Her şeyi gören, duyan ama sesini çıkarmayan, çıkaramayan insan yığınları olduysa eğer tarihte; bunlar içinden bir azınlığın muhtemel isyan duygusunu içinde taşıdığı ama ifade edemediği, engellendiği
de varsayılabilir. Günümüzün, onca görüntü ve gürültü ortasında, hiçbir şeyi görmeyen, duymayan ama avaz avaz bağıran, fal taşı gibi açık gözleriyle her taşın altına bakan, kör ve sağır kitlesi ise içinde hiçbir şeyi saklayamıyor artık. İçi dışı bir, engellediği, bastırdığı
hemen hemen hiçbir şeyi yok. Her şeyi dile döküyor kitle,  sözelleştiriyor, sesini silah gibi, balyoz gibi kullanıyor. Herkes, tek başına ve anonim, kendi gücünü ve şiddetini, kurumlar  karşısındaki el pençe divan duruşundan alır.

Ölümsüz iktidar-kitle sistemi!

Işık Ergüden hayatının 12 yılını cezaevinde  geçirmiş bir yazar ve çevirmen olarak kapatılmışlığın, sıkışmışlığın ne olduğu üzerine bolca kafa yormuş olsa gerek. Sessizliğin anarşisinde de sıkışmışlığa,sessizliğe övgüden çok gürültüye sövgü var. Kendi görünmezliğini yaratamayan bireyler iktidarın, karşılaştıkları her tahakkümün içinden ‘itirafçıya’ dönüşerek kurtuluyorlar. İçi boş, renkli baloncuklara dönüşmüş hayatlarımızın gösteriye, gürültüye methiye düzmekten başka bir işlevi de kalmamış. O baloncuklara delikler açmak lazımdır belki de, ortak hiçbir şeyi olmayanların ortaklığını hissedebilmek için.

pdf için buradan