Etiket: avrupa

modern avrupa halkları tarihi

tebaası olmayan kralların hüküm sürdüğünü, askerleri olmayan generallerin savaştığını veya işçileri olmayan işinsanlarının kar ettiğini düşünün. böyle saçma durumları ciddiye almak oldukça zor, öyle değil mi? oysa tarih çoğu zaman sanki toplumda yalnızca yöneticiler, savaş liderleri ve para babaları varmışçasına yazılır ya da en azından anlatılmaya değer görülen sadece bu insanlardır. kitabın yazarı bu fikre itiraz ediyor. bu kitapta, anlatılmaya değer olanın halk ve halkın hikayesi olduğu iddia ediliyor. başka türlü ifade etmek gerekirse, sıradan insanların tarihteki rolü, modern avrupa tarihinin ayrılmaz bir parçasını oluşturmasına rağmen genellikle ihmal edilmiştir. tarih, gelecekte ortaya çıkacak türlü olasılıklara işaret ederken toplumların nasıl geliştiğini ve değiştiğini anlamamızı sağlar. bu, genellikle karanlık çağlarda mücadele eden insanların hikayesidir.

çoğu zaman özellikle “gelişmiş” toplumlarda yaşayan insanların doğuştan iyi ve “medeni” olduğu gibi bir yanılsamaya kapılıyoruz genellikle ülkede yaşanan saçmalıkları değerlendirirken. sanki o toplumlar başından beri iyi ve iyiye doğru ilerlerken, bizde tam zıttı mevcut algısı, genelgeçer kanı olmaya başladı. halbuki dönüp bakıldığında bu toplumların da benzer süreçlerden geçtiğini ve elde etmiş oldukları kazanımların büyük çoğunluğunu uzun yıllar süren mücadelelerin sonunda elde edildiğini görmek en basit çıkarımlardan biri. bu paragrafta bizim için ulaşmak ettiğimiz nokta daha vermemiz gereken çok fazla mücadele olduğu. günümüz şart ve koşullarında kötülüğün kazanamayacağı gerçeğini unutmayın.

konumuza gelirsek ise karşımızda william a. pelz’in modern avrupa halkları tarihi mevcut. giriş bölümünden aldığımız alıntı bizim ne olduğunu anlatmamıza gerek bırakmayacak kadar güzel özetlemiş. ortaçağın çöküşünden, 20. yy avrupasına uzanan bir yolculuktayız. fransız halk ayaklanmasına, işçi sınıfının yükselişine, faşizmin doğuşuna, soğuk savaşa, berlin duvarı’ndan prag baharı’na uzanıyoruz. ama bu sefer halkın bakış açısını ve yaşadıklarını baz alarak.

sizi yeterince düşündürüp, tarihe bakış açınızı biraz da olsa değiştireceğine emin olduğumuz harika bir eser özetle. acele etmeden ve sindire sindire okumanız dileğiyle.

modern avrupa halkları tarihi
william a. pelz
türkçesi: nil tuna
kolektif kitap
2017, 320 sayfa

europeana collections

Explore 53,271,009 artworks, artefacts, books, videos and sounds from across Europe.

üstteki alıntı her şeyi özetliyor. avrupa sınırlarından 53 milyondan fazla kitap, video, ses, fotoğraf arşivi. belki de şimdiye kadar paylaştığımız arşivler içerisinde en dolu dolu olanı. sık kullanılanlarınızda üst sıralara alınız. biz anlatmayalım siz keşfedin.

europeana collections

intihar saldırıları ve toplumsal duyarlılık

toplumsal ya da daha geniş bir çerçevede küresel duyarlılık konusundaki düşüncelerimizi garissa olayı üzerinden daha önce paylaşmıştık. an itibariyle toplumumuzun ve dünyanın büyük bir kısmının ilgisi intihar saldırılarına yöneldiği ve brüksel saldırısı sonrası verilen tepkiler ile ülke sınırları içerisinde yaşananlar sonrasında dünyanın verdiği tepkiler bir kez daha karşılaştırılmaya başlandığı için hatırlatma ihtiyacı hissettik.

