylar. Punk’ın ritmi gibi sesi de doğal-dışılığını hep korumuştur. Can yakıcıdır, basittir, yapaydır. Ortalama pop hümanizmini ona karşı duyduğu öfke ve korku karışımı bir duyguyla reddeder.

“Saçmalık bu!” Bilgi dediğiniz, yükseklerden bakan düzenbaz miyopların “sorumsuzca çöplenelim, yedikçe şişinelim ve sonuçta karşımıza çıkan bilgi heveslisi gençler üzerinden ego’larımızı tatmin edelim” diye önümüze sürdükleri leziz tatlarla dolu bir mönüden başka nedir ki? Dadacılar avangart sanat tarihinden, Sex Pistols rock tarihinden, Paris Komünü ise sosyalist mücadeleler tarihinden izler taşıyan birer akım; Sitüasyonist Enternasyonal hareket de kolej mezunu radikallerimizin kendi imgelerini düşürerek avundukları yalın bir ayna değil midir? Karl Marx’ın Katharistlerle, Hasan Sabbah’ın Slits’le, kendini işçi sınıfının davasına adayan sevgili Rosa Lüxemburg’un aşkla, Adorno’nun Lettrist Enternasyonal’le ne gibi bir alakası olabilir? Çağlar “gerisinde, üstünde, altında, yanında kalmak için” değil midir? “Zamansız bir alemde devinip duran çağları önüne ve içine almanın” ne gereği var? Bilgi diye sunulagelmiş çöplüğün içinde ziyafete dalan domuzcuklar gibi haz duyarak gevşemek varken bu zevzeklik de ne oluyor? Tarih kelamın ‘ol!’ buyruğuyla gelen şiddetle mi başlar, yoksa Slits’in bir konser esnasında kanlı adet bezlerini hayranlarının suratına fırlatmasıyla mı? 12. yüzyılda Balkanlar’da doğan bir sapkınlığın Alman İşçi Konseylerini kucaklayıp Strasbourg’u dolaştıktan sonra Das Kapital’den aldığı feyzle Johny Rotten’ın gırtlağında patlaması nasıl bir tarih ola ki? Nasıl olur da Kronstadt direnişçilerinin nefesi Lora Logic’in dudaklarında ahenkle çınlamaya başlar?

“Efendim, sütunları kaldırtacağınız söylentileri çalkalanıyor şehirde. Acımalısınız bize, bize acımalısınız. Çünkü biz, sizin tebanız, o sütunlar üzre var oluyoruz”. Greil Marcus hiç acımıyor. Sahih bir efendiye yaraşanı yapıyor! Yüzlerce yıldır en katıksız umutlarımızı istismar eden işaret levhalarının bulunduğu sütunları yerle bir ettiği gibi, bu levhaları da eriten alevler püskürerek kendi bildiği tarihi yazıyor. Bu tarih, efendinin köleleştirdiği tebasına döktüğü timsah gözyaşlarını hiç kaleme almıyor. Bu tarih, yalnızca gönülden. Ne aşağı kalıyor ne yukarı. Ne teba ne efendi!

Bize düşense, hiç değilse Sex Pistols ile Slits’in birer kasetini ele geçirdikten sonra kitabı açmak; ama açmadan önce, kitabı şarap şişesinden çekilen okkalı bir yudum eşliğinde ve mutlaka bir tutam Hayyam ile çalkalamak oluyor. Evvelki gün içinizde bir midyenin barındırdığı kadar olsun can olmadığını hissetmiş olsanız bile ertesi gün uyandığınızda bir türkü mırıldanmaya başlayacağınıza emin olabilirsiniz.

ruj lekesi . yirminci yüzılın gizli tarihi
ayrıntı yayınları
greil marcus
çeviri: gürol koca
496 sf. ~ 13.5×21.5 cm
istanbul . 1999
ISBN: 9789755392165

hacker etiği: iş yaşamına yıkıcı bir yaklaşım

akşam yemeğinden sonra, bazı aileler sessiz ama samimi şekilde birlikte oturup, televizyonda annelerin babaların ve çocukların birbirleriyle hararetle konuştukları sitcom’ları izliyorlar

“hacker etiği” weber‘in  protestan iş etiğine karşılık hacker’ların iş ve para etiğini savunan pekka himanen‘in kitabı. özetle protestan iş ahlakanın insanı tüketen yapısına karşılık, insanların çalıştıkları işten keyif alacakları çalışma saatlerini kendilerine göre ayarlayabilecekleri hacker etiğini savunmakta. kitap linux işletim sisteminin babası linus torvalds‘ın yazdığı önsöz ile başlıyor. hacker etiği derken hacker ve cracker arasındaki farkı da belirtmekte yarar var. hacker sözcüğü de anarşizm gibi medya tarafından anlamından uzaklaştırılmış bir kelime. hacker bilgiye ulaşımın sağlanması ve nette ifade ve erişim özgürlüğünün korunmasına yönelik çalışma yaparken, cracker kötü amaçlı bilgisayar sistemlerine giren kişilere denir. kitaptaki hacker ise bir konuda uzman veya hevesli kimselere genellenmekte; her işte hacker olabilirsiniz.

insanlar eskiden tenis “oynarlardı” şimdi ise backhand çalışıyorlar

hacker etiği günümüz “corporate” dünyasının ve çalışma koşullarının durumunu ortaya koyma ve geçmişle karşılaştırma konusunda yeterince başarılıyken, çözümün ne noktada ve nasıl uygulanması gerektiğini belirtmiyor. bu sebeple de bir havada kalma durumu söz konusu. aşağıda bölümleri ve konu başlıklarını görebilirsiniz. ilgililer kanımca okuyarak vakit kaybetmezler, ben kaybetmedim.

