Etiket: 1958

Şiir Adamı Rahatsız Etmeli

Andre Gide günlüğünde sanat baskıdan doğar, der. Ben, günümüz şiiri için daha da ileri giderek şiir ayni zamanda kendine birtakım baskılar arar diyorum. Soruyu ister estetik planda, ister öbür planlarda ele alalım, bu böyle.

Çağdaş şiir hep alışkanlıklara, yerleşmiş simetrilere, edinilmiş rahatlıklara karşı olmuştur. N’olursa olsun yenilenmek, en büyük kaygısı bu onun. Bunun için de sık sık çıkış yapması, huyunu suyunu değiştirmeye kalkması, yerleşmiş simetrileri yıkması az rastlanan haller değil.
Bugün böyle bir yerleşmiş düşünce ve duyarlık simetrisi var mı şiirimizde. Nedense var. Onun için kendini yenilemeye, tazelemeye bak diyeceksiniz. Zaten yeni değil mi şiirimiz. Bunu diyeceksiniz. Orasını Bay Sabahattin Kudret Aksal söylesin size. Bakın Bay Aksal Çağrı dergisinin 4. sayısında şiirde düşünmeyi nasıl anlıyor: “Şiirimiz duygulanıyorsa da pek o kadar düşünemiyor diyoruz. Ne demek şiirin düşünmesi? Karşılığı çok açık bence. Düşünmek ne demekse şiirin düşünmesi de o. Sadece buna şiirin ereğini, şiir tadı dediğimiz şeyi ekleyeceğiz…” Bunu diyor Bay Aksal. Aynı zamanda kendi kuşağının şiir anlayışına, şiiri ele alışma da ışık tuttuğu için bu sözler anılmaya değer. Ama Bay Aksal yukardaki sözleriyle Breton’un, Michaux’nun, Eluard’ıri, Dağlarca’nın şiirini zor açıklar sanıyorum. Resim üstüne yazsaydı Picasso’nun, Chagall’ın resmini hiç açıklayamayacağı gibi…

Şiirde yalnız düşüncenin geçer akça olduğunu söyledikten sonra hemen bunun o gibi bir düşünce olduğunu eklemek çok eksik bir görüş. Biz düşünürken düzyazıdaki gibi düşünürüz galiba. Ya da, daha iyisi, biz nasıl düşünüyorsak düzyazı öyledir. Orhan Veli ve arkadaşlarının şiiri ele alışlarında, kuruşlarında, geliştirişlerinde, şiire karşı davranışları düzyazıya karşı olan davranışlarından pek ayrı değil. Düşünceyse düşünceyi, duyguysa duyguyu, oyunsa oyunu şiirin kendine özgü (specific) çerçevesinden geçirmeyi ihmal eder ya da sürüncemede bırakır olmuşlardır o şairler. Devrim aşırılıkları ve kaygılarının haklı da gösterebileceği bu soru şimdilerde genç şairlerce ele alınmış bulunuyor. Şiiri en güzel yerleriyle tanımaya başlıyoruz. Çok güzel.

Düzyazı düşüncesi de, işleyiş tutumu da gerekircidir (deterministe). Belli ve ortaklaşa birkaç merkez çevresinde simetrik yapılar kurmaya elverişlidir. Oysaki çağdaş şiirin en etkin örneklerinde, çağdaş şiirin yalnız şiir olan örneklerinde öyle bir gerekircilik ya da simetriye rastlamadığımız gibi, bazı bazı karşıt bir durum da gözlemlemekteyiz. Çünkü şiir düzyazıdan çok başka bir şeydir. Elbet düşünmesi de, düşünme biçimleri de başka olabilecektir. Düzyazıda düşünce anonimdir. Usumuzun birkaçı geçmeyen ilkelerine uygun bir düşünce geleneği vardır ki her yazar onunla iş görmek durumunda, hatta zorundadır. Oysa şiirde genel olarak düşünce hem kişiseldir, hem de öyle pek belli kurallarla bağlı sayılmaz. Bu daha çok yeni şiirde böyle. Şair düşünceye kelimeden gider. Düzyazı yazarıysa kelimeyi düşünceyle bulur. Arada ince ama önemli bir ayrım yok mu? Var. Şu: şiirde düşüncenin imkânları daha oynak ve elastiki oluyor. Hatta çok kere şiirde düşünmekle düzyazıda düşünmek aynı şey olmuyor. Bay Aksal gibi kuşağındaki öbür şairler de şiiri sadece küçük bir parçasıyla anladıklarından, çok yönlü bir şiir kuramadıklarından dildeki tıkanıklığı, bunalımı çabuklaştırdılar. Sürrealistler kavgaları sırasında bu gerçeği çok güzel anlatmışlardı. Kelimeler düşünceyi aşar demişlerdi. Biz şiirde kelimenin düşünceyi kimi zaman aşabileceğini söyleyerek ortalama bir yol tutalım. Ne diyoruz, şiir düşüncesi düzyazı düşüncesinden ayrı bir anlam taşımaktadır. Oynaktır, delidir, son derece değişkendir. Bildiğimiz düşünceyi takmaz çoğu zaman. Ne var ki belli bir şiir döneminde yaşıyan şairlerin birbirini etkilemelerinden olsun, dil imkânlarının aynı yönde kullanılışında olsun şiirin o oynak, o deli, o değişken düşünce biçimlerinde de bir klişeleşme, bir gelenekçilik, kolaylaşmış simetrilere dayanan bir rahatlık başgösteriyor. Artık şiirin elini avucunuza aldığınızda size heyecan vermiyor. Ne yapsanız kılını kıpırdatmıyor. Sizi düşünce ve duyarlık rahatınızdan alıp bir yerlere götürmüyor. Fikir ve duygu kafiyeleri, vezinleri titremiş oluyor. Dilde de bir tıkanma.

Şairler ne yapın biliyor musunuz, o şiiri değiştirin.

Cemal Süreya
Pazar Postası, 9 Ocak 1958

dada: dadacılıktır

Dadayı kim yarattı? Kimse ve herkes. Ben bir bebekken Dada yapıyordum ve anamdan kıçıma şaplak yiyordum. Şimdi herkes Dadacı olduğunu iddia ediyor. Son otuz yıldır Zürih’te, Köln’de, Londra’da, Tokyo’da, San Francisco’da, New York’ta. Ben New York’ta bir Dadacı olduğumu iddia edebilirim. 1912’de Dadadan evvel. 1919’da Dadacıların izni ve onayıyla, Dadayı New York’ta yasallaştırdım. Yalnızca bir kez. Bu yeterli. Zaman daha fazlasını hak etmez. Bu bir Dada-tarihidir. New York Dadası’nın tek sayısı, hatta yazarlarının isimlerini bile üstlenmeden. Dada için ne kadar sıra dışı. Tabi ki, açıkça ortada bazı katılımlar vardı. İsteyerek ya da istemeyerek. Güvenerek ya da şüphe duyarak. Ne önemi vardı ki? Sadece tek bir sayı. Unutulmuş- birçok Dadacı ya da Dada karşıtı tarafından görülmemiş bile. Şimdi Dadayı yeniden diriltmeye çalışıyoruz. Neden? Kimin umrunda? Ya da değil? Dada öldü. Ya da Dada hala hayatta mı?

Yaşayan bir şeyi diriltemeyiz, aynı ölü olan bir şeyi diriltemeyeceğimiz gibi.

Daha Öldü mü? Dada Yaşıyor mu? Dada: Dadacılıktır.

