Etiket: aile

aile kavgaları

köy hekimi roberto bouton, uruguay kırlarından bir sürü ses topladı.

bu canuto adında oduncu, çoban ve tarım işçisi birinin hayata vedası oldu:

“bakın doktor. mevzu şu ki ben yetişkin bir kızı olan dul bir kadınla evlendim. babam gelip o kızı görünce ona aşık oldu ve onunla evlendi. böylece babam benim damadım oldu ve üvey kızım da bir anda üvey anneme dönüştü.

karımla benim bir oğlumuz dünyaya geldi ve bu çocuk babamın kayınçosu ve benim amcam oldu. daha sonra kızım da bir oğlan doğurdu ve bu oğlan benim hem kardeşim hem de torunum oldu.

söylediklerimi takip edebiliyor musunuz, doktor? bütün bunların biraz karmaşık olduğunu kabul ediyorum, ama özetlemek gerekirse ben  en sonunda karımın hem kocası hem de torunu oldum. bu böyle devam etti, ta ki talihsiz bir günde, doktor, şunu fark edene kadar: ben kendimin dedesi olmuştum!

düşünebiliyor musunuz? dayanılmaz bir durum. bunları size anlatıyorum çünkü siz doktorsunuz ve çok bilge birisiniz.”

eduardo galeano

Kenttaşlarım

Yaratılış

Tanrı yazı tura attı, ya “leş kargası” yada “insan” dedi.

Aİle

Leş kargaları aileye sıcak bakmazlar, geçmiş deneyimlerinde ki kötü hatıraların bir semptomu olarak sevgi, şefkat onlara turisttir. Lakin sonunda kendisi gibi bir leş yiyici bulduğu zaman toplumun çöplüğünde, aynı kötü kaderi paylaşan bir çift oluverirler.

Bir leş kargası bilir ki arkadaşlık gelip geçici, lakin çıkarlar bakidir. Bu yüzden her leş kargasının yaptığını yapar, yatırımlarını korur. Ta ki yatırımlarına şefkatle bakmaya başlayana kadar. Bunun sebebi aile kelimesinin etimolojik anlamını asla kavrayamamış bireyler oluşudur. Toplumun uzun dallarında hep aşağıya düşmeye mahkum yaprakları andıran leş yiyiciler, büyük bir hata yaparak yatırımlarıyla çıkar ilişkisi yerine arkadaşlık kurmaya çalışır.

Kulvarlarının dışına çıkan bu tarz leş kargaları bir süre sonra yatırımlarından yedikleri tokatla, çizik bile almayacak bir “iceberg”in nasıl yıkıldıklarına şahit olurlar.

Davranış

Nadir de olsa mahcubiyet duyan bu bireyler, genelde agresif, eleştirel, kırgın olurlar. Gençliklerinden kalma örülü duvarlar çatırdamaya başlamış, “Chopin , Funeral March” eşliğinde çöküşe geçmiştir. Sert duvarları toplumun sağlıklı ve “normal” insanlarına karşı uzun zaman başarı gösterse de, toplumda ki şahısların ellerinde ki teknoloji ve eğitim, “artık toplayıcılar”ı üçüncü dünya ülkesi haline getirir.

Leş yiyicilerin elit bir kümesi sonunda “Legal bir cennet”in var olamayacağını kavrayabilecektir.

İntravit autem Satanas in ludam qui cognominatur Scarioth unum de duodecim” , Luke 22:3

“Şeytan, Oniki’lerden biri olup İskraiot diye adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girdi.” , Luka 22:3

ben kimim?

Kişisel gelişim zırvalıklarında sürekli seni sen yapan şeyin yine sen olduğu tekrarlanır. Kendi özelliklerimizi seçebileceğimiz söylenir. Ama gerçek bunun tam tersi. Beni ben yapan, seni de sen yapan şey ailelerimiz. Her şeyimizi onlar belirliyor. Adımızdan, beynimizin içindekilere kadar…

Dünya üzerinde yaşadığımız süre boyunca hangi isimle adlandırılacağımıza bile karar verme lüksümüz yok. Hayata bakış açımız, “aile, aşk, cinsellik” gibi kavramlar hakkındaki fikirlerimiz ailemiz doğrultusunda şekilleniyor. Örneğin bir çocuk eğer aileden sevgi görürse aile kavramına sıcak bakarak büyür ve kendi ailesini de kurmak için can atar. Eğer tam tersi çocuk sevgi görmezse, yarım yamalak bir ailede büyürse aile kavramından nefret ederek büyür. “Aile” kelimesi bile onu rahatsız eder. Çocuk sahibi olmak fikri ona korkutucu gelir. Politik görüşler, toplumsal fikirler aile doğrultusunda, ailenin çocuk için seçtiği yöne doğru ilerler. Bu bir çark şeklinde nesiller boyu devam eder. Şu bir gerçek ki bizler ailelerimizin birer yansımalarından ibaretiz. “Ben benim” diye bir kavram yok. Belki özgün olmaya çalışabiliriz. Her ne kadar bir takım farklılıklarımızı ortaya koymuş olsak da temelde sadece denemiş olmakla kalırız.

