Etiket: adam

Adonis

koparken durduğun yeşil geçitte
yüzün asılı saçlarından sonra
anlamlanamaz hiçbir kare öyle
hiçbir kare saatleri silmez zamandan
ölümlülerin en güzeli bir tel kumral
en yüklüsü iki göz

dönüyoruz başa  dönemiyoruz başa…
anda takılı bir an
gelip oturduğumu hatırla yanına
beklediğimi
sessizliği

sessizliğin ellerimde beklediğini
suslu, kırık gidişlerin
duman duman kayboluşların
küflü bir sesim sadece
ardında yüzünün hep arkasında
göğsüme dağılmayan kahvenin tonunda
aksak ritminde harflerin
düğümlü içim

bira şişesinde kağıt
söylüyor
bul beni !
kaybolduğun puslu sokakta
söz birikintilerine basmadan geçiyor
sonunu izlemeden bitiyor filmim
filmim,
artık gösterilmiyor

Adonis,
ölümlüler güzeli, hep küçülüyor söylemelerim
dillerim esir, niyetlerim tutuk
uzağım, pek uzak
kış bastırdı şimdi
o yeşilin altına indin,
aldın yazı da

İKİ ÖLÜ ADAM

İki adam öldüğünde güneş hala tepede sayılırdı. Sinekler henüz oralı değildi ama adamlar ölmüştü bir kere ve er ya da geç doğa bunu fark edecekti. Ev gerçekten dağılmıştı, berbat halde, yerler cam kırıkları içindeydi. İki ölüye rağmen evde hala komik olan bir şeyler mevcuttu; ev huzurluydu ve huzur iki ceset için alışıldık atmosfere pek uygun sayılmazdı. Aptal herifler mutlu ölmüştü ve bu onları kıskanılası kılıyordu. “Mutlu ölmek!” hangi tuğla kılıklı romandan fırlamıştı bu klişe! Ah şu romantikler, tanrının cezaları her seferinde kahrolacak bir şeyler bulur ve ardından sıradan olan ne bok varsa ona sevinerek “hayat ne kadar da güzel” zırvasını geveler dururlardı! Ne zaman gerçek bir romantiğe rastlasam onu Normandiya çıkarmasında hayal eder ve gülmeye başlardım, gerzek nasılda afallardı tüm o kurşun yağmurunda! Ve şu teknoloji denen bok var ya, işte ondan nefret etmek için haklı sebeplerim var benim! Hayır, şimdi teknolojiyi neden sevmediğimi açıklamak değil amacım, yalnızca bir muma bakın ve ardından bir ampule ve işte, beni anladınız bile. Bir kedinin pembe patileri canlanıyor zihnimde, reel olmak için fazla şirinler ya da bir köpeğin sağlıklı bedenine yapışık ıslak burnu. Tüm bunlar bir anafor oluşturuyor zihnimde, ufak çaplı bir kara delik olup yutuyorlar mantığımı ve tüm bu olup biten bok hoşuma gidiyor! Hayır dostum, uçmak için en ufak bir kimyasala ihtiyacım yok benim, zihnim hayal okyanusunda bir uçak gemisi ve inan bana buna benzer bir mürettebat daha görmedin ömründe. Mantık tanklarından ateşlenen her türlü topun menzilinden millerce ötede, derin maviliklerde marine ediyorum zihnimi. Ve o iki orospu çocuğuna gelince, konuyu onlara bağlayacak değilim. Yalnızca iki ölü adam daha işte…