Etiket: anarşist

anarşist banker

anarşist ne ister? özgürlük. kendisi ve başkaları için, tüm insanlık için özgürlük. toplumsal kurguların ya da kısıtlamaların etkisinden kurtulmuş olmak ister; özgür olmak ister, tıpkı dünyaya geldiğinde olduğu gibi, tamamen adil koşullarda olması gerektiği gibi; üstelik bu özgürlüğü hem kendisi hem de diğer herkes için ister. doğa karşısında bütün insanlar elbette eşit olamaz; büyükler ve küçükler, güçlüler ve zayıflar, zekiler ve daha az zekiler vardır… ötekiler de, herkes kendi arasında eşit olabilir; bunu engelleyen şey, toplumsal kurgulardır, dolayısıyla bu kurguları yok etmek gerekir.

daha önce huzurluğun kitabıyla kısaca bahsetmiştik pessoa’dan o da daha ziyade hayatını kaybettikten sonra kıymeti bilinenlerden. kitabımız anarşist banker. kısaca bir bankerin nasıl anarşist olduğu sorusunu yanıtlıyor. sayfa sayısı olarak da kısa bir kitap olmasına rağmen sordurduğu sorular ve düşündürdükleri ile kolay kolay hazmetmek çok mümkün değil. yavaş çiğnemek her noktada bildiğiniz gibi daha sağlıklı.

kapitalizmi ve sosyalizmi eleştirirken savunduğu anarşizmi de sorgulaması ve getirdiği bakış açısı kanımca oldukça değerli. toplumsal kurgulara öyle ya da böyle dahil olan bizlere de net bir ayna tutmuş olması kitabın değerini daha da arttırıyor. bize de antikçağ felsefesine selam çakarak bu tartışmayı açan metni muhakkak okumak kalıyor. kısa bir örnek ile yola çıkıyorsunuz;

Eğer bir insan köle olmak için doğmuşsa, onun karakterine aykırı olan özgürlük, onun için bir zorbalık olacaktır.

anarşist banker
fernando pessoa
türkçesi: ışık ergüden
Sel Yayıncılık
2018, 69 sayfa

jamie reid, muhtemelen adını duymadınız ama üstte görmüş olduğunuz görselleri defalarca gördünüz. kendisi Sex Pistols’ın “Never Mind the Bollocks, Here’s the Sex Pistols” albümünün kapağını hazırlamış abimiz. sonrasında pank estetiği diye bir şey varsa Malcolm McLaren ile yarattıklarını da şimdi öğrenmiş bulunuyorsunuz. kendisi nerden baksan anarşist ve sitüasyonistlerden de ciddi anlamda etkilenmiş. üstüne üşenmemiş 5 yıl boyunca “suburban press” adlı radikal uçlarda dolanan dergisini çıkartmış. günümüzde ise üretimine ve londra civarında sergilerine devam ediyor. web sitesini de pek düzenli güncelliyor. dikiz atacağınızı biliyoruz.

jamie reid

çiçek kanı: anarşist-feminist bildiri

Biz, anarşizmin, feminizmin mantıksal olarak tutarlı bir ifadesi olduğuna inanan bir bağımsız kadın kolektifiyiz.

Bizler, her kadının kendi ezilmişliğinin yegane meşru sözcüsü olduğuna inanıyoruz. Her kadın, daha önceki siyasi bağlılığı ne olursa olsun, kendi ezilmişliğini fazlasıyla kendi içinden bilir, ve bu nedenle kurtuluşunun alacağı biçimi kendisi tanımlayabilmeli ve tanımlamalıdır.

Neden birçok kadın ‘hareketler’den bıkmış ve yorulmuş bir halde? Bizim cevabımız, hatanın tek tek kadınlarda değil, hareketlerin doğasında yattığıdır. Politik hareketler, bildiğimiz üzere, politik eylemlerimizi kişisel düşlerimizden ayrı tutar –ya düşlerimizin gerçekleşmesinin imkansızlığına inanarak onları terk edene ya da düşlerimize sımsıkı sarıldığımız için hareketi bırakana değin. Samimi anarşistler ve samimi feministler olarak, imkansızı düşlediğimizi, ve imkansızın tam olarak gerçekliğe dönüşmesinden daha azıyla asla yetinmeyeceğimizi söylemeye cesaret ediyoruz.

Kadınların kurtuluşu hareketinde iki ana eylem biçimi olagelmiştir. Birisi, en iyisinden kişisel düzeyde baskı ile uğraşmanın en anlamlı biçimlerinden olan, ancak en kötüsünden bir terapi grubu seviyesinin ötesine asla geçmeyebilecek, küçük, yerel, [bireysel] istençle örgütlenen bilinç-yükseltme gruplarıdır.

Diğer ana katılım tarzı ise, eylemlerini belirli politika çizgileri doğrultusuna odaklayan, kadınların ezilmesini somut, tek bir konuya odaklanan [ing. single-issue] programlara dönüştürmenin çok sancılı olduğu büyük, bürokratikleşmiş gruplardır. Bu tipteki gruplarda bulunan kadınlar genellikle bir süre için resmi sol politikaya katılmış, ancak diğer sol gruplar içindeki cinsiyetçiliğe tahammül edemişlerdir. Ancak solcu erkeklerin yukarıda bahsedilen tavırlarına tepki göstermelerinin ardından, resmi bir politik yönelime sahip pekçok kadın varoşlarda yaşayan kardeşlerinin ‘terapi grupları’ olduğunu düşündükleri [katılım tarzının] geçerliliğini kabul edememişler; ancak erkek-hakimiyetindeki Marksist-Leninist, Troçkist, Maoist retorik alanı içinde kalmaya devam etmiş, ve tepki gösterdikleri erkek sol grupların kullandığı siyasal örgütlenme biçimlerini kullanmaya devam etmişlerdir. Politik yetkinleşmenin tek konulu programlar etrafında bir hareket ‘inşa etmek’ anlamına gelmesi gerektiğini [söyleyen], böylece de ‘kitlelerin bilinçliliği bizim seviyimize ulaşana kadar sabırlı olmamız’ gerektiğini ima eden kadın hareketinin bir kısmında, eski erkek solun seçkinciliği ve merkezileşmesi bu sayede yerleşmiş ve zaten zehirlenmiş oluyordu. Ezilen bir insana ezildiğini söylenmesi gerektiğini varsaymak ne de büyük bir alçakgönüllülük! Onun bilinçliliğinin ancak bir konudan diğer bir konuya doğru azar azar artarak gelişeceğini varsaymak ne büyük bir alçakgönüllülük!

Geçen on yıl ve belki de daha fazla bir süre boyunca, soldaki kadınlar devamlı olarak kendi kurtuluşumuz için savaşmaktan kaçınmış, tüm kadınların ezilen bir grup oluşturduğu bariz olgusunu göz ardı etmişlerdir. Sayımız o kadar çok ve o kadar dağınığız ki, bizler hata yaparak kendimizi ‘erkeklerimizin’, babalarımızın veya kocalarımızın sınıfsal konumuna göre belirlenen sınıfların üyeleri olarak tanımladık. Böylece bizleri ezilen kadınlar olmanın ötesinde orta-sınıfa dahil olarak gören solcu kadınlar, bizim için öncelikli olan kendi mücadelemize katılmaktan alıkoymuşlardır. Bunun yerine, bizler kendimizi diğer ezilen insanların yanında savaşmaya adadık, yani bizim içinde bulunduğumuz kötü durumumuza kendimizi yabancılaştırdık. Pekçokları, yanlızca beyaz orta sınıf erkeklerin suçluluk tribinden kaynaklanan bu tavrın artık kadın hareketi içinde var olmadığını söyleyecektir; ancak bugün bile otonom kadın hareketleri içindeki kadınlar kendimizi örgütleme gereksinimine yoğunlaşmaksızın işçi sınıfındaki kadınları örgütlemek gerektiğinden bahsetmektedirler –sanki biz halihazırda o düzeyin ötesindeymişiz gibi. Bu (ilk önce ve öncelikle kendimizi özgürleştirmekte ısrar etmemiz), bizim bu [işçi sınıfından olan] ezilen kızkardeşlerimizi daha az sevdiğimiz anlamına gelmez; aksine tüm kurtuluş mücadelelerinde samimi olabilmemiz için en iyi yolun kendi ezilmişliğimizi kabul etmek ve doğrudan onunla uğraşmak olduğuna inanıyoruz.

Neden Anarşizm?

Bizler Marksist-Leninist analiz ve stratejinin reddedilmesinin politik bir naiflik anlamına geldiğine inanmıyoruz. ‘Demokratik merkeziyetçi’ bir grubun bile, bizim ‘öncü’ temsilcimiz olarak nitelendirilmesini reddetmenin siyasi olarak naif olduğuna inanmıyoruz. Hareketler ‘inşa etmek’le ilgili olan grupların doğası söyledir: 1) ‘fazlasıyla aşırı’ düşleri ‘gerçekçi’ düşlere dönüştürmek, ve 2) en sonunda bizzat tiranlığın bir organı haline gelmektir. Teşekkürler, kalsın!

Modern radikal tarih boyunca, Marksist-Leninist kuram ve pratiğe tamamen zıt giden –Bakunin’den Kropotkin’e, Sophie Perovskaya’ya, Emma Goldman’a, Errico Malatesta’ya, Murray Bookchin’e uzanan– ayrı bir radikal gelenek vardır ve bu Anarşizm’dir. Bu radikallerin çoğuna yabancı olan bir gelenektir, çünkü çok daha örgütlü olan Devlet ve Marksist-Leninist örgütlenmeler tarafından devamlı surette çarpıtılmış ve yanlış gösterilmiştir.

Anarşizm, sorumsuzluk ve kaos ile eş anlamlı değildir. Aslında, solun zamanı geçmiş örgütsel ve politika-yapıcı pratiklerine anlamlı alternatifler sunmaktadır. Temel anarşist örgütlenme biçimi [bireysel] istençle örgütlenen ve devam ettirilen küçük bir gruptur; bu grup, üyelerinin ezilmesini ve onların kurtuluşlarının alacağı biçimleri tanımlama doğrultusunda çalışmalıdır.

Kadınların örgütlenmesi, Yeni Sol’da ve Marksist solda, Devrim için birlikler oluşturulması olarak görülür. Ancak biz mücadeleye katılan her kadının bir Devrim olduğunu iddia ediyoruz. DEVRİM BİZİZ!

Toplumun bize dayatmayı hedeflediği davranışlardaki [içselleştirilen] kısıtlılığı ortadan kaldırmak için, içtepi ile hareket etmeyi öğrenmemiz gerekli. ‘Hareket’, bizlerin çoğu için bizden kopartılmış olan bir şeydi. Artık kendimizi bir hareketin üyeleri olarak değil, işbirliği içindeki bireysel devrimciler olarak düşünmemiz gerekiyor. Birbirini kişisel olarak tanıyan ve güvenen iki, üç, beş veya on bireysel devrimci, devrimci eylemler yürütebilir ve kendi politikamızı geliştirebiliriz. Lidersiz bir ilgi [ing. affinity] grubunun üyeleri olarak, her üye eşit seviyede iktidar düzeyine sahip olarak iktidarın hiyerarşik işlevini olumsuzlar. KAHROLSUN TÜM PATRONLAR! Böylece liderlerin bizim adımıza hareketin gideceği yönü belirlediği bir hareketin içinde kaybolup gitmeyeceğiz –biz kendi hareketimiziz, kendi hareketimizin yönünü biz belirleriz. Bizler, idare edilmeye, adımıza konuşulmasına ve nihayetinde de yatıştırılmaya izin vermeyi reddediyoruz.

Bazılarının öne süreceği üzere, Kadın Hareketi’nin bölünmesinin tüm devrimci etkinliğimizin sona ermesi demek olacağına inanmıyoruz. Hayır! Kadının ruhu ‘bir hareket’ tarafından yönlendirilecek ve manipüle edilemeyecek kadar geniştir. Kendi başlarına eyleyen ve kendi eylemlerine kendileri karar veren küçük gruplar, devrimci kadınların mantıksal bir ifadesidir. Bu, doğaldır ki çeşitli projeler ve konferanslar için birarada çalışan çeşitli grupların varlığı dışlamaz.

Bu amaçlar doğrultusunda ve diğer kadınlarla bağlantımızı koparmamak için, Massachusetts, Cambridge Kadın Merkezi içinde otonom bir kolektif olarak örgütlendik. Kadın Merkezi bir federasyon olarak, yani politika-üreten bir grup olarak değil, ancak çeşitli kadın gruplarının biraraya gelmesi için bir merkez olarak faaliyet gösterir. Gerektiğini düşündüğümüz zaman buna benzer bildiriler yazmaya da devam edeceğiz. Herkesten ve her türden sesleri duymaktan gerçekten de memnun olacağız.

TÜM İKTİDAR HAYAL GÜCÜNE!

