Etiket: anlatı

AYAKLAR

Çakılmış İsmail, devası yok.
Oturma odasında bir korkuluk.
Korkuluk, eve ilk taşındığında söktüğü panjurlardan.
Kıyafeti yok, çulsuz ve sessiz bir korkuluk.
Başı ve ayakları ve elleri yok.
Bir hayalet ya da iskelet gibi geliyor gözüne günlerdir.
Hiçbir yere gitmemenin ve hiçbir yerden dönmemenin; kendinin şeceresini tutuyor aylardır.
Duvara yaslı, duruyor haftalardır.

Evim meyden yapılmadıysa, neyden yapıldı, diye soruyor İsmail.
Her artan adım neyimde başka bir delik.
Topuklar var diyor İsmail.
Topuk var topuk var.
Eskimiş, çiğ asfaltı ezen topuklar.

Odada hava karanlık her daim, akvaryumun suyu koyu ve kara bir elma rengini koruyor.
Gözü sönük odanın, hafızası dipdiri.

Tavana bitişik pencereyi aralıyor.
Bu kot farkı gözleri kör biri gibi, kulaklarını güçlü kılmış İsmail’in.
İsmail gelip geçen ayak seslerini duyuyor, sabahın ilk saatleri, sokak kalabalık.
Ayakkabıların farklı seslerini ezber etmiş.
Sanki ayakkabılar konuşuyor artık.

-Huzuru yakalayabilir miyim? Ne kadar hızlı? Ne kadar yavaşım? Aramızdaki mesafe ne kadar? 
-Savaşı başlatabilir miyim? Başlarsa kaçar mıyım?
-Ne kadar canlı ne kadar ölüyüm?
-Kumbara mı doldurabilir miyim? Ne kadar zaman alır?
-Kundura, bir çift kunduram olsaydı!

Kalabalıklaşıyor ayak ya da ayakkabı sesleri, kalabalıklaştıkça kararır gibi karmaşıklaşıyor.
Ayak sesleri yükseliyor. 
Kurulan cümleler, sorulan sorular, derinleştikçe siliniyor.
Bir saate bakakalıp zamanı durdurmanın hayalini kuruyor İsmail.
Çalışsaydı, bir işi olsaydı eğer, işten eve dönüş yolunda olacaktı bu saatlerde. Akşam oldu diyor İsmail. 
Çoğul değil artık tekil ayak sesleri.
Azaldılar. 
Akşam oldu diyor İsmail.
Her eksilen adım yalnızlık yapbozumu tamamlıyor. 
Lambayı yakmıyor İsmail.
Aklım karanlık değilse ney.
Ruhum karanlık değilse ney. 
Sesim karanlık değilse ney. 
Evim karanlık değilse ney. 
Sökemiyor İsmail, devası yok.

Kişisel Erişim Hakkı

İçinde birden fazla olanın bütüne yakın olması ve bir ses dalgasıyla ayrı yönlere dağılıp bütünden uzaklaşıp artık toplu olanı öldürme isteği – metrekaresi daraltılmış nefes alıp verme alanının gittikçe kendinden daha dar bir odaya dönüşmesi – içindeki ikinci tekil şahısların bedenlerinin ve eşyalarının zamanla değişip, dolapların yığından boşa doğru gidişi – bunlar olurken hızlandırılmış bir slayt gösterisi gözlerimin önünde.

Verdiği sözü tutamayan biri olmak veyahut şahsiyet, aslında neden olduğunu hiç bilmediğin arkadaş sohbetlerinde; olandan, dünden, gelecekten şikayetler, Kaf dağından ya da yüksek olan bir tünelin içinden yargıları tamamlanmış infazlar gerçekleştirmek.
Ark dibinde oynayan çocukları izlemek ne vakitten beridir güzel bir şey gibi geliyor bana – ev, ne ara özlenmesi gereken bir duruma dönüştü? Kablolara bağlanmış  dört çarpı beşe denk gelen bu distopyadan kurtulmak için danışmam gereken bir süper kahraman var mı?

Ev diye tabir ettiğim tek kişilik uyuma bölgesinden ayrılıp farklı yollardan aynı yerlere çıkmak  ve farklı bir yere dönüyormuş gibi yaparak yine aynı yere gelmek.
Hiç kimse birbirinin ölümüne tanık olmak zorunda değil – hiç kimse hastanedeki ölmek üzere olan bedeninizin başında size bir sandalyeden ölü refakati yapmak zorunda değil ve tüm bunlar masraflı bir cenazeye dönüşmemeli asla.

Özerk kuvvetler hazırlanmışlar, devrim yapacaklarmış. Özerk bir diktatör var başlarında görüyorum, o elinde silahıyla kendi özgürlüğünü devrimle süsleyen kişi arkadaşım değil mi? En son bir kahve içmiştik, nasıl oldu da özelleştirildi. Ata-sının izinden gidenler var, onur ve şereften bahseden madalyalar, hürriyet için savaşmanın ne denli değerli olduğundan söz-eden  hepsi de üniformalı birbirlerine karşı insanlar  – ben aptallığın tanımını size sizi göstererek yapamam – gözünüzün önündeki perde İslam-dan değil,  özünüzü oluşturan hırsın getirdiği bir bilinçsizlik – ki öyle olmasaydı korkak olurdunuz.  Korkudan susmak değil – bilinçten korkmak.

Birey olabilmek için ne yapmam gerekiyor? Kişisel erişim haklarım gasp edildi.
Bu duvar neden delik deşik? Pencereden biri mi bakıyor? Perdeyi kapatmalıyım, çıplak hissediyorum.
Alo? Cevap vermeyecek misiniz?

Bir video çekmeliyim, bir canlı yayın yapmalıyım, birini öldürmeliyim, biriyle ortak olmalıyım – hayır yalnız kalmalıyım, merhaba şuradan düz gideceksiniz ileride solda,  kolaya zam mı geldi? Ne yemek yapayım? İyi günler, hizmet kalitemiz gereği görüşmelerimiz kayıt altına alınmaktadır, lütfen dördü tuşlayınız, yeniden giriş yapınız, hatalı şifre, hesabınıza giriş yapıldı, ödemeniz gecikti, nakit avans çekimi, alooo? Ücretsiz deneme hakkı, bunu mu demek istediniz? Neyi mi demek istedim? Kapıda ödeme, iyi günler görüşmelerimiz öldüğünüzden kaynaklı başka bir dünyaya ertelenmiştir. Öldüm mü? Rüyalar, yanımdaki kim? Money kartınız var mı? Money kart? Tütün çok kuruymuş, oranın kahvesi çok güzeldir, merhaba, kira için zam, hastalıklı biri misin? Pardon müsaade eder misiniz? Kolundaki izler ne? Bira içelim mi? Allah hakkında ne düşünüyorsun? Bir işe girsen iyi olacak –

İyi günler, gerçeğe ulaşmak için ikiyi tuşlayınız – merhabalar kanalıma hoş mu geldiniz – bugün çocuklarımı öldüreceğim. Neden ağlıyorsun? Peşimi bırak artık! Üyelik için kredi kartı bilgileriniz, camileri bombaladınız mı? Gün doğdu hep uyan… Simit saaat onurlu yaş… devletimiz ve milletimiz, mahallemizi savunuyoruz yol… dinsiz piçler, caizdir, allahuekber,

iyi günler yeni bir yaşama geçiş yapabilmek için kareyi tuşlayınız
Alo? Orada mısınız?

Müzik bitti.