öncelikle intihar saldırıları dünya üzerinde yeni bir şey değil ama 2000 sonrası dönemde olağanüstü bir artış gösterdiği gerçeği mevcut. chicago üniversitesi’nin veri tabanı sağolsun ufak bir araştırma ile bütün fotoğrafı görebiliyorsunuz. 1982-2015 arası verileri içeren bu veritabanına göre 1982-2015 yılı arasında tam 4814 intihar saldırısı gerçekleşmiş ve bu saldırılarda 48.465 kişi hayatını kaybetmiş. 1982-2000 yılları arasında toplam intihar saldırısı sayısı 174 iken, 2000 sonrası döneme 4640 saldırı düşüyor.  sadece 2014-2015 yılları arasında da 1000’den fazla saldırı var. rakamlar fazlasıyla çarpıcı ve şaşırtıcı gelmiş olabilir. endişelenmeyin. tv 8’de survivor var.

dünyada en fazla intihar saldırısı olan ülkeler sırasıyla Irak (2008), Afganistan (1079), Pakistan (501), Suriye (192), İsrail/ Filistin (172), Nijerya (130), Sri Lanka (115), Somali (103) ve Yemen (99). Türkiye ise 32 patlamayla 13. sırada yer alıyor ve ciddi bir hızla listede ilerliyor. ne oldu da 2000 sonrası dünya özellikle ortadoğu’da kafayı yedi diye düşünebilirsiniz – cevabının oldukça basit olduğunu da belirtmek isteriz – ABD’nin Afganistan ve Irak işgali. Örneğin Irak’ta 2003 yılına gelene kadar sıfır (0) ihtihar saldırı varken, ABD işgali sonrasında 21.137 kişi sadee intihar saldırılarında hayatını kaybetmiş. benzer durum afganistan için de geçerli – 2002 yılına kadar sıfır (0) intihar saldırı varken, 2002’den sonra 1059 saldırıda 4778 kişi hayatını kaybetmiş. merak etmeyin. yeni iphone modeli henüz çıktı.

konumuza geri dönecek olursak, eleştirilen nokta neden dünyanın ve özellikle avrupa’nın ikiyüzlülük yaptığı. sebepleri ise oldukça basit ve ortada. özellikle bunu eleştiren kesim; kaç kere ırak, afganistan, pakistan, suriye, nijerya, sri lanka’da yaşanan intihar saldırılarına tepki gösterdiniz? orada yaşayanlarla birlikte yas tuttunuz? tutmadanız. ama orada savaş var demeyin, sizin ülkenizdeki savaşın sonuçlarını cumhurbaşkanı göğüs gere gere açıkladı son 5-6 ayda 3300’den fazla kişi öldü (ki bu rakamın daha fazla olduğunu biliyoruz), koca ilçeler yerle bir oldu. yani senin ülkende de savaş var. ama oralar uzak ve küçük (ve hatta gayri safi milli hasılaya göre geri kalmış ülkeler), biz avrupa’nın dibindeyiz demeyin, dünya liderinin kendi dünyasında anlattıkları kadar büyük bir güç değilsiniz. avrupa için de oldukça uzak ve küçüksünüz.yani bir nevi bizim ülkede yaşananlar doğal bir sonuç iken, avrupa’nın herhangi bir yerinde yaşananlar ise beklenmeyen bir felaket.

bütün bunlardan da öte insan oğlunun sadece doğrudan etkilendiği olaylara tepki verdiğini bertolt bretch çok güzel özetlemişti. bunu siz de yapıyorsunuz ve inkar edemezsiniz. dolayısıyla klavye başında küresel duyar arayışı içerisinde olmanız yerine, büyük problemin çözümüne katkıda bulunabilecek küresel bilinci oluşturmaya katkı vermeniz dileğiyle. birazcık empati başlangıç noktası olabilir. aksi takdirde kendinizi kandırmayı bile beceremiyorsunuz.

kılıçla yaşayan kılıçla ölür

İsrail modern ve demokratik olduğu iddia edilen dünyamızda savunma amaçlı olarak(!) çoluk çocuk demeden bomba yağdırıyor, dünyanın en yoğun nüfuslu ülkesine. Avrupa ülkelerinden ise devletler, yönetimler anlamında cılız sesler çıkarken halklar ses çıkarmaktan korkmuyorlar.