Red Rosia ve Black Maria of Black Rose Anarko-Feministler

marcos: anarşistleri memnuniyetle karşılarız

anarchy

Subcommandante Marcos, son bildirisinde Meksika medyası ve solun bir kısmı tarafından yürütülen anti-anarşist kampanyaya yanıt vermek için biraz zaman ayırmış. Marcos, Zapatistalardan anarşistleri kabul etmemelerini, üstelik “bir özür ve kayıtlarının silinmesini beklediklerini” belirten Escuelita’ya kayıtlı olanların okulda hoş karşılanmayacaklarını açıkladı. Zapatistalar Meksikalı anarşistlerden onlara karşı yapılan suçlamalara yanıt verecek ve EZLN’nin websitesinde yayınlanacak metinler göndermeleri çağrısında bulundu.

ÖZEL DURUMLAR: Anarşistler

“Rahat vicdanlı” ve terbiyeli solcuların, sistemle mücadele eden (güna anarşizmin başka seçeneği varmış gibi) anarşistleri, genciyle yaşlısıyla, suçlamak için başlattıkları kutsal bir haçlı seferinde birleştiği ve onların gösterilerini kaldırmayı içeren (bu anarşistlerin görünmemesi için ışıkları söndürmek gibi bir şey) anti-anarşist kampanyalar ve “anarko-uyuşmazlar,” “anarko-provokatörler,” “anarko-haydutlar,” “anarko-vesaire” (bir yerde “anarko-anarşist” nitelemesini okuduğumu hatırlıyorum, muhteşem değil mi?) gibi tekrar tekrar kabak tadı veren hakaretler göz önünde tutulursa, Zapatista kadın ve erkekleri çerçevelere (tezgahın arasında -kölece çalışma koşulları, hijyenin olmayışı, düşük kalite, düşük besin değeri, kara para aklama, vergi kaçakçılığı ve sermayenin kaçırılması- ne olup bittiğini gözler önüne sermektense onu gizleyen pencereler: ) kararlı bir şekilde saygı talep eden bir histeri iklimini gözardı edemezler.

Çünkü şimdi, “yapısal reform” olarak yeterince maskelenememiş soygun, öğretmen sendikasına saldırı, ulusal mirasın “pazarda” satışı, vergilendirmeyle yönetenin yönetilene dayattığı hırsızlık ve mali boğulma – sadece büyük tekelleri destekleyen– anlaşılan, anarşistlerin suçuymuş.

Bu, şimdi “saygın insanların” artık protesto etmek için sokaklara çıkmadığı gerçeğinin (“peki ya yürüyüşlere, oturma eylemlerine, yol blokajlarına, yazılama ve el ilanlarına ne demeli…” “Evet, bunlar öğretmenler, otobüs şoförleri, satıcılar, öğrenciler yani taşralılar ve gerçekten Federal Bölgeden insanlardan bahsediyorum.” “Efsanevi orta sınıf, tüm politik görüntü ve medyanın tamamı tarafından o kadar yaltaklanmıştır, o kadar küçümsenmiştir ve o kadar aldatılmıştır ki…” ), kurumsal solun protesto yürüyüşlerini bırakması gerçeğinin, “rejime tek muhalefetin” isimsizler nedeniyle tekrar tekrar gölgelenmesi gerçeğinin, keyfi zorlamanın şimdi “diyalog ve müzakere” olarak tanımlandığı gerçeğinin, göçmenlerin, kadınların, gençlerin, işçilerin ve çocukların katledilmesi gerçeğinin inkar edilmesini içerir- tüm bunların suçlusu anarşistlerdir.

Mücadele edenlerde ve bir ulusu veya sınırları olmayan bir bayrağı ve çember içerisinde “A”yı sahiplenenlere ve SIXTH’in bir parçası olanlara -bir moda veya geçici heves için değil gerçekten mücadelenin içinde olanlara, dayanışmanın kucaklanmasına ek olarak, özel bir rica.

Anarşist Yoldaşlar: Biz Zapatista kadın ve erkekleri sizleri kendi eksikliklerimizden dolayı suçlamayacağız (veya hayal gücü eksikliğimizden), ne de olduğunuz kişi olmaktan dolayı size zulmetmek şöyle dursun kendi hatalarımızdan dolayı sizleri sorumlu tutmayacağız. Doğrusu, Ağustos kursuna kayıtlı bir çok davetli iptal ettirdi çünkü “anarşist olan, yırtık pırtık giyinen, punk, piercingli ve dövmeli genç insanlarla” aynı sınıfı paylaşamayacaklarını ve onlar (genç, anarşist, yırtık pırtık, punk, piercingli ve dövmeli olmayanlar) bizlerden bir özür beklediklerini ve kayıtlarının silinmesini söylediler. Bu arkadaşlar boş yere bekliyorlar.

Sizlerden rica ettiğimiz, kayıt yaptırdığınızda, çıkar amacı gütmeyen medyada sizleri hedef gösterdikleri eleştiri ve suçlamalara yanıt vereceğiniz maksimum bir sayfalık bir metin yazın. Bu metin, Zapatista yerlileri tarafından yazılan ve yürütülen web sitemizin (enlacezapatista.ezln.org.mx) özel bir bölümünde ve dergi, fanzin veya her nerede olursa olsun en kısa zamanda küre çapında okunabilecek şekilde yayınlanacaktır. İlk sayımızda sizlerin duygularınızı bizimkiyle birlikte yayınlamak bizim için bir onur olacaktır.

Ha?

Evet, “YALANCILAR!!” gibi tüm sayfayı kaplayan tek bir kelimelik bir sayfa veya “Size Anarşizmi anlayacağınız dilden anlatacağız” ya da “Anarşizm küçük beyinliler için anlaşılmazdır” ya da “Gerçek değişim önce polisin not defterinde ortaya çıkar” ya da “polis fikrine sıçayım” ya da Miguel Amorós’un “Golpe y contragolpe” kitabından şu alıntıyı yapsanız bile katkılarınız önemlidir: “Kara Blok bir örgüt değil, 1980′lerde çeşitli Alman kentlerindeki squatlar (işgalevleri) için verilen mücadelelerde liberter, “otonom” veya alternatif grupların buluşmasıyla oluşturulan “Sokak çatışmalarına [Kale Baroka]” benzer bir sokak mücadelesi taktiğidir” ve şöyle bir şey eklemişti: “Bir şeyi eleştirecekseniz, önce onu araştırın. İyi yazılmış bir cahillik iyi telafuz edilmiş bir ahmaklık gibidir: ikisi de eşit ölçüde işe yaramazdır.

Her halükarda, eminim ki, fikirlerinizi bizden esirgemeyeceksiniz.

seçim aşamasında düşünmeniz gereken bir diğer boyut:

Zamanı geldi çattı. Çağımızın en büyük yalanı “Seçme hakkı” her türlü kitle medyası ve araçlarıyla panayır havasında bizi hipnoz etmeye ve kandırmaya başladı. Her dört yılda bir kendini tekrar eden bu tiyatro oyunu oyuncuları değişse de aynı rollerle bizi kandırmaya devam ediyor. Değişen onlarca seçim, onlarca parti, onlarca kişiye rağmen bizlerde her şey olduğu gibi kaldı. Hiçbir zaman ülkenin nimetlerinden faydalanan zengin kesim değişmedi. Yoksul yoksulluğuyla kaldı, zengin servetine servet kattı. Hiçbir zaman sosyal adalet sağlanmadı. Ama her zaman zenginler korundu, her zaman işçiler ezildi, her zaman halk dolandırıldı, her zaman halk kandırıldı, her zaman milletvekilleri ve şirketler zenginleşti. Evet, değişen bunca kişiye partiye rağmen halkın nezdinde hiçbirşeyin değişmemesi tesadüf değildir. Çünkü seçilen kim olursa olsun değişim istemez. Onların istediği şey belli. Güç, iktidar ve zenginlik. Bunlar için her zaman kim seçilirse seçilsin her zaman halktan çalacak ve hiçbir zaman halkın yanında olmayacaklar.

Sen bu yazıyı okuyan işçi kardeşim. AKP, CHP, MHP fark etmez, tüm milletvekillerine, seni yönetmek için can atan bu kişilere iyi bak. Onlar senden değil, onların en büyük yalanı halkın içinden olduğunu söylemeleri. Onlara iyi bak. Tekrar tekrar bak. Onlar senin için istemiyorlar bunu. Onlar kendileri için istiyorlar. Onlar asgari ücret nedir bilmezler. Onlar her sabahın köründe kalkıp, belki işe hiçbir zaman uğramayan patronun için gününün tamamını feda etmek nedir bilmezler. Onlar pamuk tarlalarında insanlık dışı bir şekilde çalışmak nedir bilmezler. Onlar Tuzla’da, maden ocaklarında, ölmek nedir bilmezler. Bilmezler çünkü onlar senden değil, onlar senin üzerinizden geçinmek bir de yüzsüzce senin adınıza kararlar almak isteyen asalak insanlardır. Onlar seçildikleri andan itibaren seni unutacaklar.

