Ölüm Katedralini Teşhir Etmek

Bizler hepimiz Alman Yahudileriyiz* sloganının gerçek anlamı, o insanlarla dayanışmak için söylenmiş olması değil, aslında onların olağandışı bir fenomen olmadığının da kaçınılmaz bir olgu olmasıdır. BU DURUM NORMDUR. ÖLÜM HAYATIN HER YERİNDEDİR. SPK bu durumu fetiş haline getirmez, o bu Ölüm Katedralini teşhir eder.
Strateji ‘diyalektik’ değildir. – özgürleştirme/kontrol, bilinçdışı/bilinç, sapkın/normal, seksüel/iffetli vs. gibi.
Strateji FEKALETSELDİR – durumu en uçlarına kadar götürmektir.
Strateji SEMBOLİKTİR – sistemin kendi tahammül edilemez göstergelerini kendisine karşı kullanmaktır.
Strateji ANONİMDİR – başka bir ‘yıldız’ kayması şeklindeki sınıflandırmayı reddetmektir. Norm bizleriz. Alacakaranlık bizleriz.

Endüstri Sonrası Strateji (Putların Alacakaranlığı)

Michel Foucault ‘Disiplin ve Cezalandırma’da, sosyal kontrol mekanizmalarının kapatma ve gözetlemeden, sağaltıma doğru nasıl dönüştüğünü gösterir. Suçlular ve akıl hastaları artık bir ‘geri dönüşüm’e tabi tutulmakta ve normalize edilmiş homojen vatandaşlara dönüştürülmektedir. Hem sağ hem de sol, sapkın olanı yeniden topluma kazandırmak gibi yöntemlerle bu problemlerde sorumluk almak isterler. Bizler bunu yapmamalıyız. Sosyal sapmaya olan ilgimiz, sistemin kendi hudutlarını kontrol altında tutabilme sakatlığını devam ettirmek ve genişletmek olmalı.

Başka bir kurgu da, bilinçdışını ya da ‘psişe’yi özgürleştirerek endüstri sonrası dönemin imgeselliğine (simulakra) saldırabileceğimiz fikridir. En başta, modern bilinçdışı, metafizik bir kavram olarak ele alınmalıdır. İlkel insanların bu kavrama ihtiyacı olmamıştır çünkü medeni ve ilkel düşünce arasında bir ayrıma gitmemişlerdir. Kurtuluş ya da özgürlük fikriyle ‘Efendi’nin hepimizin içinde içselleştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmış ve yabancılaşma başlamıştır. Bütün yaban, gezgin, ve sembolik süreç ‘’bilinçdışı’’ olarak adlandırılmış ve tıpkı ölüm kavramı gibi ele alınarak uygarlaştırılmıştır. Bu yapay bölünmeyi sürdüren her fikir trajik olarak meseleyi anlamaktan uzaktır. Ayrıca, bilinçdışını yaratan sosyal bir kodun da, onun içeriğini yazıp kontrol edemediğini düşünmek ahmaklık olur; tıpkı bilinçli yaşamlarımızı manipüle ettiği gibi. Aslında bu da aynı zamanda kodun kendisini devam ettirebilmesi için kullandığı en etkili yöntemdir. Psişik özgürleşme tam anlamıyla sistemin bir formudur, altmışların uyuşturucu deneylerinin de gösterdiği gibi aslında radikal bir çözüm de değildir. Bireyleri değiştirmek tam olarak toplumları değiştirmez.

Endüstri Sonrası Simulakra

Batı kültürünü Endüstriyel olarak adlandırılabilmemizin ardından birkaç on yıl geçti. 1930’ların yetersiz-tüketim krizinden itibaren, üretimin değil yeniden üretimin, eşdeğerliliğin değil mübadelenin, ürünün değil modelin hüküm sürdüğü tamamıyla farklı bir sosyal yapıya dönüştük. Artık endüstri sonrası bir dünyada yaşıyoruz: daha fazla, bütün emeğin değiş tokuş edildiği ve tekilliğini kaybettiği değil onun yerine emeğin ve boş zaman faaliyetinin birbirine girdiği bir dünyada, alınıp satılan değil, bütün kültürlerin birbirini etkilediği bir kültürde, sevginin orospulaştırıldığı değil, ama özgürleştirilmiş soğuk bir cinselliğin mecburi olduğu bir yerde ve zamanın artık para gibi biriktirildiği değil, nostalji, fetişizm ve fütürizmin karmaşık ağında kırıldığı bir dönemde…

