Menü Kapat

Sosyal Endikasyon

​Gülümse. Çizgiyi bozma. Mimiklerinin aslını kalbinde hissetmesen de olur. Sokaktaki çocuğa elma şekeri verdiğinde yüzündeki kir temizlenir mi sanıyordun? Peki bir kırmızı balonun mağrur hüznünü anlayabilir misin ruhunla? En iyisi hiç konuşma.

Bu konuşmanın felsefesi bir insanlık trajedisine dayanıyor. Maskeler…

Çocukken ufacık şeyler bile mutlu ederdi hepimizi. Gülmek çok kolaydı ve bir o kadar da güzeldi. Kimse sahtelikler peşinde koşmuyordu o zamanlar. Sonra birileri büyüdü. Büyüdü ve büyümeyenlere maskeleriyle oyunlar oynamaya başladı. İnandırıcıydı da her şey. Sonra elma şekerinin elması kurtlu çıktı, kırmızı balon patladı. Büyümeyenler, bu maskelerin etiyolojisini araştırmaya başladı. İnsan neden bu denli sahteydi? Ne diye yüze gülümseyip arkadan konuşmaya başlardı? Kütüphaneler tarandı, insanlığın hazin tarihinin eski cilt kitapları bulundu, arandı, tarandı. Cevap komikti. Sosyal endikasyon.

Mesela bir sevgililer gününü ele alalım. Zavallı zat, sevgilisini mutlu etmek için değil, hiç değil; sadece ve sadece toplum tarafından benimsenmek için hediye almak durumunda kalıyordu. Önemli olan, ‘nasılsın’ gibi ufak ama dünyalara değecek bir kelime değildi insanlar için. Önemli olan, bir şeyleri bir şekilde yapmış olmaktı. Gülümsemiş olmak, hediye almış olmak, sırtını sıvazlamış olmak… Tüm hareketler sıkıcı bir zorunluluk haliyle yapılıyordu. İçtenlik ve samimiyet, öğle namazını mütakip kılınan cenaze namazıyla ebedi istirahatgahına uğurlanmıştı. Artık bize de helvalarını yemek düşer, ne yapalım. Ölüyü diriltebilir mi insan? Bunun için uğraşıp didinmenin ne gibi bir anlamı olabilir?

Artık öyle bir yalanın ortasındayız ki, gerçekten yüz güldürmek için söylenen bir güzel söz beklemenin aşırı bir beklenti içinde olma, fazla derin düşünme ya da romantik hayallere dalma olarak nitelendirildiği bir hayatı yaşıyoruz. Yaşamak değil de bitkisel hayat daha doğru bir tanımlama olabilir. Sosyal endikasyonlar uğruna yaşıyor, yaşıyor ve hiç sorgulamıyoruz. Sorgulamıyor, düşünmüyor, durmadan konuşuyoruz. Boş boş konuşuyoruz, diğerlerini üzmek ve narsistik benliğimizi biraz daha doyurabilmek uğruna her şeyi yapıyoruz. İçimizden gelmeden yaptığımız tüm o konuşmaların ve davranışların ortasında, maskemizi takınıp sahte bir kahkaha patlatıyoruz. Sosyal endikasyonlara boyun eğip yaptıklarımızın cezasını büyümeyenlere çektiriyoruz, onları da kirletiyoruz, bütün güzellikleri yok etmeye çalışıyoruz. Yok edilenler yok etme arzusuyla yanıp tutuşmaya başlıyor. Yeni kurbanlar aranıyor. Kirlenenler kirletiyor ve bu döngü hızla devam ediyor. Ve insanlık her geçen gün biraz daha kirleniyor. En azından sussak… Konuşmasak ve döngüyü bir yerde kırsak. Sosyal endikasyonlara maruz bırakmasak bu saf kalpleri. Ya en başından kırmızı balon uzatmasak küçük bir çocuğa ya da hakiki bir balonun ömür boyunca patlamayışının sorumluluğunu üstlensek… Bir yüz güldürme eyleminin bu denli zor olabildiği, düşünülmesinin fazla incelik olarak nitelendirildiği bir dünyaya bir çöp de biz atmasak… Fena mı olur?

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım