Etiket: 1966

görünmez ol

a) Gizlenerek

b) Kendini belirleyici işaretlerden tecrit ederek

c) Giderek

d) Yerin içine batarak

e) Bir başkası olarak

f) Fiziki varlığının farkındalığından kurtulana kadar bir nesneye veya fikre yoğunlaşarak

g) Fiziki varlığından herkesi uzaklaştırarak

h) Varolmayı sona erdirerek

1966 – Bici Forbes

allan kaprow . manifesto

Bir zamanlar sanatçının görevi iyi sanat yapmaktı, şimdiyse herhangi bir şekilde sanat yapmaktan kaçınmak. Bir zamanlar halka ve eleştirmenlere bir şeyler göstermek gerekirdi; şimdi bütün yetki onlarda, sanatçılarsa kuşku içinde.

Sanatın ve estetiğin tarihi kitap raflarında duruyor. Bu tarihin değer çoğulculuğuna, bir de şimdi sanatları birbirinden, sanatı hayattan ayıran sınırların bulanıklaşmasını ekleyin, o zaman eskinin tanımlama ve kusursuzluk ölçütleri gibi dertlerinin artık sadece boş değil safiyane olduğu da açık olacaktır. Daha dün, sanatın sanat karşıtıyla ve sanat olmayanla arasında ayrım varken, şimdi bunlar abesle iştigal etmemize sebep olan sözde ayrımlar oldu: Eski bir binanın yan cephesi Clyfford Still’in tuvallerini anımsatıyor, bir bulaşık makinesinin içi Duchamp’ın Şişe Süzgüsü’ne benziyor, bir tren istasyonundaki sesler Jackson MacLow’un şiirleri, bir büfede yemek yiyen insanların sesi John Cage’in eseri ve bunların tümü bir happening’in parçası olabilir. Üstelik “bulunmuş nesne”, bulunmuş sözcüğü, bulunmuş sesi veya eylemi ifade ettiğinden, bulunmuş bir ortamı da gerektiriyor. Sanat hayata dönüşmekle kalmadı, hayat da kendisi olmayı reddediyor.

Dolayısıyla, sanatçı olma kararı, hem benzersiz bir etkinliğin varlığını, hem de o etkinliği inkâr eden sayısız işi varsayar. Bu karar, verildiği anda, hem sanatçının yaptığı her şeyin başkaları tarafından sanat olarak değerlendirildiği bağlamı kurar, hem de sanatçının dünyayla ilgili tüm algılarını olasılıkla (olabilirlikle değil) sanatsal olmaya koşullar. Söylediğim, yaptığım, gördüğüm veya düşündüğüm her şey, benim niyetimden bağımsız olarak sanattır, çünkü bugün olup bitenin farkında olan herkes, er veya geç, onun sanat olduğunu söyleyecek, onu sanat olarak görecek ve düşünecektir.

Bu durumda, insanın kendini sanatçı olarak tanımlaması ironik bir şeydir; bu tanım, özel bir yeteneğe değil, ‘tam sanat olmayan’ ve ‘tam hayat olmayan’ gibi iki muğlak seçenek karşısında takınılan felsefî tutuma tanıklık eder. Sanatçı, kategori açmazının ağına bile isteye düşen ve sanki hiçbiri yokmuşçasına iş yapan kişiyi anlatır. Şayet sesli [sound] bir asamblaj ile görüntülü bir “gürültü” [noise] konseri arasında hiçbir fark yoksa, sanatçı ile eskici arasında da hiçbir fark yoktur.

Bu tür eylem ve düşünceleri galerilere, müzelere, konser salonlarına, tiyatro sahnelerine veya ciddi yayınevlerine taşımak âdet haline gelmiş olsa da, bunu yapmak, bir paradokslar alanının kendine özgü içsel gücünü köreltir. Saydığımız çevrelerin bir zamanlar cahil bir toplumda ilan ettikleri estetik kesinlik duygusunu yeniden yerleştirir, ve aynı zamanda, günümüzde sanatın keskin ve absürt doğasına karşıt olan bir kültürel beklentiler tarihini canlandırır. Geçmişle çatışma bunun otomatik sonucudur.

