Etiket: anı

-ad infinitum-

adını görürüm
iki kere yumarım gözümü
ikincisi uzun
giderek
kuruyan aksimi
sesinden toplamış
bir sabah
öyle sabahlar
anlamadığını sormaya korkan
çocukça
onu ararım
saat 08:10

hiçbir yerde
ve yarın parantezlerinde
aşınır vapur koltukları
yağmur altıdır
sabahtır
eriyene kadar kimsesi
basketbol sahalarının
ölesi gelmekle
işe yetişmenin orta boşluğu

hiç pişman olmamış gibi
aynı yolda
aynı adımı
aynı tabanla

elini değdiği kağıtlar
bende
göğsünde ısınmış kumaş parçası
bende
bir çiftten bir tek kalmış gri çorap
iki hücre
on milyon atomu
hiç sevmemişseliği
öyle sanmışsalığı

gelip geçen adamlar
mülteci bıyıkları
yabancı kocaman parantez içleri
suya bakarım konuşurlar
dalgın
suya bakarım
suyun
bildiğim dildeki sakallarına
küçük
sevimli mastarlarına
tümcelerinin

kimse
nereden gelse
ne dese
suya benzemese
çölümdür
suya bakarım
suyu bilir
suca düşünürüm
akıp gidenimdir
solan bulutumdur
ad infinitum. ad infinitum

Palyaço Kokusu

hey
hişt Adam!

– 1 –

dinle,
ben kendimi seslendiriyorum
sen
palyaçoyu seslendir
sakın bana ölü palyaçolar konuşamaz deme
zaten bunu sen de bilmiyorsun

kokuyu duydun mu?
palyaço cesetleri,
kuru
portakal kabuğu gibi kokar
üzerine zaman çentilmiş
kırmızı burun değil;
kırmızı lastik top durur yanında
zaman serilir kutuda
uçsuz bucaksız bekler zaman

hişt Adam!

-2-

dinle,
küçük kızlar ceylanları sever
gözlerinde ırmaklar akan ve bal parlağı kahveleri
gergin alnı
müstehcen şakağı
sokak lambasında aydınlanan üzüm karası saçları
omuza düşer
yüze düşer
küçük kızın içine düşer

hey Adam!

– 3 –

dinle,
küçük kızlar kadın olur
palyaçolar ölür
portakal kokusu kalır küçük kızların elinde
kokular unutturmaz
kokular döner gelir kalabalık
dönüşür dünler
dirilir palyaçolar

hey
hişt Adam!

– 4 –

dinle,
ben kendimi seslendiriyorum
sen
palyaçoyu seslendir
sakın bana ölü palyaçolar konuşamaz deme
bunu sen de bilmiyorsun

bir ceylan
bir ay altında su içiyor hala
hala yanına yanaşılmıyor o bal parlağının
ve öfkeyi aşıyor içinden geçen gün batımı sarısı

konuş!
söyle!

Uçsuz bucaksız bekleyen zamandan
tebessümlü hatırlayışlardan

kıpırdasın yapraklar
avuçlarıma eğilsin ceylan
soluk alsın eski eski
portakal kokulu ellerimi suya daldırıyorum…

1979:bir kolektif anı projesi

“Deru” ile ilk münasebetimizi bir müzik bloğundaki “yeni albüme yeni interaktif site” haberine borçluyum. öyle ki siteye girdikten ancak bir yarım saat sonra kendimi ‘Deru’ bestesi dinlerken bulabilmiştim. müzikten öte, müzikten ziyade bir paylaşım yaşanıyordu orada. bir parçası olmak istememek işten değil.

malum site ve diğer her şey.