Bireyin gerçekten kendisi olabilmesi bu durumda çok zor.  Keşke her insan kendisini doğurabilseydi. Herhangi bir dış etki olmaksızın kendisini yaratabilseydi. Bize  isteğimiz dışında verilen saçma isimler yerine, kendi ismimizi kendimiz seçebilseydik.  İşte o zaman bütün bireyler gerçekten özgün ve sadece kendilerine ait olurlardı. Böyle bir düzende neler yaşanabileceğini düşünelim. Aile kavramı kökünden değişirdi. “Anne” “baba” gibi gereksiz kavramlar ortadan kalkardı. Kimbilir belki aile düzeni de kalkar ya da kişi bir aileye ihtiyaç duyarsa kendi ailesini yaratabilirdi. Ona sorulmadan başına kakılmış zoraki aile bireyleri yerine kendi aile bireylerini seçebilirdi. İşte o zaman çok farklı ve mükemmel bir dünya olacağına garanti verebilirim.

huang qingjun, kendisi çin memleketinden bir fotoğrafcımız. “jiadan” ya da “family stuff” ya da “ev eşyaları” adlı fotoğraf serisi ile kendisini tanıyoruz. arkadaş son 10 yılda çin’in kırsal bölgelerini gezi ailelerin sahip olduklarını kapılarının önüne serip fotoğraflamış. insan ihtiyaçlarının aslında oldukça basit olduğunu ve temel ihtiyaçların bütün ailelerde benzer olduğunu gözler önüne sererken, çin’de yaşanan ekonomik büyüme ve modernizasyonu da gözler önüne sermeyi başarmış. göz atmanızda ve göz atarken kendi eşyalarınızı sorgulamanızda fayda var.

 huang qingjun

Entelektüel ol(A)mamak

Kim istemez ki sorusuna ufak bir yanıt olarak insanın kendini sorgulama sürecine koymasıyla cevabını alabileceği bir soru. Soruyu soralım ve kendimizce cevap çıkarmak üzere bir gökyüzüne, bir sana, bir de bana bakalım.

Bilginin bol olduğu bir toplumda, herkesin kafasından bilgi fışkırdığı şu ortamlarda entelektüel olmanın bir ayrıcalıkmış gibi algılanması. Popüler kültürün geniş alanlarında kendi entelektüellerini yaratması, kimi entelektüellerin ise bunu bir ayrıcalık gibi yaşaması sorunsalı üzerinden gidersek. Bilgiye erişemeyen nesillerin toplumun hep alt kesimlerinden olması bir raslantıdan ibaretmidir. Hiç düşündünüz mü yoksul bir çocuk neden entelektüel ol(a)maz yada olmak istemez. Belki de öyledir  ama hayat şartları o kadar zordur ki o bilgiye erişemez ve paylaşamaz. Zaten entelektüel olmak Bilgiyi öğrenme ve bunu geniş toplumlara yaymak değil midir.

Entelektüel olamadık çünkü çocukluğumuzun ilk yıllarında camilerle veya kilise vb. ibadethanelerde kadınlı erkekli ayrı ayrı oturarak din dersleri aldık. Din görevlisine niye böyle olduğunu sorunca; ya bir şaplak yedik ya da uzun uzun anlam veremediğimiz bir sürü vaaz dinledik. Anlamadık; anladık numarası yaptık. Bir kere hayattan ilk golü yedik.  kadın, erkek ayrı oturmalı birbirlerinin yüzüne bakmamalı bunu öğrendik. Entelektüel olamadık çünkü din figürünün psikolojimizi altüst ettiği bir ortamda, bu sefer dehşet bir okul macerası bizi bekliyordu, oda ne! burada kadın erkek aynı sırada oturabiliyordu kafa allak, bullak işin içinden çıkamadık öğretmene bunu sormaktan korktuk çünkü sonunda şaplak yada uzun, uzun öğütler dinleyebilirdik. (bu arada camideki vaaz okulda öğüt oldu ) ve alfabe toplama çıkarma dışında. Pek de bir şey öğrenmedik tek öğrendiğimiz  derse giren öğretmenin öğrettikleri. Bunların dışında bir şeyler öğrenmeye çalıştığımız zaman ise disiplin cezası denilen saçma sapan ceza klişeleri ile karşılaştık ve boynumuz büküldü. Yapamadık aldığımız ders sadece,belli zümrelerin öğretilmesini istedikleri derslerdi öğretmene soru soramazdık çünkü her şeyi bilirdi ve haklıydı. Hiçbir zaman dünya klasiklerinden bahsetmediler saçma sapan kitaplar sundular önümüze. Hoooppp ikinci göl dostoyevskiyi hiç okuyamadık. Oğuz atay’ı tanıyamadık .

Aile ortamı ise bambaşka hallere soktu bizi işe gidip gelen ve boş zamanlarında ki, buda muhtemelen sadece Pazar günleri olur ve en büyük sosyal etkinliği evde televizyon izlemektir. Al birde buradan yak üç sıfır. Babamız bizi sevmedi çünkü sevecek vakti olmadı. Başka bir nokta ise bizim üzerimizden gelecek hayalleri kuran bir anne. Hayallerin kapsamı ise iyi bir okul iyi bir iş ve eş. Dört sıfır oldu. Bunların dışında senin veya benim nasıl bir yaşam sürmek istediğimiz kimsenin umurunda değil. Aslında yaşadığın senin hayatın değil, Seni veya beni bu hayat üzerinde yönlendirmeye çalışanların bizi görmek üzere ulaştırmaya çalıştıkları bir noktadan ibaret.

Okul da evde toplumda her yerde bebeklikten erişkinliğe kadar içinde yaşadığımız toplumun bir kuklası oluyoruz ve onların istediği gibi konuşuyor. Onların istediği gibi bir yaşam tarzı  sürüyoruz alternatif yaşam noktalarını geliştirmek ise bizlerin elinde.  Hayat senin, direksiyon senin elinde trafik kurallarını alt üst et ve trafiğin neden bu kadar durgun aktığını sorgula.

 

türkiye’de büyümek

türkiye'de büyümek Türkiye 2011 yılında %8,5’luk büyüme ile Dünyada Çin’den sonra ikinci ülke olmuştur.