Oysa sorun bu değil. Çağdaş sanatçılar, son dönem modern sanatın yerine daha iyisini geçirme derdinde değiller; sanatın ne olabileceğini düşünüyorlar. Sanat ile hayat basitçe iç içe geçmiş değil; ikisinin de kendine özgü neliği belirsizleşmiş durumda. Bu soruları, ne sanata ne de hayata benzeyen eylemler formunda sormak, bir taraftan da bunları bildik sergi mekânının sınırlanmış bağlamı içerisine yerleştirmek, gerçekte ortada hiçbir belirsizlik olmadığını ima etmek demektir: Galerinin veya sahnenin kapısında yazan isim, içerdekinin sanat, dışarda kalan her şeyinse hayat olduğu konusunda bizi temin eder.

Spekülasyon: 20. yüzyılın profesyonel felsefesi, insanın davranışları ve amaçları gibi sorularla iştigal etmekten genel olarak vazgeçeli beri, profesyonel bir etkinlik olarak sanatın rolünü oynuyor; buna “felsefe için felsefe” desek yeri var. Bu nedenle varoluşçuluk, etik ile metafiziği en iyi ihtimalle tanımlayıcı ve mantıksal bir sorgulama olarak değerlendiren çoğu akademisyen tarafından, felsefeden ziyade sosyal psikolojiye yakın görülüyor. Felsefenin kendi kendini analize yatkınlığını teslim eden ve ondan değerli bir şeyler kurtarmayı isteyen Paul Valéry, Platon ile Spinoza çürütülebilir olsalar bile düşüncelerinin olağanüstü sanat eserleri olarak kalacağını söyler. Şimdi, sanatın sanatlığı azaldıkça, hayatın eleştirisi olarak felsefenin ilk rolünü üstleniyor. Sanatın güzelliği çürütülebilir olsa da, olağanüstü fikirleri baki. Sanat tam da hayatla karıştırılabildiği için, dikkati belirsizliklerinin amacına, hayatı “açığa vurma”ya yoğunlaştırıyor.

Felsefe, kendi bulgularını kabul etmekten aciz olmaya devam ettikçe, sözel bilgi arayışındaki gücü giderek daha da azalacak: Kullandığımız sözcüklerin çok küçük bir kısmı kesin anlama sahiptir; bunların da çok küçük bir kısmı, bizim için hayatî önem taşıyan anlamları barındırır. Sözcükler kendi başlarına düşüncenin doğru işareti olmadığında, anlam ve anlamsızlık hızla kinayeli olmaya başlayıp betimlemeden ziyade imayla örtüldüğünde, anlamı ve anlamsızlığı kesin biçimde sınırlandırmanın aracı olarak sözcükleri kullanmak beyhude bir çaba olabilir. LSD ve LJB farklı anlam kümelerini uyandırır, ama ikisi de kod gereksiniminin parçasıdır; kod da, şiirdeki simgeyle aynı yoğunlaştırıcı işleve sahiptir. Televizyon ekranındaki “kar” ve lokantalarda çalan “asansör müziği”, bilinçli etkinliklere eşlik eden unsurlardır ve aniden kaldırıldıklarında insanda bir boşluk duygusu yaratırlar. Karışık teknikle, çoğul teknikle, bindirmeler, füzyonlar ve melezleştirmelerle “düşünme” eğiliminde olan çağdaş sanat, modern tinsel hayata fark ettiğimizden çok daha fazla benzer. Bu nedenle, yargıları da isabetli olabilir. Sanat, bir süre sonra anlamsız bir sözcük haline gelebilir. “İletişim programlaması” onu tanımlamak için daha yaratıcı bir isim olacaktır – hem yeni jargonumuza, teknolojik ve yönetsel fantezilerimize, birbirimizle kurduğumuz yaygın elektronik temasa da tanıklık eder.