Man Ray
Ramatuelle, Var, Fransa, 8 Temmuz, 1958

manifesto – spur grubu

  1. Bugün, ahlakî yeniden silahlanmaya karşı çıkan, geleceğin taşıyıcısı olan bir sanatsal yeniden silahlanma var. Avrupa büyük bir devrimin, benzersiz bir kültürel darbe girişiminin [putsch] eşiğinde.
  2. Özgürlüğün son toprağı olan sanat kuşkusuz onu her türlü araçla savunacaktır.
  3. Bizler, teknikleşmiş makinenin devasa çirkin yapısını protesto etmeyi amaçlıyoruz. Kültürel bir çöl yaratan akılcılığa [rasyonalizm] karşı çıkıyoruz. Otomatik olarak işleyen düşünce, fikir yoksunluğunu, akademiciliği, atom bombasını doğurmuştur.
  4. Dünyanın, demokrasi ile komünizmin ötesinde yenilenmesi kolektif düşünce yoluyla değil, ancak bireyciliğin yenilenmesiyle gerçekleştirilebilir.
  5. Kültür yaratmak isteyen aynı zamanda onu yıkmalıdır.
  6. Kültür, hakikat, ebedilik gibi kavramlar, hatta diğer sanatçılar bizi ilgilendirmiyor; bizler kendi yaşamlarımızı kurtarmalıyız. Sanatın maddi ve manevi durumu o kadar acıklıdır ki, sanatçılardan hoş bir tarza resim yapmaları istenemez. Ancak ne oldum delisi tipler böyle resim yapabilir.
  7. Temel araştırma tümüyle bilimseldir ve uygulamalı araştırma tümüyle tekniktir. Sanatsal araştırma özgürdür; bilim ve teknikle hiçbir ilgisi yoktur. Bizler, sanatı teknik gaddarlığın aracı hâline getirmek amacıyla onu bilimsel yapmaya yönelik girişimlerine karşı çıkıyoruz. Sanat içgüdüye, ilkel yaratıcı kuvvetlere dayanır. Bu özgür ve yabanıl kuvvetler, düşünsel [entelektüel] spekülatörlerin alayını hiçe sayarcasına daima yeni, beklenmedik biçimlerin ortaya çıkarılmasını zorlarlar.
  8. Sanat, çınlayan bir gonk darbesidir; yankısı, boşlukta yolunu kaybeden taklitçilerin çığlığıdır. Teknikle yer değiştirmesi [transpozisyon] sanatsal gücü öldürür.
  9. Sanatın hakikatle hiçbir ilgisi yoktur. Hakikat şeyler arasındadır. Nesnel olmak isteyen kişi tek taraflıdır; tek taraflı olan kişi aşırı detaycı ve sıkıcıdır.
  10. Biz, her şeyi kucaklıyoruz.
  11. Bıkkın kuşak, kızgın kuşak, bunların hepsi geçip gitti. Şimdi sıra kiç kuşağının. KİÇ, KİR, GERÇEK ÇAMUR, KAOS KONUSUNDA ISRARCIYIZ. Sanat, içinde kiçin büyüdüğü gübre yığınıdır. Kiç sanatın kızıdır: Kız genç ve rayihalı, annesi ise leş gibi kokan bir kocakarıdır. Tek bir şey yapmak istiyoruz: Kiçi yaymak.
  12. Bizler HATAyı istiyoruz. Kurmacılar(01) ve Komünistler hatayı ortadan kaldırıp ebedi hakikati yerleştirdiler. Bizler hakikate, mutluluğa, tatmine, hak duygusuna, şiş midelere, AHENKe karşıyız. Hata, insanın en harika yeteneğidir! Neden insan burada? Artık kendisine uygun düşmeyen geçmişin hatalarına yenilerini eklemek için.
  13. Bizler, soyut ülkücülük [idealizm] yerine samimi hiççiliği [nihilizm] istiyoruz. İnsanlığın en büyük suçları hakikat, dürüstlük, ilerleme, daha iyi bir gelecek adına işlenmiştir.
  14. Soyut resim, bayatlamış hakikatleri tekrarlayıp durmak için uygun bir bahane arayan miskin ruhun gülüp eğlendiği bir yer, boş bir güzelduyuculuk [estetizm] hâline gelmiştir.
  15. Soyut resim, YÜZLERCE KEZ ÇİĞNENİP masanın altına yapıştırılmış BİR SAKIZdır. Bugün, kurmacı ve yapısalcı [strüktüralist] ressamlar bu kuruyup taş gibi olmuş sakızı bir kez daha çiğnemeye çalışıyorlar.
  16. Soyutlamayla birlikte dört boyutlu mekân kendi başına bir şey hâline gelmiştir. Geleceğin resmi ÇOK BOYUTLU olacaktır. Önümüzde sonsuz boyutlar açılıyor.
  17. Sanat tarihçileri, gereken her manevi devrimi aydınların yemek masasına sohbet mezesi yapıyorlar. RUHUN YÜKÜMLÜ KILINMAMASI İÇİN MİLİTAN BİR RUH DİKTATÖRLÜĞÜne karşı çıkacağız.
  18. Bizler, yetenekle resim yapamayız. Hatta böyle yapmak için çaba gösteriyoruz. Bizler kibirli ve ayrıksıyız [eksantrik]. Bizler tanımlanamaz olanız.
  19. BİZ ÜÇÜNCÜ TAŞİST [lekeci] DALGAYIZ.
    BİZ ÜÇÜNCÜ DADACI DALGAYIZ.
    BİZ ÜÇÜNCÜ GELECEKÇİ [fütürist] DALGAYIZ.
    BİZ ÜÇÜNCÜ GERÇEKÜSTÜCÜ [sürrealist] DALGAYIZ.
  20. BİZ ÜÇÜNCÜ DALGAYIZ. Biz dalgalar deniziyiz (DURUMCULUK).
  21. Dünyayı yıkıntılarından ancak biz kurtarabiliriz. BİZ, GELECEĞİN RESSAMLARIYIZ.

SPUR Grubu:
H. Prem, H.P. Zimmer, E. Eisch, H. Sturm, L. Fischer, A. Jorn, D. Rempt, G. Britt, G. Stadler
NOT: Almanca olarak yazılan metin Kasım 1958’de yayımlandı. NOT BORED! tarafından İngilizce’ye çevrildi.