Sönmeden Yanan Ateş’in Kültürü. Diğer herşeyden nasıl da sıyrılıveriyor, astral alemimde. Filozofiye dahi baskın gelecektir Satanist Kültür. “”Şu titrek bedenimde haykırmayan tek lif yok, “Sevgili Şeytan, sana tapınıyorum!” diye.” yazar Baudelaire.

Babil, Lilith, Caine, Bilgi Ağacı, Günah, Yasak Elma, Anaerkillik, Gnosis, Karanlık, Ateş, Alev, Black Sun, Dark Ambient, Sodom&Gomorra, Lucifer. Satan’a ait olan yaklaşımlardan her biri, kendi içerisinde koca bir ağaç gibi. Her Satanist Ekol, farklı bir muazzamlık ağacı. Günahtan, hazdan ve neşeden meyveleri olan. Leziz. Özgür. Yaratıcı ve Tanrısal. Sahte Tanrı’nın kitaplarındaki Satan figürü dahi mükemmel. Yalnızca ona bağlı kalan Satanistler de var. Onları da seviyorum.

Yaratılış kısmında Serpent, Eve’ye der ki “Yesenize bu leziz elmayı.” Eve der “Hayır, tanrı bize yersek kesinlikle öleceğimizi söyledi.” Yanıtlar Serpent “Hayır, bunu yemeniz sizi kesinlikle öldürmeyecektir.” Ve bum! Yemelerine rağmen, ölmezler.

Sahte Tanrı’nın kitabında bile, bir roman karakteri olarak bile, Serpent ya da Lucifer, Gerçeğin Bilgisi’ni taşıyor. Ne hoş.

Jung, “Akıl, Şeytan olabilir.” der.

Ve Ezidiler, Yasak Ağaç’ın bir test olduğuna inanıyor. Lakin test edilen insan değil, İblis. “Bakalım yaptırabilicek mi?” kafası. Yasak Ağaç’tan da daha geriye gidersek, tektanrı figürünün yaşadıkları bir testtir belki? Ona, tanrı olduğu sanrısı verilmiştir?

İşte Gnostisizm de buna yakın bir şey söyler: Alçak Demiurgos, madde evrenini varetmiş ve tek gerçek tanrı’dan ve gerçek alem’den uzaklaşıp, gerçek aleme ait olan insan ruhlarını bu uyduruk bedenlere sokuşturmuş ve onlardan egosunu tatmin edecek davranışlar beklemektedir.

“Ey Lucifer! Ruhumun tek ve biricik tanrısı, daha fazlasını esinle bana.” – Sade