1966

raoul servais – chromophobia . 1966

chromophobia özünde yunancadan geliyor: “chroma” renk demek, “phobos” ise bildiğiniz fobi ya da korku. ikisini birleştirme yetisine sahip olduğunuzu biliyoruz.

raoul servais ise belçikalı ressam ve animasyoncu. bu da ikinci kısa filmi. yorum size ait.

tarkovsky filmleri / ücretsiz / online

tarkovsky’nin kim olduğunu anlatmak ile vakit kaybetmeyeden kendisinin çektiği “the sacrifice” dışındaki bütün filmlerine youtube üzerinden erişim verelim. youtube üzerinde “cc” butonunu kullanarak altyazı ekleyebileceğinizi unutmayın.

  • The Killers – Web (1956)
  • There Will Be No Leave Today – Web (1959)
  • The Steamroller and the Violin – Web (1960)
  • Ivan’s Childhood – Web  (1962)
  • Andrei Rublev- Part 1 – Part 2  (1966)
  • Solaris – Part 1 – Part 2 (1972)
  • The Mirror  – Web (1975)
  • Stalker – Part 1 – Part 2 (1979)
  • Nostalghia – Web – (1983)

Kara Panter Partisi, (Black Panther Party) asıl adı Kara Panter Öz Savunma Partisi (Black Panther Party for Self-Defense). ABD’de Siyahların haklarını savunan devrimci partidir. 1966’da California eyaletinin Oakland kentinde Huey Newton ve Bobby Seale tarafından kurulmuştur.

KARA PANTER KURALLARI
KARA PANTERLERİN ON NOKTA VURUŞU

  1. Özgürlük İstiyoruz. Siyah insanların ve ezilmiş halkların kendi kaderlerini belirlemelerini istiyoruz.
  2. İnsanlarımız için tam iş istiyoruz.
  3. Kapitalistlerin siyah insanlara ve ezilen halklara yaptığı soyguna dur demek istiyoruz.
  4. İnsanoğlunun sığınması için makul tatmin edici bir iskân istiyoruz.
  5. İnsanlarımız için, itibarını kaybetmiş Amerikan toplumunun gerçek doğasını ortaya çıkaracak makul bir eğitim istiyoruz. Bize gerçek tarihimizi anlatacak ve günümüz toplumundaki rolümüzü öğretecek bir eğitim istiyoruz.
  6. Tüm siyahlar ve ezilmiş halklar için tamamen ücretsiz bir sağlık hizmeti istiyoruz.
  7. Siyahlara, diğer renklerden insanlara, Amerika’daki ezilmiş halklara uygulanan polis vahşetinin ve katlinin hemen sona erdirilmesini istiyoruz.
  8. Tüm nedensiz savaşlara acil bir son istiyoruz.
  9. Amerika Birleşik Devletleri hapishane ve tutukevlerinde tutulan tüm siyah ve ezilen halklar için özgürlük istiyoruz.
  10. Toprak, istiyoruz, barınak, eğitim, giyecek, adalet, barış ve modern teknolojinin toplumsal kontrolünü istiyoruz.

DİKKAT EDİLECEK 8 NOKTA

  1. Kibar konuş.
  2. Aldığın şeyi cömertçe öde.
  3. Ödünç aldığın şeyleri geri ver.
  4. Zarar verdiğin her şeyi öde.
  5. İnsanlara vurma ve küfretme.
  6. Fakirlerin ve mazlumların mallarına ya da ürünlerine zarar verme.
  7. Kadınların özgürlüklerini alma.
  8. Aldığın esirlere kötü davranma.
3 DİSİPLİN KURALI 
  1. Hareketlerinle kurallara itaat et.
  2. Bir fakirden ve mazlumdan bir tek iğne, bir tek ip parçası alma.
  3. Düşman saldırılarından kalan tüm ganimetleri al.

