Adonis

koparken durduğun yeşil geçitte yüzün asılı saçlarından sonra anlamlanamaz hiçbir kare öyle hiçbir kare saatleri silmez zamandan ölümlülerin en güzeli bir tel kumral en yüklüsü iki göz dönüyoruz başa  dönemiyoruz başa… anda takılı bir an gelip oturduğumu hatırla yanına beklediğimi sessizliği sessizliğin ellerimde beklediğini suslu, kırık gidişlerin duman duman kayboluşların küflü bir sesim sadece ardında

Palyaço Kokusu

hey hişt Adam! – 1 – dinle, ben kendimi seslendiriyorum sen palyaçoyu seslendir sakın bana ölü palyaçolar konuşamaz deme zaten bunu sen de bilmiyorsun kokuyu duydun mu? palyaço cesetleri, kuru portakal kabuğu gibi kokar üzerine zaman çentilmiş kırmızı burun değil; kırmızı lastik top durur yanında zaman serilir kutuda uçsuz bucaksız bekler zaman hişt Adam! -2-

İyinin ve Kötünün Ötesinde

İyinin ve kötünün ardında olma durumu, iyinin ve kötünün yokluğuna işaret etmez. İyinin ve kötünün ötesinde olma durumu, bir şeyin iyi ve kötü kavramları ile değerlendirilemeyeceğine işaret eder, kısaca iyinin ve kötünün ötesinde olan ne varsa onu “iyi” veya “kötü” sıfatlarıyla değerlendirmek mümkün olmayacaktır. Bu durum, iyinin ve kötünün ötesinde olan şeyin iyi veya kötü

Aşk Hakkında Kısa Bir Yazı

Boş ve dolu süt şişeleri, dökülmüş süt, kanla boyanmış süt. Süt, kar, beyaz, ilk aşkın, saf aşkın masumiyetini, Tomek’in masumiyetini çağrıştırmak istiyor Kieslowski, Magda’ya gelince boşalan süt şişeleri Tomek tarafından dolduruluyor. Magda’dan boş süt şişesini Tomek saklayıp, ona dolu süt şişesini verirken, Magda bir başka boş süt şişesini veriyor Tomek’e. Tomek’in röntgenciliği klasik bir röntgencilik

Yanılsama

Yanılsama hayatımın her yanında bir ayna görevi görerek bağışladığım tüm anlamların bana geri dönmesine neden oldu. Herhangi bir anlam yükleme denemesinin anlamın kendi içinde hiçlenmesi ile boşa düşmem beraberinde geldi. Aşkın bu yazılarımın belli dönemlerinde farklı farklı tanımını yaptım, uzun zamandır üstünde kendimle mütabık kalıp kullandığımız tek bir tanımı var: Karşıdakini kendi eksikleriyle bir mükemmel

sözcükler bizi kör eder

Birbirimizi anlayamayacağız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır. Sözcükleri kullanmakla, sessiz dünyaya kendi düzenimizi zorla kabul ettirmiş oluruz. Kendimizi güvende hissederiz. Sözcük kullanmamız, etrafı