Etiket: adlandırılamayan

devam etmek gerekiyor…

(…) belki çok geç, belki çoktan oldu. bunu nasıl bilebilirim? asla bilemeyeceğim. sessizlikte bunu bilmek mümkün değil. belki kapı. belki de kapının önündeyim. şaşırtırdı bu beni. belki benim, bendim, bir yerlerdeyim, yola çıkabilirim. tüm bu süre boyunca yolculuk ediyordum, bunu bilmeden. kapının önünde duran benim. hangi kapının? bu kapının burada işi ne? bunlar son sözcükler, bu sefer gerçekten son ya da mırıltılar, mırıltılar olacak, bunu biliyorum. ya da bunu bile bilmiyorum. mırıltılardan söz ediliyor. uzaktaki çığlıklardan, önce, sonra, ne kadar söz edilebilirse o kadar söz ediliyor, bunlar da yalan, sessizlik olacak fakat uzun sürmeyecek bu sessizlik, kesintiye uğrasın, ses bozsun diye dinlediğimiz, beklediğimiz sesizlik. belki de bir tek ses, bilmiyorum, önemi de yok. tüm bildiğim bu, ben değilim, tüm bildiğim bu, bu benimki değil. bu sahip olduğum tek şeydi, bu doğru değil, sürüp giden bir başkasına daha sahip olmalıydım, fakat devam etmedi. anlamıyorum. yani devam etti aslında, hala da ediyor, ordayım, oraya bıraktım kendimi, orada bekliyorum, bu belki de bir rüya ,şaşırtırdı bu beni, uyanacağım sessizlikte ve bir daha uyumayacağım, ben olacağım ya da sessizliğin rüyasını tekrar göreceğim, rüyanın sessizliğini, mırıltılarla dolu, bilmiyorum, sözcükler bunlar, beni hiç uyandırmayacak sözcükler, bunlar dışında bir şey yok, devam etmeli, tüm bildiğim bu, duracaklar, bunu biliyorum, beni bırakacaklar hissediyorum, sessizlik olacak, kısa bir an, uzun bir an, benimki olacak devam eden, devam etmeyen, halen devam eden, ben olacağım, devam etmek gerekiyor, devam edemiyorum, devam etmek gerekiyor, öyleyse edeceğim. söylemek gerek, sözcükler olduğunda söylemeli onları, onlar beni buluncaya kadar, bana tuhaf acılarını, tuhaf günahlarını anlatıncaya kadar devam etmek gerek, belki de çoktan yaptılar, belki de çoktan söylediler bana, belki de öykümün eşiğine dek taşıdılar beni, öyküme açılan kapının önüne kadar getirdiler, şaşırtırdı bu beni, eğer açılırsa bu, ben olacağım, sessizlik olacak, olduğum yerde, bilmiyorum, hiçbir zaman bilemeyeceğim, sessizlikte bunu bilmek mümkün değil, devam etmek gerekiyor, devam edemiyorum, devam edeceğim.

l’innommable [adlandırılamayan], minuit, 1949
samuel beckett

Sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim

Yaşadığımız bir sessizlik zamanıdır. Uçsuz bucaksız uzanan bir ova misali uzanıyor sessizlik ovası. Bir yol bulmaya çalışanlar, evrendeki en bol bulunan iki elementin hidrojen ve helyum olduğunu bilen, aynı anda bunların en hafif iki element olmasını da içine sindirebilen bir anlamsızlık hissi.

Sokağa çıkıyor, yürüyor, yürüyor. Kendince bir çabayı sürdürüyor insan. Köşedeki bakkalda bekleyen mahmut amca da böyle, stalingrad önünde kurşuna dizilen sovyet askeri de.

Anlamı arıyor, koşuyor durmadan arkasından. bazen düşlüyor kafası karışıyor, sonra aman banane hidrojenden helyumdan,sınıf savaşından,enflasyondan diyor. bu hafiflik üzerine çöküyor. yatıyor, kalkıyor, tekrar yatıyor. bir kere olagelmiş; kendince bir çabayı sürdürüyor insan..

DKV

“(…) sürdürmek gerekiyor, ben sürdüremem, sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim ben de, sözcükler söylemek gerekiyor, sözcükler olduğu sürece, onlar beni bulana kadar, bana tuhaf acıyı, tuhaf günahı söyleyene kadar, sürdürmeniz gerekiyor, belki de yaptılar bunu, belki de söylediler bunu bana, belki de öykümün eşiğine kadar getirdiler beni; öyküme açılan kapının önüne kadar getirdiler, şaşırtırdı beni kapının açılması, ben olacağım, sessizlik olacak, sessizliğin içindeyim, bilmiyorum, hiçbir zaman bilmeyeceğim, sessizliğin ortasında bilemezsiniz, sürdürmeniz gerekiyor, sürdüreceğim.”
— Samuel Beckett – Adlandırılamayan