black friday, cyber monday and what the fuck

black friday terimi 1966 yılının şükran gününün ertesinde artan yaya ve araç trafiğini tanımlamak için kullanılmış. 1975 yılında ise bu terim dükkanların bilançolarında yer alan ve zarardan kara geçişi gösteren bir terim olarak evrilmiş. cyber monday lafı ise yine şükran günü sonrasında online alışverişi canlandırmak amaçlı 2005 yılında icat edilmiş. an itibariyle cyber monday geride kalsa da önümüzdeki yıllarda black friday’i geçeceğini tahmin ediyorum.

bu yıl black friday’de 226 milyon insan alışveriş yapmış. toplamda 52 milyar dolarlık bir harcama yapılmış. dünya üzerindeki 117 ülkenin GDP’si bu rakamdan daha az ve harcanan bu rakam 2 yıl boyunca dünyadaki bütün aç çocukları besleyebilir.

black friday’i geçtiğimiz haftalarda tecrübe ettik. türkiye’de henüz beklenilen etkiye ulaşmamış bir oluşum ama alışveriş haftası-günleri vb. aktivitelerle buraya doğru yol alıyoruz ayrıca yılbaşı hediyesi performansımız hiç de kötü değil.  yani yankiee go home demek yerine onlar gibi tüketmeyi tercih ediyoruz. inanılmaz miktarda tüketim yaparken, çevreye zarar vermek bir yana saatlerimizi, günlerinizi harcayarak kazandığımız parayı çılgınlar gibi harcamaya devam ediyoruz. yeni yıl arefesinde bu geleneği sürdürmeye hazır olduğunuzu biliyoruz ama durup bir kaç dakika düşünmeniz için de isteklisiniz. ve bu yetmez ama evet.

korkmayın, yapacağınız şey çok basit: herhangi bir şekilde hediye almayın ve merak etmeyin alternatifleriniz var;

  • kendi hediyenizi yapın. herhangi bir el sanatını kullanabilirsiniz.
  • kurabiye, kek, pasta gibi birlikte tüketebileceğiniz hediyeler hazırlayabilirsiniz.
  • hizmetinizin hediyesini verebilirsiniz – araba yıkamak, çocuk bakmak, ev temizlemek vs.
  • ikinci el dükkanlardan kullanılmış hediyeler alabilirsiniz
  • bir yere bağış yapabilirsiniz
  • bir yerde gönüllü çalışabilirseniz
  • tüketmek yerine bir grup olarak bir şeyler üretebilirsiniz
  • ihtiyacınız olmayan şeyleri başkalarına verebilirsiniz
  • ya da sahip olduğunuz şeylerin değerini bilebilirsiniz

bunlar gerçekten zor değil. ciddi miktarda para tasarrufu yaparken aynı zamanda eğlenebilir, ailecek yaratıcı olabilirsiniz. çocuklarınıza bir şeyler vermenin sadece satın almaktan ibaret olduğunu, birilerine sevgi göstermenin bir şeyler satın almadan mümkün olmayacağını öğretmek ya da  yaratıcılık yerine tüketicilik görmek istiyorsanız bildiğiniz yoldan da devam edebilirsiniz.

satıcılar tabii ki sizi kandırmak için yine elinden geleni yapacak. ve çoktan öğrendiğimiz gibi onlar bizlerden çok daha güçlü ve kendilerinden kurtulmanın tek yolu görmezden gelmek. herhangi bir şekilde reklama maruz kaldığınızda sadece gözardı edin hepsi bu. bir takım insanlar tarafından da hoş karşılanmayacaksınız bu da oldukça normal. ısrar etmeyin, onları zorlamayın sadece anlatmaya çalışın. dünya üzerinde görmek istediğiniz değişimi önce kendinizden başlatın.

hepimizin kırismıs bayramı şimdiden mübarek olsun.