Fransa’dan, Belçika’dan, Amerika’dan ve hatta ve hatta İsrail’den bile çok büyük katılımlı olmasa bile bu vahşete karşı seslerini yükseltiyor insanlar. Böyle bir vahşet,böyle bir aymazlık ve kana susamışlık karşısında birşeyler söylemek, ses yükseltmek pratikte Filistin halkına yararlı oluyor mu bilmiyorum. Ancak ruhsal açıdan bir yardım mümkün olabilir.

İsrail dışişleri bakanı Tzipi Livni, o gırtlaktan gelen ibrani aksanlı ingilizcesiyle Filistin’de insani bir krizin yaşanmadığını söyledi.Savaşın kendisi bir insani kriz değilmiş gibi.

Alman Nasyonel Sosyalistler 2.Dünya Savaşında Yahudi milletine olan kinlerini, onları önce gettolarda sonra da toplama kamplarında itlaf etmekle gösterdiler. Yahudiler yanında ari ırkına ait olmayan her insan, eşcinsel, çingene, romen, sakat ve özürlü insanları gazla zehirlemişler ve arkasından fırınlarda yakmışlardır. Sırf 6 milyon Musevi insanın öldürüldüğü, kendilerinin tuttukları istatistiklerden anlaşılmaktadır. Böyle yoğun tarihi, insani travmalar yaşamış bir toplumun iki ruh haline sahip olması gerektir. Ya barış yanlısı bir devlet kuracak ve silahlardan uzak kalacaklardır ya da aksine ‘Never Again’, yani ‘Bir Daha Asla’ deyip silahlanmaya tapmaya ve hertürlü demokratik uzlaşı, açılım ve anlaşmalardan uzak kalacaklardır. Bugün görülüyor ki İsrail ikinci seçeneği benimsemiştir.

Golan tepelerinden çekilmeleri halinde İsrail’i tanıyacaklarını söyleyen arap devletlerini elinin tersiyle iten Ariel Şaron onlara yani araplara defolup gitmelerini söylemiştir.

İsrail kılıçla yaşayan bir devlettir. Hz.İsa’nın söylediği rivayet edilen ”kılıçla yaşayan kılıçla ölür!” sözü İsrail ordusunun kulağını tıkamaması gereken bir sözdür. Zira Hamas vuruldukça güçlenen bir oluşumdur ve gücünün kaynağı halktır. İsrail eğer demokartik bir Filistin istemek konusunda samimiyse ve perçemli ibrani evlatlarının güvenlik içinde yaşamasını garantilemek istiyorsa halkı kazanmalıdır, Filistinlileri insan olarak görmelidir… Zira Rusya o devasa ordu gücüne rağmen kaçmak zorunda kalmıştır işgal etmek istediği Afganistan’dan.

Hamasın roket bile sayılamayacak o bombaları İsrail’e fırlatması ve nadiren de olsa birilerini öldürmesi elbetet onaylanamaz. Ancak Hamas İsrail işgalinin yarattığı bir sonuçtur. Ve en az İsrail ordusu kadar Hamas örgütü de bir körlük içindedir. Yine bu kör dövüşünün içinde her savaşta olduğu gibi en zayıflar, yani çocuklar ve kadınlar ölmektedir.

İsrail’in Gazze saldırısıyla öfkelenip İran İsrail’i vursun artık demek ise 3.dünya savaşının çıkmasını istemek anlamına gelmektedir.

Dua edelim de bu kan dursun.

“insanlık” tarihi

avrupalılar, 10 ile 20 milyon arasındaki afrikalı’yı köle yapıp amerika’ya götürmek için afrika’da 100 ile 200 milyon arasında insan öldürdüler.

o dönemde ingiltere’nin nüfusu 3 milyon, ispanya’nın nüfusu ise 11 milyondur. kongo’nun 1985’te tahmin edilen nüfusu 20 milyonun üzerindeyken 1904 yılında bu rakam 8 milyona düşmüştür.