Etiket: animasyon

the turning point

steve cutts yıllar önce paylaştığımız ve yakından takip ettiğimiz güzel insanlardan. karşımızda ise wantaways’in (ken seto) müziklerini yaptığı steve’in kendi yazıp-çizip-yönettiği harika bir kısa film var: “the turning point”. yani dönüş noktası. iklim değişikliği, ekosistemin yokedilişi ve soyu tükenen türlere daha farklı bir noktadan bakıyor. insan türünün sonuna ne zaman geleceğiz?

sleeping betty

garip insanlar ve gerçeküstü alışkanlıklar ile dolu bir dünyada, kraliçe ağlar durur: ama kızı betty bir türlü uyanmaz. sarayın baskısı ile kral harekete geçer, bir şövalye yardımıyla yatağı kıpırdatır, önce doktor sonra bir cadı çağırır ve son çare olarak prense telefon eder. prens, at sırtında betty’nin yatağına doğru yol alır -maceralarla dolu bir yolculuk- biz başkalarını genç kızı uyandırmaya çalışırken izleriz. gözlemciler arasında bir soytarı, 8. henry, kraliçe victoria ve çok gözlü çirkin bir yaratık vardır. prens her şeyi doğru yapacak mı? neredeyiz?

hikayeyi biliyorsunuz. uyuyan güzel. fakat zihinleri uyandıran bu versiyonunu bilmiyorsunuz. iyi yolculuklar.

iyi ki varsın gezi

yaşadığımız, okuduğumuz, izlediğimiz kadarıyla biliyoruz ki; gezi direnişi, ülke tarihinin tartışılmaz dönüm noktalarından biri oldu. cesaret, dayanışma, çeşitlilik, mizah, bedel, acı…insana ve hayata dair ne varsa hepsinin bir arada var olduğu ve var ettiği bir süreçten geçtik, geçiyoruz. ne kaybettiklerimizi yaşatmaktan vazgeçtik ne de miras bıraktıkları mücadelelerinden. çok fazla yazıldı çizildi, amatöründen profosyoneline herkes elinden geleni yapmaya çalıştı. gezinin 2. yıldönümünde, infografik.com ekibi tarafından hazırlanan bu animasyon ve gezi sürecinin ilk 10 gününü anlatan bu görsel, gezi direnişi için hazırlanan birçok çalışmalardan sadece ikisi. alanımdan kaynaklı olacak ki grafik, minimal, animasyon çalışmaları her zaman daha etkili olmuştur benim için. okumuş ya da okumamış olabiliriz, görmüş ya da görmemiş, izlemiş ya da izlememiş olabiliriz ama tekrarlamakta, hafızayı diri tutmakta fayda var. buyrun;

9009811883_44f2260fa8_o

özellikle kendine has tarzıyla .gif üzerinden animasyonlarıyla aşmış abimiz. göz atmayı ihmal etmeyin.

hudson christie

harikulade gözlü adam

“the man with the beautiful eyes” bukowskinin bir şiiri 1992’de yazmış. 1999’da jonathan hodgson ve jonny hannah izleyeceğiniz bu harika animasyonu tamamlamış. çevirisi de bizden olsun;

çocukluğumuzda
bütün pancurları
her zaman…
kapalı
tuhaf bir ev vardı
ve hiç ses çıkmazdı
o evden
bahçesini sarmaşık sarmıştı
severdik
sarmaşıkla
oynamayı
Tarzan
olduğumuzu hayal ederdik
(her ne kadar Jane olmasa da)
bir de
balık havuzu vardı
büyük bir havuz
ömrünüzde görebileceğiniz
en iri kırmızı
balıklar yüzerdi
o havuzda
ve insana alışıktı
balıklar
suyun üstüne çıkıp
elimizden ekmek yerlerdi
ebeveynlerimiz bizi
uyarmışlardı
“o evin önünden bile geçmeyin”
biz de
giderdik
tabii ki

o evde birinin
yaşayıp yaşamadığını
merak ederdik
haftalar geçtiği halde
kimseyi görememiştik…

sonra
bir gün
bir ses
geldi
evden
“ALLAH’IN CEZASI KADIN”

erkek sesiydi

sonra
ön kapı
açıldı
ve bir adam
çıktı
evden.

sağ elinde
bir şişe
viski.

otuz
yaşlarındaydı
ağzında
puro vardı
ve sakalı…
uzamıştı
saçı
karmakarışıktı
yalın ayaktı
üstünde atleti ile
pantolonu vardı
ama
gözleri
parlaktı.
pırıl pırıl
parlıyorlardı
ve
bize bakıp
“küçük beyler
eğleniyorsunuzdur
umarım?” dedi

sonra küçük bir
kahkaha atıp
içeri girdi.
biz ayrıldık.
bizim evin bahçesine
gidip
gördüklerimizi
düşündük.

ebeveynlerimizin
bizi o evden
böyle
harikulade gözleri olan
güçlü
ve doğal
bir adamı
görmemizi
istemedikleri için
uzak tutmaya çalıştıklarına
karar verdik.

ebeveynlerimiz
öyle olmadıkları için
utanıyorlardı
bu yüzden istemiyorlardı
o eve gitmemizi…

ama
o eve
sarmaşığa ve insandan korkmayan
kırmızı balıklara
yine gittik.
haftalar boyunca
bir çok kez.
ama o adamı bir daha
ne duyduk
ne de gördük.

pancurlar
her zaman olduğu gibi
kapalıydı
ve evden çıt çıkmıyordu.

sonra
bir gün
okuldan
dönerken
evin
önünden geçtik.

yanmıştı
hiçbir şey kalmamıştı.
dumanı tüten
karar demirler sadece,
havuza baktık…
ama su yoktu içinde
ve şişman
kırmızı
balıklar
ölüydüler havuzda,
kuruyorlardı
bizim
bahçeye gidip
konuştuk
ve evi
ebeveynlerimizin
yaktığına
karar verdik
onları ve
balıkları
öldürmüşlerdi
çünkü herşey çok güzeldi,
sarmaşıktan bile eser
kalmamıştı.

korkmuşlardı
harikulade gözlü
adamdan.

ve…
biz de
hayatımız boyunca
başımıza böyle birşeyler geleceğinden,
o adam gibi
güçlü ve harikulade insanları
yaşatmayacaklarından ve
bir çok insanın bu yüzden
öldürüleceğinden
endişe ettik.

charles bukowski

raoul servais – chromophobia . 1966

chromophobia özünde yunancadan geliyor: “chroma” renk demek, “phobos” ise bildiğiniz fobi ya da korku. ikisini birleştirme yetisine sahip olduğunuzu biliyoruz.

raoul servais ise belçikalı ressam ve animasyoncu. bu da ikinci kısa filmi. yorum size ait.