hacker’lar olmasaydı ne elektronik posta, ne internet, ne de world wide web olurdu

1. Hacker Çalışma Etiği
Hayatın Maksadı
Tutkulu Hayat

2. Vakit Nakit Midir?
Vakit Nakittir
Optimize Edilmiş Zaman
Pazarın Cumalaştırılması
Esnek Zaman
Cumanın Pazarlaştırılması
Yaratıcılığın Ritmi

3. Bir Dürtü Olarak Para
Para Etiği
Bir Dürtü Olarak Para
Kapitalist Hackerlar
Serbest Piyasa Ekonomisi

4. Akademi ve Manastır
Açık Model
Akademi ve Manastır
Hacker Öğrenim Modeli
Net Akademisi
Toplumsal Model

5. Netiketten Netiğe
Netiket ve Netik
Konuşma Özgürlüğü: Kosova Meselesi
Mahremiyet ya da Elektronik Ortamda Her Şeyi Bilme
Sanal Gerçeklik

6. Enformasyonculuğun Ruhu
Özprogramlama Yapabilen Çalışmalar
Kişisel Gelişimin Yedi Alışkanlığı
Enformasyonculuğun Ruhu
Network’ün Etiği
Bilgisayarın Etiği
Duyarlı Olmak

7. Geriye Kalanlar
Hacker Etiğinin Yedi Değeri
Protestan Yaratılış Miti
Protestan Öncesinde Yaratılış
Cuma ve Pazarın Ötesinde

 

hacker etiğihacker etiği
ayrıntı yayınları
çeviri: şebnem kaptan
188 s. ~ 14×20 cm.
istanbul . 2005
isbn: 9755394389

şenol erdoğan

şenol erdoğan. şu sıralar kaybedenler kulübü fragmanında “ne kulübü lan” diye bağıran kişi (filmi henüz izlemedim, başka neler söylüyor bilmiyorum). 6:45 yayın yönetmeni. underground poetix’in de doğal olarak editörü. türkiye’de sıkıysa yayınlayın lan denilen bir çok kitabın yayıncısı. şu dakikalarda radiofil server’ı bel verdiği için dinleyemediğimiz insan. ntvmsnbc bile röportaj yapmış biz niye yapmıyoruz demediğimiz insan tabii ki. o da güzel insanlardan. bu soruları 1 ay önce sorduk, pek güzel sebeplerden dolayı şimdi yayınlıyoruz.

kimdir?
şenol, üretmeyi seven, içinde kompleksler ve haset taşımayan ve bu sebepten de dünya insanıyla pek anlaşamayan; herşeyden önce bir “okur” sonra “yayıncı” ve “editör”.

neden?
üretim “iç”de başlar ve taşar, kendinizde tutamazsınız o denli çok ve güçlü olan şeyi.

düşlerde ne var?
daha huzurlu, madden daha rahat bir yayıncılık, daha çok kitap, daha fazla gülümseyen güzel “çocuk”, daha ucuz ve daha çok kitap kitap kitap…

ne yapmalı?
yapılan şeyden öte mi…bilemiyorum…elimden geleni yapıyorum, imkanlarım el verdiğince, bazan fazlasını-zorlayarak.
benim öyle “devrimsel” “değiştirme” arzularım vs yok. derin mevzular elbet, benim inanç sistemim: “olanın olması gereken, olacak olanında olmak zorunda olan olduğu” üzerine kuruludur.

ilham verenler?
en tabanda lise türkçe öğretmenim, sonra aziz nesin,ucuz romanlar, babam(genetik), sonrasında ilk başlarda: enis batur. en öenemlisi: AFA yayınlarıın kurucusu Atıl Abi (Ant), okuduğum tüm yazarlar, ilk tanıştığımda -92 senesi- Altıkırkbeş ve elbette Çaydamlı.

ne okuyalım?
maymun iştahlılıkla okuma serüvenine girilmediği sürece “gerçek okuma karakteri”nin oluşmayacağına inanırım, yoksa insan tonlarca şey içinden okuması gerekenleri okumak istediklerini nasıl anlayabilir ki zaman içinde.
ben herşeyden önce antropoloji ve anatomi diyorum, sonra tıp, edebiyattan önce hele!!!
ama ille de isim dersen Graiil Marcus Ruj Lekesi Ayrıntı Yayınları derim hep

ne dinleyelim?
ben noise, Burzum, Deicide ve Sex Pistols manyağıyımdır.
god speed you black emperor derim..

ne izleyelim?
bu sitedeki her şeyi:
http://thesoundofeye.blogspot.com/search/label/SHORT

bize ne sorarsın?
ben hep insanların sözde bir arada olduğunu iddia ederim, heleki son 5 yıldır artık söz de bile bi arada olamadıklarını görüyorum, neden sözde aynı ruhu taşıyan adamlar bile birbirini sikmeye çalışıyor bu ülkede, neden ılık kompleksinden geçilmyor, neden voltranı oluşturamıyoruz diye sorarım
<etilen>herkes sikinin derdinde olduktan sonra bir 5 yıl daha oluşturamayız derim</etilen>

<etilen>bu soruyu kendin sorup kendin cevaplar mısın?</etilen>
sıkıldın mı?
hayır!

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.