Şiiri şiirle ölçmek?

Edip Cansever’in TRT’de 1970’li yıllarda yayınlanan bir röportajında, söz eleştiriden açıldığında, ki bu açılışı da kendisi yapar Cansever, şiiri eleştirmenin ancak bir başka şiirle mümkün olduğu gerçeğini dile getirmek için şu cümleyi kurar: “şiirin ölçüsü yine kendisidir”.

Daha sonra YKY’de Şiiri şiirle ölçmek olarak bu konudaki ve genel olarak şiir hakkındaki yazıları toplandı. Peki Cansever’in şiir eleştirisine getirdiği yorumsamacı yaklaşım güncelliğini ne kadar koruyor, bugün oradan ne öğrenebiliriz?

Mesela eleştirinin kendisi metodoloji ve şiir arasında, kendini şiir olarak yazan bir kuramsal metin kılığında beliremez mi?

Derrida’nın kuramsal metinlere olan yorumsamacı yaklaşımı, edebiyat metinlerine kuramsal yaklaşımın bir eleştirisiyse, bunun sonucunda kuram-söylem (discourse) ilişkisi/çelişkisi metod tartışmasının sınır boylarında yeni soluklar alıyorsa, edebiyatı bir tarihçe, kendi tarihçesini de yazan bir gelecek-tarihçesi olarak düşünmek ne gibi ufuklar açacaktır? Hangilerini kapatacaktır?

Kuram, analiz ve eleştiri metodları arasındaki bu çapraz ilişki, bizi buradan nereye götürür?

Marx’ın 18 Brumaire’de “devrimin şiiri gelecekten çekilip alınacaktır” diyerek özetlediği, kuşaklarca şairi etkisi altına alan ve anlaşılamadan bırakılan kategorik buyruğu Marx’ın kendi dilinin edebiliği bir kenara, edebiyat tarihini elektriklendirmek açısından bugün bize ne söyler?

Edebiyat bir zahmet ölü taklidi yapmayı bırakabilir mi, lütfen?

Dahası, örtüyü kaldırmama eylemi, kısaca şiirin örtüsüne dokunmamak, hatta şiiri örtü ve çıplak olarak düşünmek, edebiyat ve diğer sanatlar açısından bize ne kazandırır? Kurama ne kaybettirir, hangi boşluklarını sezdirir ve havalandırır?

Edebiyatın ansiklopedikleştiği ve antolojilerin ağırlığının altında ezildiği bir sürecin çözülmesinden sonra, yani çağımızda, Canseveryen eleştirinin önemi ne durumda? Savaştığı yel değirmenleri hala yerinde mi? Yoksa makinelerin kuşatmasıyla pabucu dama mı atıldı?

Bana kalırsa, kuram yeterince edebileşir ancak edebiyat-söz sanatı-retorik olarak ele alınmaz ise, edebiyat da içkin bir eleştirinin, pekala insan aklının ameliyat masasında lezzetli bir şekilde iştaha indirilebilir.

Kilisevari buhurdanlığının baygın kokusu dağıtılabilir. Camları açar, hayatı koklar, çiçeklere döneriz. Bu üstün edebiyatçıların sol gösterip sağ vurduğu, kurnazlıklarıyla ağırlaştırdığı yeni kanonlardan da kurtulmuş oluruz.

Kısacası, isyankar evlat taklidi yapan babalar koltuğuna oturur, biz de rahat rahat nefes alırız.

Bunda bir mermi ve gülümseme arasındaki coşkulu birliği bulmamıza vesile olacak, hayırlı bir gelişme vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir