Etiket: allen ginsberg

kadıköy underground poetix

2008 yılında dolaşıma sokulan ve özellikle ilk sayılarıyla ülke sınırları içerisinde hatırlanması gereken bir yayındı kadıköy underground poetix an itibariyle d&r’lardan ulaşabildiğiniz UP adında farklı bir formatta da devam etse de eski tadından alabildiğince uzak. biz okuma şerefine erişememişler için el atmış olalım. derginin ilk sayısı, .pdf formatında. sizindir. kerem’e de bin selam olsun!

muhteviyatın bir kısmı;

  • Richard Brautigan
  • William Seward Burroughs
  • Allen Ginsberg
  • Lew Welch
  • Gregory Corso
  • Todd Moore
  • Charles Bukowski
  • Andrei Voznesensky
  • Rafet Arslan
  • İnan Mayıs Aru
  • Şenol Erdoğan
  • Kathy Acker
  • Jean Genet
  • Ece Ayhan
  • Kerem Kamil Koç

indir . kadıköy underground poetix 1955 –  vol 18 (.pdf)

mandala

Kendi cesetleri üzerinde dansediyor Tanrılar
Yepyeni çiçekler açıyor ölümü unutarak
Göz çıkaran düşlerin ardında göğün gözleri
Tanrının sevinciyle
Marşlar söyleyerek ayağa kalkıyor ordular
Bayraklar, sancaklar dalgalanıyor boşlukta
Sonra bir görüntü milyonlarca gözüyle
Sonsuzda
İşte Yapıt! İşte Bilgi! İşte İnsanın sonu!

Allen GINSBERG

Yeni Dergi, Ağustos 1969, sayı: 59
Çeviri: Salih BOZOK

Neal Cassady

Hızlı bir giriş yaparak başlamak istiyorum ve bunu Neal Cassady ile gerçekleştirebilirim. Hızlı yaşayıp hızlı ölen, Beat Kuşağı’nın ruhu olan kutsal şoför. Allen Ginsberg’in ”Uluma” şiirindeki tabiriyle Denver’ın Adonisi! Neal Cassady’nin çocukluğu zor şartlar altında geçmişti, belkide serseri bir yaşam biçimini benimsemesinin sebebi buydu. Annesini 10 yaşındayken kaybetmesi ve alkolik babasıyla geçen çocukluğu Neal’i aile sevgisinden yoksun bıraktı. Babasıyla birlikte Denver’ın getto bölgelerinde bir yaşam sürüyor olmaları, Neal’i hep derin bir şekilde düşündürüyordu. Çevresindeki insanlara baktığı zaman gördüğü o ümitsizlik onu derin bir hüzne boğuyordu. Zamanla kanun dışı olayların içine girdi.Daha 10’lu yaşlarının başında araba çalmaya başladı. Islahevinde geçirdiği yıllar Neal’in çalma(araba, dükkan hırsızlığı vs) tutkusunu yitirmesine sebep olmadı ve çalmaya devam etti. Defalarca kendi kimliğine aykırı olan, insanın ”özgürlüğünü” eriten o yere girip çıkıyordu ve bu onun için sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Çünkü Neal gibi birisinin durmaması gerekiyordu. Ruhunu yok eden bu ritmik buhranı geride bırakarak kendine bir yol çizdi.

Amerika’da gezinip duruyordu bilge adam, bunu bazen otostop yaparak bazen ise çaldığı arabalarla gerçekleştiriyordu. Yol boyunca gittiği barlarda bolca içki içerek; karşılaştığı kadınla yatarak ve uyuşturucu kullanarak kendini buluyordu. Bazen de eşcinsel olmamasına rağmen parasızlık çekmesi nedeniyle erkeklerle yatıyordu. Neal, hayatı sıkıcı yapan tüm zincirleri; yola çıkarak kırıyordu. Yolda aşkı yaşadı. Yolda bir arayış içersindeydi. Uzun yıllar boyunca görmediği babasını aradı; donuk bakışlarıyla yaşlı ayyaşları süzdü…

Yol onun için bir nefes, yeniden doğuş; hayatın tüm sınırlarını bedensel ve zihinsel olarak yok eden; cazın ”ölü” bedenlerin ruhlarına işlediği ilahi bir güçtü.

Neal Cassady’nin Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile tanışması dünya edebiyatında bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Jack’in yol hayatı Neal ile tanıştıktan sonra başlıyor. Neal ile Jack birlikte, bazen ise ayrı olarak Amerika’yı baştan başa dolaştılar. Yolculuğun sonunda Jack bir otel odasında haftalarca kalarak  ”Yolda” romanını yazdı. Neal, Amerikan karşı kültürünü oluşturacak olan edebiyat oluşumunun   mükemmel bir şekilde ortaya çıkmasını sağladı. Neal Cassady yazınsal düzeyde yetenekli olmasına rağmen bir ”yazar” olmayı seçmedi. Yazmaktan çok yaşamaya önem veriyordu. Ama bu dünyaya bir kitap bırakmalıyım diyerek  çocukluğunda yaşadığı zorlukları ve gençlik deneyimlerini ”Üçün Biri” adlı otobiyografik romanına yazdı.

Neal Cassady hakkında bundan çok daha fazlası yazılabilir, çizilebilir.  Beat Kuşağı bir edebiyat olmaktan sıyrılıp sosyolojik bir hareket olmuştu ve hala da etkisini sürdürüyor. Neal Cassady bu hareketin önemli isimlerinden biriydi. Neal herkese özgürlüğün ”yolda” olduğunu gösterdi.

Neal’in cesedi  Meksika’da terk edilmiş bir demiryolunun kenarında bulundu. Her demiryolunun ucu Neal’e uzanır.

”I think of Dean Moriarty.”

jack kerouac – düzyazı ve hayat için 30 inanış ve teknik

aşağıdaki metin iddialara göre allen ginsberg’in ulumayı yazdığı  north beach’teki otel odasının duvarında çivilenmişti. yeterince ilham verici;

  1. gizli not defterleri ve vahşi bir elle yazılmış sayfalar karala – kendi keyfin için
  2. her şeye boyun eğen, açık, dinleyen
  3. evinin dışında hiçbir zaman sarhoş olmamaya çalış
  4. hayatına aşık ol
  5. hissettiğin bir şey kendi şeklini bulacak
  6. aklın çılgın budala-azizi ol.
  7. emmek istediğin kadar derin em
  8. aklın derinlerinden istediğini sonu gelmez bir biçimde yaz
  9. bireyin ağza alınmaz görüşleri
  10. şiir için zaman yok ama tam olarak o ne
  11. göğüste titreyen vizyoner tikler
  12. transa geçmiş bağımlılıkta senden önceki nesne için hayal kurmak
  13. edebi, dil bilgisi ve sözdizimsel engelleri kaldır
  14. proust gibi çağın esrarkeşi ol
  15. dünyanın gerçek hikayesini içsel bir monolog olarak anlatmak
  16. ilginin mücevher merkezi gözlerin içindeki gözdür.
  17. hatırlamak ve kendini şaşırtmak için yaz
  18. güçlü göz ortasından çalış, dil denizinde yüzmek
  19. kaybı sonsuza dek kabul et
  20. hayatın kutsal şekline inan
  21. zihnin içinde el değmemiş bir biçimde çoktan duran akışın taslağını çıkarmak için mücadele etmek
  22. durduğunda ama fotoğrafı daha iyi görmek için kelimeleri düşünme
  23. sabahında yücelttiğin günlerin kaydını tut
  24. tecrübenin, dilinin ve bilginin asaletinden korkma ya da utanma
  25. dünyanın gerçek resmini okumak ve görmek için yaz
  26. kitabın filmi kelimelerin içindeki film, görsel amerika biçimi
  27. umutsuz merhametsiz yalnızlıktaki karaktere övgü
  28. aşağıdan gelen, disiplinsiz, saf, vahşiyi yaratmak – çılgınlık iyidir
  29. sen her zaman bir dahisin
  30. cennetin sponsorluğunda & iyilik melekliğinde dünyevi filmlerin yazanı ve yönetmeni

çeviri ve yorum etilen

dawlishli punklara

dawlishli punklara

– tipografik müdahele . etilen . tık deyin büyür.

Dawlishli Punklara

Elektrikli saçlarınızın altın sarısı güzelliği Blake’in Kutlu Gün çocuğu gibi,
sanayi çarmıhı için açıyorsunuz kollarınızı
Üretim hattında kazandığınız haftada 45 sterlin
15’i vergiye gidiyor, Bayan Thatcher’ın nükleer dölyatağı kabarıyor yavaşça
Demir Leydi öküz gibi yiyor erkinizle saatlerinizi sterlinlerinizle onurunuzu
radyoaktif çişini fışkırtıyor mantarlarla bezeli koyun otlaklarınıza.
“Kentsoylulara Karşı!” bayrak açıyor küstahlığınız, o biçim giysileriniz
Paranın Yerleşik Düzeni’ne karşı pata küte takılıyonuz garajlarda filan döktüren gruplarla
Elektronik fabrikasındaki gırgır köleliğin ardından
gümüş iğneleri takıyonuz burnunuza, kulağınıza altın küpeleri
muhabbet ediyonuz Plymouth trenindeki profesörle, hani şey diye soruyordu
“Gazetelerde yazdığı, televizyonda hep söylenip durduğu gibi beyinlerinizi haşat ediyo mu
harbiden marihuana?”
Anası bellenmiş ilençli bebeler tepinip duran bi vagonda Cornwall Kıyı Hattında, Uğurlar ola
danseden devriminize!
Altın sarısı Oxford hanımefendilerininki denli güzel mi güzel gövdelerinizle-
Sizin üşütük öfkeniz Cambridge’deki öyle dudak büzmeli falan kesip durmalardan daha
yalınkat, daha çelebi be,
sizin ağzınızda daha sıkı argo var, daha çok öpücük helal Eton’da çayını ayıla bayıla
yudumlayan nükteci molozlardan
çörekler ve geleneksel kaymağınız üzerine fısıldaşan şu hıyarlar hani
müziğinizi yönlendirip el emeğinizi vergilendirmeyi bi Resmi Sırlar Yasası’yla kıyak küstah
dilinizi yola getirmeyi tasarlayan sinsi sinsi.

Cornwall, 18 Kasım 1979 

genç serseriye öğütler

bütün ırmaklar yükselecek ama korkmayın her şey yerli yerinde
okullarda ellerinize cetveller vurulacak ve kurtlar mısırları kemirecek
mitralyözler üç ayaklara monte ediliyor
ve karınlar beyaz ve karınlar siyah ve karınlar karın
insanlar sırf dövülmek adına dövülüyorlar
mahkeme salonlarında karar baştan bellidir
gerisi tiyatrodur
sorgulama sonrası ya yarım-insansın ya da artık değilsin
devrim yanlısı olanlarınız var biliyorum
ama isyan edip yeni hükümetinizi kurunca
bir de bakarsınız sizin hükümetiniz yine eski babanızdır
yüzüne bir maske geçirmiştir sadece
hiçbir yerde değişen fazla birşey yok
prag olayları macaristanı unutan çocukları biraz kıpırdattı
kafalarında che imajı,
boyunlarında castro resimli muskaları,
william burroughs, jean genet ve allen ginsberg’in önderliğinde
parklarda dolaşıp 00000MMMMM çekiyorlar

bu yazarlar yumuşamış, fıttırmış, kocamış, kadınlaşmıştır -homolaşmış değil, kadınlaşmış-
ve ben polis olsam beyinlerini kendi ellerimle dağıtmak isteyebilirim
isterseniz beni asın
sokaktaki yazar birtakım gerizekalılara kıçını yalatıyor
yazmak istiyorsanız yazabileceğiniz bir tek yer var
daktilonuzun başında ve yalnız
sokağa gitmek gereksiniminde olan bir yazar sokağı bilmeyen bir yazardır

