Etiket: 1917

Halk ve İktidar

Kafedeyim, oturuyorum. Kimsenin beni yargılamayacağını düşünerek. Oturup izliyorum düşüncelerin birbirlerini takip etmesini, insanların düşüncelerinin.
Biri diyor ki:
-Ben eşimin istediğini yapacağım, eşim diyor ki, işine fazla zaman ayırma.

Ötekisi diyor ki:
-Ben ailemin dediklerini yapacağım, ailem diyor ki seni bu düzende ne kurtaracak ise onu yap.

Oysa ben kendime diyorum ki ben ne istiyorsam onu yapayım ve ben bu toplulukta neyi yanlış görüyor isem onu düzeltmeye çabalayayım.

Ötekiler bunun  boşa bir çaba olduğunu düşünüyorlar, bu yaşadığım ülkenin halkının asla daha iyi yaşamayı kabul etmeyeceğini düşünüyorlar.

Oysa, o Fransız Devrimi döneminin halkı kabul eder miydi daha iyi yaşamak vaat edilmese feodalizmin yıkılmasını? Oysa 1917’de kabul eder miydi Rus halkı devrimi vaat daha iyi yaşamak olmasaydı?

Tek sorun artık daha iyi yaşama hayalinin gerçekten eyleme dökülemeyeceğinin inandırılmasıdır şu anki halka. Daha iyi yaşanamaz denir çünkü şu anki geçmişe göre en iyi ve gelecekte de en iyi yaşam stili olacaktır.

Oysa geçmişteki insanlara da o zamanki biçimler en doğrusu diye kabul ettirilmiştir, örneğin Feodal bir bey olmadan nasıl korurlardı sizi ya da kapitalist bir duygu boşaltımı ve kazanç elde edimi olmadan nasıl insanlar sınırlanırdı?

Oysa daha iyi bir gelecek elde edilebilir. Yalnızca fedakarlık olması gerekir, insanların belirli bir şeyleri feda etmesi.

Oysa daha iyi bir gelecek elde edebilir insanlık, sadece iktidarın, devletin hüküm etme aygıtlarında gizli olduğunu değil, aslında iktidarın günlük ikili ilişkilerde insanlar arasında da var olduğunu keşfedebilsin insanlar. Aslında her ilişkinin birer iktidar ilişkisi olduğunu keşfedebilmeli insanlar.

İnsanlar sadece iktidarın, iktidarın farkında olunduğunda yenildiğini, ya da iktidarın yenilemeyip ancak görmezden gelindiğinde kaybettiğini görmeliler.

Tıpkı Foucault’nun dediği gibi, iktidar baskı yapmaz, iktidar bir yerde değildir, her yerde ve her şekildedir, herkeste ve her şeydedir. Kendini özgür kılmak için insan, kendini neyin baskıladığını değil, kendini ve diğerlerini nasıl ve ne-olmayarak tanımladığını bulmalıdır. Ne-olduğumuzu ancak ne olmadığımız ile bulabiliriz zira. Normu belirlemek ve normal olanı bulmak ancak anormal olan sayesinde olabilir, bir normal ancak kendi yokluğu ile tanımlanabilir.

İktidara tek direniş yolu, onun ne olduğunu değil ne olmayabileceğini bulmaktır, nerede olduğunu değil, nerede eksik olabileceğini gözetmektir. İktidara direniş, ancak iktidarın içinde olabilir, ancak kendisi ile olabilir.

emma goldman: fevkalade tehlikeli bir kadın

İş isteyin, iş vermezlerse ekmek isteyin. Ekmek vermezlerse, ekmeğinizi alın.

emma goldman. kendisini anarşik kızlarımızın feysbuk pırofil pikçırlarından ve ara ara muhakkak paylaşılan “dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir.” lafından tanıyorsunuz. fakat bu iki başlıkla sınırlı değil elbet.

1869-1940 yılları arasında yaşayan goldman anarko-feminzim’in kurucusu olarak kabul edilir. evlilik sözleşmesine yönelik eleştirileri ve doğum kontrolünün gerekliliğini vurgulaması ile ön plana çıkmıştır. alexander berkman – fedya ile birlikte hayatı boyunca üçlü bir ilişki yaşamıştır ve her iki sevgilisiyle de cinsel özgürlükçülük ilkelerini hayata geçirmiştir.

anarşizme olan inancı amerikada 4 anarşistin uyduruk gerekçelere dayandırılarak idam edilmesi sonrasında kuvvetlenmiş, amerikanın her yerinde ateizm, özgür aşk ve devrim savunucusu olarak konuşmalar yapmıştır. “mother earth” isimli çıkardığı edebiyat ve sanat dergisinin editörlüğünü yapmıştır. bir çok kez hapse girmiş, ardından 1. dünya savaşı sırasında düzenlediği mitingler gerekçesiyle rusya’ya sınırdışı edilmiştir. rusya’da ilk başta desteklediği bolşeviklerin durumunu görünce hayal kırıklığına uğramış ve avrupaya doğru yol almıştır. amerikayı sık sık özlediğini dile getirmiş lakin ki ancak kanada’da öldükten sonra geçiş izni almış, amerikaya gömülmüştür.

çıkarların dayanışmasıyla başlayan ve sonunda özgür bir komünizme dönüşen, birbiriyle gevşek bir şekilde birleşen üretici gruplar, topluluklar ve toplumların gönüllü işbirliğine dayalı bir toplumu savunmuştur. sendikalizme, doğrudan eylemin devrimci potansiyeline, endüstriyel sabotaja ve genel greve gönülden inanmıştır.

hayatını anarşizm mücadelesine ve kadın özgürlüğüne adamış olan emma goldman toplum tarafından tamamiyle kabul edilemez ve fevkalade tehlikeli bir kadın olarak anılmıştır. ifade özgürlüğünü her daim savunmuş, insanları düşünmeye yöneltmesi ve devleti her fırsatta eleştirmesi bir çok noktada faydalı ve ilham verici olmuştur.

henüz inceleme fırsatı bulamadığım fevkalede tehlikeli fanzin’e sanıyorum kendisi isim referanslığı yapmakta. magazinsel kısımları bir yana bırakıp kendisinin düşüncelerine odaklanmakta yarar var diyenlere “emma goldman: anarchism and other essays (1917)” ebook’unu çekilişsiz kurasız veriyoruz. ya şimdi onu kim okuyacak diyenler “emma goldman: fevkalade tehlikeli bir kadın” belgeselini izleyebilirler. banane bu kadından diyenler ise alt+tab yapıp milliyet.com.tr ile yollarına devam edebilirler.