SPK daima kendini ‘endüstriyel’ gibi bir tanımlamanın dışında bırakmıştır, çünkü daima endüstriyel toplumdan sonra gelen radikal olarak daha etkili bir stratejiye sahip olmuştur. Bu farklılığın gerçekleşmesi her türlü strateji için yaşamsal önemdedir: sanatsal, devrimci, terörist. Bunlar olmazsa da, tedavinin semptomlarını karıştırmaya devam edeceğiz… Eğer endüstriyel dönem, kapitalist biçim tarafından belirlenmiş ise, endüstri sonrası dönem de hiperkapitalisttir. Ve göstergelerin alanında toplum, belirsiz ve kodlanmış bir haldedir. Endüstri öncesi dönemde her göstergenin bağlantısal bir gerçekliği vardı. Endüstriyel dönemde, her gösterge diğerlerine bir sosyal uyumluluk tarzı olarak para ile eşdeğerli bağlantıdaydı. Şimdi ise, bununla birlikte, bütün göstergeler model haline gelmekte, -simülasyonun genelleştirilmiş kodu olarak- yavaşça bütün sosyal yeniden üretimi farklılaştırmaktadır. Buradaki asıl dehşet, bu sürecin artık fabrika kapısında sona ermesi değil, evlerimize, sevgilerimize ve zihinlerimize kadar nüfuz etmesidir. Bütün zamanımız işaretlenen zamandır…

Walter Benjamin (ve sonrasında McLuhan) teknolojinin üretici bir güç değil ancak bir ARAÇ (medium) olduğunu; reklamın, enformasyonun ve iletişim ağlarının oluşturduğu yeni toplumun BİÇİMİ, -ilkesi- olduğunu ilk fark eden kişiydi. Tam olarak birbirine eşdeğer klonları seri ya da mekanik olarak yeniden üretmek, bir farklılıklar katsayısına göre oluşturulan bütün biçimlerin üreticisi modellere yol açtı. Bu sayısallaşmış genetik hücre -kod- bütün soruları ve bütün mümkün çözümleri üretti. Sosyal organizmanın kontrolünün üreticisi bir DNA.

Sistem Ölümü

Sistem, özel bir ölüm türü, göstergelerin hesaplanabilir bir sistemini üretti. Eğer mezarlık ve akıl hastanesi yok olma sürecinde ise, bunun nedeni ölümün her yerde ve daha fazla saklamaya gerek duyulmamasından ötürüdür. Bugün o, etnik soykırımcı, adli, tecrit edici ve sansasyoneldir. Bir sapma olarak ölümün karmaşık fetişizmleri –böylelikle Manson, Jones ya da Vietnam gibi ‘yıldız’ ölümler sadece sistemin kendi sansasyonel fetişizmidir. Gerçek dehşet istatistiksel ölümdür ve bu normalizasyonun ve sağaltıcılığın yan ürünüdür. Serumlar ve laboratuvarlar ölmenin dilini yasaklamanın sadece mazeretleridir.

Öyleyse, bütün dikkatimizin kendi başına kurban gibi bir şeyi dışa vuran vahşi ölüme neden odaklanmış olduğu oldukça barizdir –grubun İSTENCİ tarafından gerçeğin dönüştürülmesi. Bütün yapay ölümler sosyal bir ölümün ürünüdür. İntihar cinayete eşittir (orijinal Sozialistisches Patienten Kollektiv manifestosundan alıntı).

İkinci Ten Mankeni

‘’Cinsel devrim’’ bütün cinselliği tüm uzantılarının anlamlarına kadar yansızlaştırmadan başka bir şey değildir. Bu bir gösteri, buyruk, reklamdır. Fetişler, Sade’da olduğu gibi artık özel ya da anti-sosyal değildir-onlar mecburi, normalleştirilmiş, ve transparandır. Transparanlık radikal bir fikir değildir ancak bugünkü sistemin temel bir talebidir. Michel Foucault ‘Cinselliğin Tarihi’nde (Cilt 1.) bütün cinselliğin sapkınlıklarıyla birlikte nasıl ‘itiraf’ edildiğini ve böylelikle kodun total hale geldiğini gösterir. Penthouse Forum’unu okuyun. Her türlü cinsel olasılık özel hayatlarımızda yeniden üretmemiz için birkaç ucuz porno filmlerinde katalog haline getirilmiştir.

Beden baştan sona cinselleştirilmiştir /ancak kalitesiz bir cinsellik ile. Çıplaklık cinsel olarak lüzumsuzdur, beden göstergelere odaklanılması için bir vitrin mankenine dönüşmüştür-giyim, makyaj, mobilya, restoran, araba, vs. Beden maskelerin manipülasyonu olarak fetişleşmiştir; en uygun beden fikri reklamın ‘’sen’’i haline gelir-parçalanıp bir model olarak yeniden kurulur. Bu bütünselliğe en uygun saldırı parçalanmış, hastalıklı, deforme olmuş, ölmüş, tahammül edilemez bedenlerin sergilenmesidir. Bunun sonucu olarak bizim geniş kapsamlı kabul edilemez bir et dosyamız vardır. Bu bizim saplantımız değildir-bu saplantılı kodun sadece görünen yüzüdür. Marcuse, cinsel devrimi ‘yüceltmenin baskıcı çözülüşü’ olarak adlandırmıştı. Artık o bizleri daha fazla şiddetle ve cinsel organlara yönelerek değil daha ustaca baştan çıkararak oyuna çağırır. Ölüm sistem için mümkün tek pornografidir… Radikal bir cinsellik yoktur.

Yeni Saplantısı

Enformasyonun doğruyu söylemesini talep etmek endüstri öncesi tarza geçmek demektir. Bugün gerçeklik diye bir şey yoktur, ya da her şey gerçektir ve her şey gerçek dışıdır Bugün artık objeler ne gerçeğe ne de enformasyona gönderme yapar. İkisi de bir seçimin, montajın, görüş almanın sonucudur. Mesajların rolü artık enformasyon değil ama – kodun devam etmesi için, koda göre, kodu yorumlamanın başarısının bir testidir. Bu yüzden kontrol problemi; gözetim, propaganda ya da paranoyadan biri değildir. Öznel olarak etkilenme, rıza, ve hayatın bütün olası alanlarının uzantılarından biridir. Kodun, cesedin kendisini içine almasıdır(bkz. Baudrillard: toplumsal tözün ‘kanserli hale getirilmesi’, Simgesel Değiş Tokuş Ve Ölüm, sf.105).

Modernite -ilerleme ve değişim miti- gibi değerlerin biçim değiştirmesi değil, bir mübadeledir, bileşimsel ve muğlaktır. Bu süreçte sanat ve gerçeklilk birbirlerini uyarır. Gerçek ve tahayyül arasındaki ikili karşıtlık yıkılmış, ticaret, politik, ve bilimsel olan, eski anlamdaki gerçeklikten çok bugün estetiğin içine girmiştir. Semboller her yerdedir –ideolojiler, kişilikler, reklam- iktidarın yeni biçimidir. Politikada, sanatta ve kültürde olduğu gibi, ‘’yeni’’ye duyulan saplantı daima temel düzeni değiştirmeden tolere edilebilir değişim oranı ile sınırlıdır. Ve hayatlarımız, bu aleni/yet kodu tarafından yaratılmış birer sanat eserleri olarak, aynı yeniden üretim içerisinde yer alır.
‘’Geriye bizzat bu işlemselliğin kendisinin ve DNA’nın birer efsane olup olmadıkları sorusu kalmaktadır.’’(Jean Baudrillard, Simgesel Değiş Tokuş ve ölüm, s.95)

Bizler ileride tarihin ‘Karanlık Çağ’ olarak bileceği bir dönemin başlangıcında yaşıyoruz. Ama biz, önceleri enformasyonun gizliliği olarak tanımlanandan farklı olarak, bunun hemen hemen zıttı bir problemden muzdaribiz: enformasyon aşırı yükü. Daha fazla enformasyon talep etmek radikal değildir – bu tamamen zaten sistemin bizleri boğduğu şeyi talep etmektir.

Ölüm İdaresi

Bizler tamamen bir evrimcilik hikayesinde yaşıyoruz: kapitalizm için ebedi bir ilerleme birikimi inancı; bilim için hakikate doğru sonsuz bir yürüyüşe sadık kalma, sosyal manipülasyon için doğumdan ölüme kadar süren bir kontrole inanç. Hakim toplumsal düzenin derin yasası, bu yüzden ekonomik değil yaşam ve ölümün ilerlemeci bir manipülasyonudur. Doğum kontrolünden ölüm kontrolüne bu aynı yok etme sistemidir. Ancak şimdi gerçek ölüme ihtiyaç kalmamıştır. İşlem, sadece umutsuzluktan yapılmamış intiharların çiğneyebileceği, zorunlu bir hayatta kalmada gerçekleşir. Endüstri sonrası dönemde toplum zamanının tümünün işaretlendiği ağır-ölümlerden biridir; özneler iş, sosyal güvenlik, maddi/cinsel doyumun tek taraflı armağanlarının ve kişinin nasıl görünmesi, düşünmesi ve davranması gerektiğine ilişkin bütün o aralıksız bombardımanın gönül(süz) alıcılarıdırlar. Yaşayan bir ölü gibi. İktidar daima infazı gerçekleşmek için son aşamada iktidarda yer alır- fiili, muhtemel ya da sembolik. Ve modern durumda bu iktidar yaşamın ve ölümün yansızlaştırılması ya da TIBBİLEŞTİRİLMESİ ile sembolik olarak işler. ‘’İlkel’’ toplumlar ölümü toplumsal bir ilişki olarak olarak ele alırlar, bu yüzden inisiasyon seremonisi ya da kurbansal tören sırasıyla toplumsal doğum ve ölümün paylaşımıdır. Hiçbir ‘’birey’’ henüz doğmamış ve öldürülmemiştir. Bu sembolik değiş tokuş (bizim modern bilimsel idealizmimizin bir parçası olan bir doğallık kavramsallaştırması olan) yaşam ve ölüm arasındaki ayrılmayı sonra erdirir, bunun sonucunda da gerçeklik ve tahayyül arasındakini de. Bunun yerine bizler ölümü bireysel mukadderat olarak özerk hale getirdik ve böylelikle de toplumu en büyük sorumluluktan kurtardık.

*Çn. ‘Bizler Alman Yahudileriyiz’ sözü, Fransa’da Mayıs 68′ hareketleri sırasında kullanılmış bir slogandır.

(Avusturalyalı endüstriyel müzik efsanesi SPK’nın 1983 yılında Re/Search 6/7# Industrial Culture Handbook’ta yayınlanan ‘Post-Industrial Strategy’ adlı manifestosunun çevirisidir. Çev. Bilge Yurt)