Etiket: acı

Değişimin Karanlık Yüzü ve İnanmamak

Başka insanların fikirlerini dikkate almaya yatkın olduğumuz için her seferinde yalanlara inanabiliriz, hatta bu yalanın bir savunucusu oluverebiliriz. Doğru olanlar yerine çoğunlukta olan yalanları gözden geçirmek maalesef göz atılması gereken konu. Diğer fikirleri dikkate almadığımızı düşünemeyiz çünkü çoğunlukla kendiliğinden olur ve engel olmak için herkesin farklı bir yöntemi vardır ama hepsi aynı yere çıkar. Uzaklaşmak, yalanların kaynağından uzaklaşmak huzursuzluğun ve sıkışıklığın en etkili çaresi. Bunu başaramayan insanlar mutsuz olmayı hak etmiyorlar ve herkes huzur bulmak için bölgesinden uzaklaşmayı istemeyebilir. Kendi alanını değiştirmek isteyenler, ne kadar zor olsa da bir topluluk oluşturmalılar kendilerine bu huzur için. Arayış içinde olmak birçok yönden en doğrusu oluyor –ve topluluk oluşturma konusunda da- ama içinde bulunulan düşünce şeklinin yapmakta ve desteklemekte olduğu şeye göre her şeyi daha kötüye götürebileceği de şimdilik bir gerçek ve şimdilik konu buraya doğru yol almamalı.

Küçük topluluklar büyür ve fikir ayrılıkları yüzünden eski halinden çok daha farklı bir duruma düşer ve eski destekçileri uzaklaşır, artık geriye yeni destekçilerin yeni fikirleri kalmıştır ve bu fikirler arasında  –yine- ne yazık ki her seferinde daha özüne gitmiş olan bir tanesi ile karşılaşmadım. Aslında özünden uzaklaşması sorun değilken bunun beraberinde ismi aynı tutmak büyük bir saçmalık ve hâlen büyüyor. İyi ile kötü, doğru ile yanlış söylemler, fikirler, çalışmalar beraber çok barışçıl zamanlar geçirebilirler ama düşünülmemiş ve rastgele yayınlar bu dört –aslında 2- kategoride kesinlikle bulunamaz ve dışlanmayı hak eder. Bir de böylelerinden yüce anlamlar çıkarıp her şeyin daha kötüye gitmesini sağlamak tamamı ile akılsızlığın suçu olmamalı. Geçmişten kazanılmış olanlar ve öz fikirler ile harmanlayıp ortaya çok farklı bir şey çıkarıp aynı şekilde adlandırmak ve buna olan bağlılık, ayrılık yaşama korkusu; olası sorun. Bu yeni farklı şey, kendinin eski “isim” ile aynı olduğunu iddia eder ve eğer desteklenirse o fikrin eskisi bilinmez artık. Bir de çokça destekçisi varsa şüpheye düşmek için bir neden yoktur ve bu tamamen olmasa da kısmen durağanlığın suçudur, yani akılsızlık diye bahsettiğim şey bu.

Tüm bu iç içe geçmiş kargaşa tetikleyicilerinden uzaklaşmak için yapılması gereken şey inanmamak. İnanmamayı bolca yapmak ve şeyler hakkında bir de kendimiz düşünmek. Tamamı ile katıldığımızda da düşünmek ve küçük hatalar bulup, bulduğumuz hatalara inanmamak. Abartmamak ve her şeye gerekli değeri verip insanların verdiği değeri önemsememek. Bizi içi boş ve ölümcül kargaşalardan kurtarabilecek şeylerden bazıları bunlar. Çünkü hâlen; siz işlediğiniz toplu cinayetlerle yaşayabiliyorken, ben sizin kan kokan anılarınız yüzünden acı çekiyorum.

Çok Acı Var

Eski kocası tarafında sokak ortasında öldüreni gördük. Tecavüze uğrayıp yakılanını, bakire olmadığı için telle boğduklarını gördük. Ahlaksız, namussuz olduğunu düşündükleri için odasına kapatıp, yanına fare zehri koydular. “Ya açlıktan ölürsün yada bu zehri iç geber” dediler, bunları da gördük. Oda kısa giymeseymiş diyenini gördük. “Bize yardım ediyordu bende engelli kızıma tecavüz etmesine ses çıkarmadım” diyen babayı da gördük. Daha beteri kendi kocasının, oğlunun kızına tecavüz etmesine ses çıkarmayan anneyi gördük. Haberlerde izledin, kanalı kapattın unuttun. Facebook’ta paylaştın, unuttun. Twitter’da lanet okudun, unuttun. Sözde duyarlı ‘insandın’ ya sonuçta görevimi yaptım dedin. Sokağa çıktın yine göz hapsine aldın kadınları. Bacaklarını aça aça oturdun metroda, otobüste. Sokak ortasında kadın dövdüler dönüp bakmadın. Yan komşun her gece evi yıktı belki de karısını döverken bir kez kapıyı çalmadın. Ne kardeşini korudun, ne anneni korudun babana karşı. Ama zaten sen görevini yapmıştın. Ayıplamış, lanet etmiştin olanlara.

Dicle Koğacıoğlu 2009 Ekim’de intihar ettiğinde tüm bu kadınların acılarına hepimizden daha yakındı. Binlercesini gördü, tanıdı. O ‘mış’ gibi yapamadığı için, riyakarlıkla yüzleşemeyecek, kendini kandıramayacak kadar insan olduğu için gitmişti. Camdan kalbi her gün görüp artık hissizleştiğin şeyleri kaldıramadığı için gitti.

