tinsellik özel bir terimdir ve sezgilerle baş etme anlamına gelir.

teist gelenekte (dinlerde) kelimelere yapışan bir kavram vardır.
bazı eylemleri ilahi ilkelere göre nahoş olarak, bazı eylemleri ise hoş olarak değerlendirir.

ateist gelenekte ise, bu çok doğrudandır, olayların geçmişi özel bir anlam taşımaz.

asil önemli olan şudur; “burası” ve “şimdi”.

“şimdi” kesin olarak şimdidir.
biz, tam o anda ne mümkünse onu deneyimlemeye çalışırız.
bir geçmiş var olduğu için şimdi’ye sahip olduğumuzu düşünmenin bir anlamı yoktur.
bu “şimdi”.
tam şu an.

gizemli bir yani yok, sadece “şimdi”, çok basit, dosdoğru.

ve bu “şimdilik”ten bir şekilde her zaman bir aklın anlama yetisi doğar.
şöyle ki; gerçeklikle sürekli etkileşimdesinizdir.
teker teker.
adım adım.
sürekli.

aslında biz her zaman müthiş kesinlikte deneyimleriz.
ama “şimdi” tarafından tehdit ediliriz, bu yüzden geçmişe veya geleceğe atlarız.

hayatlarımızda var olan şeylere dikkatimizi yönelttiğimizde, öyle zengin bir hayat sürüyoruz ki, bütün o seçimler her zaman varlar, ama hiçbiri kendi başlarına kötü veya iyi değiller.

bizim yaşadıklarımız koşulsuz deneyimlerdir. onlar üzerlerinde şöyle etiketlerle gelmezler; “bu kötü olarak değerlendirilir” veya “bu iyidir”.
biz onları deneyimleriz ama aslında onlara doğru dürüst önem vermeyiz. aslında bir yerlere varacakmışız gibi düşünmeyiz. bir mücadele gibi düşünürüz.
ölmeyi bekleriz.

işte sorun da bu,
bu “şimdilik”e hakkıyla güvenmemektir.
aslında şimdide deneyimlediğimiz şey pek çok kuvvetli şey içerir.
o kadar güçlü ki onunla yüzleşemeyiz.
bu sebeple her zaman geçmişten ödünç alır ve geleceği davet ederiz.

belki de bu yüzden dini ararız.

belki de bu yüzden sokaklarda uygun adım yürürüz.

belki de bu yüzden toplumdan şikayetçiyiz.

belki de bu yüzden başkanlara oy veririz.

bu epeyce ironik, hatta çok tuhaf.

chögyam trungpa rinpoche