Onlar senin için değil patronlarınız için çalışacak. Onlara fayda sağlayacak zengin kişiler için çalışacak. Sen okuyucu; iyi hatırla! Onlar seni sadece seçimden önce düşünmedi mi? Sen onlar için sadece birer oysun. Seçim vaatlerine bak hepsinin. Sana hak ettiğinizden çok küçük bir bölümünü sadaka, bir sus payı gibi önünüze sunmuyorlar mı? Ve biz kalbimizdeki tüm enerji ve üzüntüyle söylüyoruz; kendini senden kopmuş olanlardan ayır. Ayrılık yoluyla kazanacaksın, temsilci yok, milletvekili yok, parti yok.

Sen bu yazıyı okuyan vicdan sahibi kardeşim. Seçtiğin kişiler halka ihanet ettiğinde, halka eziyet çektirdiğinde bunun sorumluluğunu alabilecek misin? Senin seçtiğin asalaklar insanların ölümüne sebep olduğunda sen o ölen insanlara karşı suçlu duruma düşmeyecek misin?

Ya sen doğayı seven kardeşim. Oy verip meclise girmesine destek olduğun asalaklar şirketlerin doğayı tahrip etmesine izin verdiğinde ne düşüneceksin? Senin seçtiğin asalakların izin verdiği, kurduğu termik santraller, HESler, nükleer enerji santralleri, doğayı katlettiği, tarihi eserleri yok ettiği insanları yerinden yurdundan ettiği ve insanları öldürdüğü zaman kendine kızmayacak mısın?

Sen insan hakları savunucusu kardeşim. Seçtiğin kişiler meclise girdiğinde, faşizan yasalar uyguladığında, kolluk kuvvetlerine direnen işçilere, emekçilere, mücadele eden tüm insanlara şiddet kullandırttığında, halkların kardeşliğini hiçe saydığında kendine nasıl hesap vereceksin? Onlar Oy için, güç için, İktidar için insan öldürüp, bu ölümleri kutsayarak göz boyamadı mı?

Ve Sen; içinde biraz olsun özgürlük isteyen, hırsı olan kardeşim, seni yönetmeye ne kudreti ne erdemi yetecek olan asalaklara yönetme kudretini kendi elinle vermekten gocunmuyor musun? Bu meclisteki asalakların senin uymak zorunda olduğun yasalar yaptıklarını bilmiyor musun?

Sen özgür olmak isteyen insan, oy vererek kendi zincirini başkasının eline teslim ettiğini görmüyor musun? Emma Golman’ın “ Oy vermek bir şey değiştirseydi çoktan yasaklanırdı” sözünü söylemesinden bu yana çok şey değişmedi. Ve bizler her seçim bunun doğruluğunu daha iyi anlıyoruz. Oy vermek bir şey değiştirmez. Seni sanki bir şeyler kontrolündeymiş gibi göstermek ve seni susturmak için uydurulmuş bir yalandır oy kullanmak. Oy vermek koyunun kasabını seçme özgürlüğüdür. Sen oy kullanacak olan kardeşim, kasabını seç-mek yerine kesilmeyi reddet. Ve sadece reddetmen yetmeyecektir. Özgür ve eşitlikçi ilişkilerin vuku bulduğu bir dünya hayalini gerçek kılmak ve bunun için çetrefilli bir özgürlük mücadelesi vermen gerekecek. Sadece ve sadece o zaman onurlu ve insana yaraşır bir hayatımız olacak.

anarşistlerden seçim karşıtı bildiri

oleguer

Anarşistlerin başkenti olarak kabul edilebilecek Barcelona’da otonomcu gençler ile ev işgallerine katılıyor, evsizlerin, mültecilerin kimsesizlerin hakları için çatışmaktan geri durmuyor. 2003’te, Barcelona’nın Sabadell semtinde otonomcu gençlerin takıldığı gençlik lokaline polisin baskın yapması üzerine polisle çatışmış, gençlerle birlikte polise karşı koymuştu.

oleguer presas barça’da oynarken ayağı kırıldıktan sonra ajax’a geçmişti ve halen orada. bir futbolcudan çok daha fazlası. ekonomi okumuş, ardından felsefe ve tarih eğitimi almış. yayımlanmış kitabı ve çok sayıda makalesi mümkün ve o bir anarşist;

eğer anarşist, sosyal adaletsizliğe karşı mücadele eden kişi olarak tanımlanıyorsa; evet ben bir anarşistim.