Andre Gide günlüğünde sanat baskıdan doğar, der. Ben, günümüz şiiri için daha da ileri giderek şiir ayni zamanda kendine birtakım baskılar arar diyorum. Soruyu ister estetik planda, ister öbür planlarda ele alalım, bu böyle.

Çağdaş şiir hep alışkanlıklara, yerleşmiş simetrilere, edinilmiş rahatlıklara karşı olmuştur. N’olursa olsun yenilenmek, en büyük kaygısı bu onun. Bunun için de sık sık çıkış yapması, huyunu suyunu değiştirmeye kalkması, yerleşmiş simetrileri yıkması az rastlanan haller değil.
Bugün böyle bir yerleşmiş düşünce ve duyarlık simetrisi var mı şiirimizde. Nedense var. Onun için kendini yenilemeye, tazelemeye bak diyeceksiniz. Zaten yeni değil mi şiirimiz. Bunu diyeceksiniz. Orasını Bay Sabahattin Kudret Aksal söylesin size. Bakın Bay Aksal Çağrı dergisinin 4. sayısında şiirde düşünmeyi nasıl anlıyor: “Şiirimiz duygulanıyorsa da pek o kadar düşünemiyor diyoruz. Ne demek şiirin düşünmesi? Karşılığı çok açık bence. Düşünmek ne demekse şiirin düşünmesi de o. Sadece buna şiirin ereğini, şiir tadı dediğimiz şeyi ekleyeceğiz…” Bunu diyor Bay Aksal. Aynı zamanda kendi kuşağının şiir anlayışına, şiiri ele alışma da ışık tuttuğu için bu sözler anılmaya değer. Ama Bay Aksal yukardaki sözleriyle Breton’un, Michaux’nun, Eluard’ıri, Dağlarca’nın şiirini zor açıklar sanıyorum. Resim üstüne yazsaydı Picasso’nun, Chagall’ın resmini hiç açıklayamayacağı gibi…

Şiirde yalnız düşüncenin geçer akça olduğunu söyledikten sonra hemen bunun o gibi bir düşünce olduğunu eklemek çok eksik bir görüş. Biz düşünürken düzyazıdaki gibi düşünürüz galiba. Ya da, daha iyisi, biz nasıl düşünüyorsak düzyazı öyledir. Orhan Veli ve arkadaşlarının şiiri ele alışlarında, kuruşlarında, geliştirişlerinde, şiire karşı davranışları düzyazıya karşı olan davranışlarından pek ayrı değil. Düşünceyse düşünceyi, duyguysa duyguyu, oyunsa oyunu şiirin kendine özgü (specific) çerçevesinden geçirmeyi ihmal eder ya da sürüncemede bırakır olmuşlardır o şairler. Devrim aşırılıkları ve kaygılarının haklı da gösterebileceği bu soru şimdilerde genç şairlerce ele alınmış bulunuyor. Şiiri en güzel yerleriyle tanımaya başlıyoruz. Çok güzel.

Düzyazı düşüncesi de, işleyiş tutumu da gerekircidir (deterministe). Belli ve ortaklaşa birkaç merkez çevresinde simetrik yapılar kurmaya elverişlidir. Oysaki çağdaş şiirin en etkin örneklerinde, çağdaş şiirin yalnız şiir olan örneklerinde öyle bir gerekircilik ya da simetriye rastlamadığımız gibi, bazı bazı karşıt bir durum da gözlemlemekteyiz. Çünkü şiir düzyazıdan çok başka bir şeydir. Elbet düşünmesi de, düşünme biçimleri de başka olabilecektir. Düzyazıda düşünce anonimdir. Usumuzun birkaçı geçmeyen ilkelerine uygun bir düşünce geleneği vardır ki her yazar onunla iş görmek durumunda, hatta zorundadır. Oysa şiirde genel olarak düşünce hem kişiseldir, hem de öyle pek belli kurallarla bağlı sayılmaz. Bu daha çok yeni şiirde böyle. Şair düşünceye kelimeden gider. Düzyazı yazarıysa kelimeyi düşünceyle bulur. Arada ince ama önemli bir ayrım yok mu? Var. Şu: şiirde düşüncenin imkânları daha oynak ve elastiki oluyor. Hatta çok kere şiirde düşünmekle düzyazıda düşünmek aynı şey olmuyor. Bay Aksal gibi kuşağındaki öbür şairler de şiiri sadece küçük bir parçasıyla anladıklarından, çok yönlü bir şiir kuramadıklarından dildeki tıkanıklığı, bunalımı çabuklaştırdılar. Sürrealistler kavgaları sırasında bu gerçeği çok güzel anlatmışlardı. Kelimeler düşünceyi aşar demişlerdi. Biz şiirde kelimenin düşünceyi kimi zaman aşabileceğini söyleyerek ortalama bir yol tutalım. Ne diyoruz, şiir düşüncesi düzyazı düşüncesinden ayrı bir anlam taşımaktadır. Oynaktır, delidir, son derece değişkendir. Bildiğimiz düşünceyi takmaz çoğu zaman. Ne var ki belli bir şiir döneminde yaşıyan şairlerin birbirini etkilemelerinden olsun, dil imkânlarının aynı yönde kullanılışında olsun şiirin o oynak, o deli, o değişken düşünce biçimlerinde de bir klişeleşme, bir gelenekçilik, kolaylaşmış simetrilere dayanan bir rahatlık başgösteriyor. Artık şiirin elini avucunuza aldığınızda size heyecan vermiyor. Ne yapsanız kılını kıpırdatmıyor. Sizi düşünce ve duyarlık rahatınızdan alıp bir yerlere götürmüyor. Fikir ve duygu kafiyeleri, vezinleri titremiş oluyor. Dilde de bir tıkanma.

Şairler ne yapın biliyor musunuz, o şiiri değiştirin.

Cemal Süreya
Pazar Postası, 9 Ocak 1958