Sokaklarda seyyar satıcılardan çok seyyar toplayıcılar gördüm. Bir dakika durup betimleyelim. Şehir parkının içinde bir elinde ahşap tezgahı diğer elinde hasır bir sepet taşıyarak ağır aksak yürüyen insanlar gezer. Bu sırada sahip oldukları birbirinden farklı malları sergilerler. Durgun ağaç dalları arasında öten kuşların sesine seyyar satıcıların sesi de eklenir. Geri kalan herkes yaya halinde şehir parkı ve şehir parkını çevreleyen bulvar arasında yürüyüp parkı kendi doğasına bırakır. Kendi doğasında kuşlar, ağaçlar, kamelyalar ve seyyar satıcılar vardır. Her gün, her saat, biraz daha insan aynı amaçla parkın içinden seyyar satıcının yanından geçer.

Bir diğer açıdan baktığımda,seyyar satıcının parkın doğal ortamının önemli parçası olarak öne çıkması dikkatimi çeker. Sadece ticaret insanı olarak kendini tanımlamayıp, bulunduğu mekanı da tanımlar. Böylelikle kuş sesini duyup ve yaya geçişini gözlediğim şehir parkı ve birçok kamusal alan seyyar satıcılarla birlikte kimliğe, dokuya ve tanıdıklığa bürünür. Açık kamusal alanlar yollarla, ağaçlarla ne kadar çevrelenmişse ve heykellerle kamusallaştırılmışsa, seyyar satıcılarla insancıllaştırılmıştır sanırım. İnsanı diğer şeylerden tanıdıklık yarattığı için ayırırım.

Bir meydandan bir caddeye,bir sokaktan dört yol ağzına kadar kaldırım üstünde yollarına devam ederler. İnsanlar anlamasa da gelip geçerken şehir duvarlarından,sokak kaldırımlarından; izler alıp bırakırlar. Seyyarlık kendi kendini tanıtır her yerde. Açık ve anlaşılırdır seyyar. Seyyar kendini insanlara sesiyle tanıtır. Görme duyusunun yanında duyma duygusunu da ekleyerek evinde oturan insana bir an için dışarıyı hatırlatır ve tanımlar. Bu eylemin kısa zaman aralığında gerçek dünya için bildiri aracı olduğunu düşünürüz… Eski zamanlarda saati anlamak için seyyarların at arabalarının şehirden ayrılışını dinleyen Romalılar gibi… Bir heykelin konuşan haline benzetiyorum. Heykelsi oluşu bıraktığı sürekli iz ve tanım ile örtüşse bile, seyyarın sahip olduğu hareket eylemi, kendisini yerden bağımsız, özgün tanımlayıcı kavramlara dönüştürür. Bu özgünlük şehirlerin ve sokakların özgün dokusunu, tanıdıklığını belirginleştirir.

Aslında şehir seyyarı sessizce öz-deyişler söyler farkında olmadan. İnsanların gözünde hiç boş kalmayan sokaklarla tanıtır kendisini.