Belirsizlik ya da her şey belki de hiç… Avangardı kavramsal olarak tanımlamak kelimeler açısından oldukça güç. Zira o, sözcüksel sınırların ötesinde konumlandırır kendini. Birçok otorite bu akımın 20.yy ortalarında altın çağını yaşayıp sonrasında ise bu devamlılığını (çeşitli nedenler belirtilerek) sürdüremeyerek ötelenip hatta yok olduğunu öne sürmekte. Peter Bürger bunu “tarihsel” olarak yorumlayıp dönemselliğini vurgular. Avangardın ideolojik alt zemini; geleneksel sanat (ürün/etkinlik) ve sırtını dayadığı kurumsallaşan yapıların (müze, galeri vb.) karşısında, eleştirel ve sınırsız bir yaratım oluşturması belirleyici noktası. Tarihsel süreçler içerisinde toplumsal dinamikler (Rus devrimi, ikinci dünya savaşı, 1960’larda çeşitli özgürlük hareketleri vb.) avangardın kendini beslediği, ifade ettiği kanallar olmuştur.

Avangardın toplumsal düzen ve kurumsallaşmış sanata karşı olan ateşli hatta provakatif karşıtlığı 1970’ler sonrasında özerkliğini kaybedip, kapitalist sistem düzleminde metalaşma dönüşümü; postmodernizmin etkinliği ile yorumlanır.

Sahi avangard öldü mü?

Evan Mauro “The Death and Life of the Avantgarde” makalesinde bu konuyu ele alıp ve çeşitli nedenler sunarak tartışmaya açmıştır.

Avangard hakikaten başarısızlığa uğramış bir politik kavram ise, çeşitli formlarının, retorik biçimlerinin ve temel hamlelerinin bu kavram kullanımdan düştükten sonra da –özellikle günümüzün antikapitalist ve karşı-küreselleşme hareketlerinde– hayatta kalmış olması ne anlama geliyor? Keza, avangardın gözden düşmesinin baş müsebbibi, kavramın Avrupamerkezcilikle ve yanlış bir evrenselcilikle malul olduğunu –haklı gerekçelerle– öne süren post-kolonyal eleştiri olduysa, çağdaş eleştirel sanatın bu eleştiriden çıkaracağı ders ne olabilir? Bu bence günümüz için son derece önemli: Kahire’den Madrid ve New York’a kadar dünyanın pek çok yerinde, solun geçmişteki öncülük anlayışından, daha genel olarak da parti veya ulus kategorileri etrafında mücadele veren her türlü örgütlülük anlayışından uzak duran, doğrudan demokrasi ilkelerini temel alan yatay toplumsal hareketler ortaya çıkıyor. Fakat bu hareketler aynı zamanda en temel avangardist kavramları sahipleniyorlar: kolektif yaratıcılık, mülkiyete karşı müşterekler mücadelesi, ve kapitalizmin yönetsel ve kurumsal düzeninin dışında yeni yaşam ve toplumsal yeniden üretim biçimleri kurma arzusu, gibi.

Bir Sidney Peterson

Zeminsizlik, boşlukta uçuşan devingen imgeler, antikarakterler, formsuz akışkan mizansen… öyküsel anlatım kalıpları ve sinema kurallarına karşı bir duruş ve anlatı misyonunun ağırlığında parçalanmayı reddetmek… ya da tanımlamayı daha basite indirgemek gerekirse; baş döndürücü görseller sonrası, bir bardak suyu kendi yüzümüze dökmedir gerçeklik!

izlemek için;