Dünyanın içinde bulunduğu durum ve insanların çektiği korkunç acılardan dolayı acı çekmek, harap olmak, Dicle Koğacıoğlu’nu da yaşamdan koparan işte tam da bu. Çok acı var derken malesef çok haklıydı.

Dayanamayıp yaşamına son verdiği acılar ne yazık ki baki. Gözünün önünde. Sokakta, iş yerinde, okulunda, komşunda belki de evinde. Mücadele ise büyüyor. Umarım.

acıyı bastırmak için biraz acı

karşımızda; “yüce ayaklarımı öpün!” diye bağıran bir devlet. ve direnmek! ancak sessiz bir kurt gibidir ininde yatan, örgütsüz. şu anda.

mahallelerimizin ücra yerlerinde diogenes’in varisleri olan gençlerimiz; kurşun ağırlığıyla yakılan sigaranın hazin sonunu, kolda bellemişlerdir yahut aşk kadar keskin bir alet iz bırakmıştır vücutlarında. belki bu varislerden o yoğun betonların arasında, nefes almakta güçlük çeken kuzenlerimiz de bulunur. sahip olduğumuz -oradan ya da buradan gelen- acı, bir türlü kavrayamadığımız bir şey gibi duruyor. elbette de kaldıramadığımız. bu paradoksal ortamda adımlarımızı attığımız bir yol ancak şeydir ve bu şeyin bir önemi varsa o önemin, önemsiz kılınması gereklidir diyen bağıran birilerini duyuyorum. ah yüce nietzsche’nin bıyıkları!  bu şey aslında o kadar değersizdir ki… çünkü hayatı bir gözlemci olarak alırsak -ki biz bu gözlemciyiz- bizim hedefimize nasıl vardığımızla ilgilenmeyecektir. nasırlı ayaklarımız belki yüce topraklardan geçecektir, kutsal bedenleri çiğneyecektir, kustuğumuz bir köşe önceden en iyi kâr yapan kilise olacaktır. üzülerek söylemeliyim ki dostlarım, bunun bir önemi yok!

ne kadar kolaydır bir şey hakkında hüküm vermek değil mi? çene kaslarım çok yoruldu. fakat acı birikir ve çoğumuz bu birikintiyi dökemeyiz. yoktur çoğunluk için bir acı kuyusu! oysa her gece kalın ipin ucundan dönen kişiler, herhangi bir kutsallığa sığınmak isteyecektir. biliyorum! kutsallığın acımızı alacağını düşünürler ki yollarına devam edebilsinler. puslu olan yola. tekrardan üzülerek söylemeliyim ki dostlarım, hiçbir kutsallık bizim acımızı alamayacaktır. çünkü bu yüzyıllardır anlamlandıramadığımız varoluş; eğer inanıyorsanız kıyamet gününe, inanmıyorsanız ise insan neslinin tükenmesine kadar yalnızca doğadan bulunan varlıkların etkileşimiyle devam edecektir. anlaşılan odur ki birbirimize hapsedilmiş durumdayız.

işte tam burada devlet, yüce ihtişamıyla beliriyor. ve neden birbirimize hapsedildiğimizi açıklıyor. beşeri bir resmi teşkilatlanma, birden nefeslenir ve ayrık bir varlık olarak insanlığın üzerine zifiri bir karanlık olarak çöker. ve gölgemizi seçemeyiz. yalnızca bir bakmışız; istemediğimiz bir arazide, istemediğimiz bir düzende, istemediğimiz insanların yanındayız. “bulunmak istediğim yer, bulunmak istemediğim yerdir!” bu nedenle demir parmaklıklarımız, gözümüzün hemen ardındadır. ancak sökerek kaldırabiliriz bu parmaklıkları.

velhasıl dostlarım bu acı kuyusunda bulunmamızın nedeni, olan düzendir. ve bu acı kimsenin umurunda değil! işte o arkhe, direnmek! sessiz bir kurt gibi fakat uyanabilir…

elbet acı duyar tomurcuklar- ja visst gör det ont

Elbet acı duyar tomurcuklar adlı şiir kitabı İsveçli kadın şairlerin aşk şiirlerini içinde barındırır. 2003 yılında Özkan Mert tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Özkan Mert hayatının büyük bir bölümünü İsveç’te geçirdiği için dili Türkçeye iyi uyarlayabilmiş ve betimlemeleri neredeyse tam anlamıyla okuyucuya aktarabilmiş. Şiirlerin çoğunda erotizmin ağır basması kitabı çok ilginç kılıyor. Erotizm ve romantizm birbirine çok güzel harmanlanmış. Bizde sosyete yayınları olarak sizi bundan mahrum bırakmayalım dedik. Buyrun, güzel güzel okuyun.

Taşakların Avucumda (c.ö’ye)

Taşakların avucumdaki delerde

                                             nabzın damarlarımın sokaklarında

 

                                             ne kadar güzel vücudun dudaklarımda

                                             havayı öpüyorum

                                                                                 sensin diye

                                             Odam yağmurla dolu

                                             öylesine doluyum yağmurlarla

                                             mutluyum serinliğiyle

                                             yeşil yağmurun.

Ann Smith

download . elbet acı duyar tomurcuklar (.pdf)