yüz kişiye yüz hayat yetecek kadar fabrika, genelev, mapus, bar ve park hatibi gördüm
kendine bir isim yaptıktan sonra sokağa çıkmak işin kolayına kaçmaktır
thomas ve behan’ı sevgilileriyle öldürdüler
viski ile, aptalca hayranlıkları ile, kolay kadınlar ile,
en az bir ellisi daha öyle gitti ve işte şikago, ve işte prag,
her zaman olduğu gibi,
küçük çocuklar dayak yemeye devam edecekler
ve eğer büyüyebilirlerse onlar da başkalarını marizleyecekler
evimde oturup biramı içen,
yemeğimi yiyen ve yanındaki kadın yüzünden havasından geçilmeyen
şu allahın belası devrimcilerin öğrenmesi gereken şey şu:
değişim içerden dışarıya doğru olmalı
sokaktaki adama yeni bir şapka verir gibi yeni bir rejim veremezsiniz
karnını doyurup gizzy dillespie’nin tüm plaklarını hediye etseniz de
iki paralık alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemeyecektir
ortalıkta devrimin artık kaçınılmaz olduğunu haykıran bir sürü insan var,
ama şahsen bir hiç uğruna insanların ölmesini istemem,
demek istediğim insanların çoğunu öldürseniz de bu işe yaramaz
bir avuç iyi insana da yazık olur
elinize ne geçecek:
yeni bir hükümet,
kuzu postuna bürünmüş yeni bir diktatör,
ideoloji silah satışları üzerine kurulmuş

geçen akşam genç bir adam bana şöyle dedi
(pek hoş ve ruhani bir tavırla halının ortasına oturmuştu)
”kanalizasyonların hepsini tıkayacağım
bu şehir boklar içinde yüzecek!”
tanrı aşkına fikir diye bana sunduğu boklar
tüm los angeles ve pasadena’nın yarısını boka gömmeye yeterdi
sonra da ”bana bir bira versene bukowski” dedi
yanındaki kaltak bacak bacak üstüne atmıştı
kalktım verdim
devrim kelimesi hoş geliyor kulağınıza değil mi?
ama hiç hoş değildir inanın bana
devrim nedir söyleyeyim
kan, bağırsak ve delilik
yolunuza çıktıkları için ölen küçük çocuklar,
olup bitenden habersiz yavrular,
yanınızdaki orospunun,
hatta karınızın gözünüzün önünde önce kasaturalanıp sonra ırzına geçilmesi
bir zamanlar miki fare filmlerine gülebilen erkeklerin birbirlerine işkence etmeleri
böyle bir eyleme girmeden önce bu eylemin ruhu nerdedir
ve eylem bittiğinde nerde olacaktır diye iyice düşünmek lazım
dostoyevskinin suç ve cezasına katılmıyorum
hani kimseyi şartlar ne olursa olsun öldürmemelisin meselesi
ama çok iyi düşünmek lazım

işin gülünç tarafı tek kurşun sıkmadan canımızı alıyorlar
para babalarının şişko oğlanları beverley hills’te 14 yaşında kızların ırzına geçerken
ben de bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum
helada 5 dakika fazla kaldığı için kovulan adamlar gördüm
anlatmak istemediğim çok şey gördüm
ama bir şeyi öldürmeden önce yerine daha iyisini koyabileceğinizden emin olun
parklarda nefret palavraları sıkan siyasi fırsatçılardan daha iyi bir şey olsun elinizde
burnunuzdan gelecek bir eylem için
36 aylık bir garanti ile yetinmeyin
devrime duyulan romantik özlemin dışında
olumlu hiçbirşey göremedim henüz
ne gerçek bir lider
ne de devrim sonrası kesin gelen ihanetin önüne geçebilecek sağlam bir platform

eğer birini yokedeceksem
o adamın bir kopyasının aynı yöntemle yerine konduğunu görmek istemem
tarihi, bir bar helasında barbut satan sarhoşlar gibi harcadık
yanında evden kaçmış 16 yaşında bir kız,
midende de başkasının birası varken devrimden söz etmek kolay
beynelmilel ün sahibi kıçı kırık üç yazarın
00000MMMM oyununa kendini kaptırıp dans ederek
devrim diye haykırmak kolay
ama devrimi başlatmak ,
devrimi gerçekleştirmek başka şeydir dostlar
paris 1870-71 sokaklarda 20000 ölü,
sokaklar kan seli ve fareler cesetleri kemiriyor
ve insanlar aç
ve aç insanlar fareleri cesetlerin üzerinden toplayıp yiyor,
ve paris nerdedir bu akşam dostlar?
nedir paris bu akşam?
karşımda oturan bu genç ortalığı boka bulamak istiyor ve gülümsüyor
henüz yirmi yaşında ve genellikle şiir okuyor
şiir lavabonuzdaki bulaşık bezinden başka nedir ki?

charles bukowski