sardalye sokağı bir araya toplaşanlar ve sağa sola saçılanlar, teneke, demir, pas, parçalanmış tahta, delik deşik kaldırım, yabani ot bürümüş arsa, hurda öbekleri, duvarları oluklu levhadan konserve imalathaneleri, gürültülü, pis meyhaneler, lokantalar ve geneleveler, küçük, tıklım tıkış bakkallar, laboratuvarlar ve gariban otelleri. sokağın sakinler, adamın birinin bir keresinde dediği gibi “fahişeler, pezevenkler, kumarbazlar ve orospu çocukları”; bununla kastettiği şey, herkes. adam bir başka gözetleme deliğinden baksaydı, “azizler, melekler, şehitler ve mübarek adamlar” diyebilirdi ve aynı şeyi kastetmiş olurdu.

john steinbeck’i anlatmaya ya da tanıtmaya gerek olmayan ve sizin gibi pek güzel insanlardan oluşan bir okuyucu kitlesine sahip olduğumuzun bilincindeyiz. daha önceden okumuş olma ihtimaliniz yüksek olan sardalye sokağı da okuyanlara ufak bir hatırlatma, henüz okumayanlara ise okuyup bitiriniz önerisi bu yazı. steinbeck bize gerçek hayattan esinlenerek 1930’ları amerikasında konserveceliğin zirve yaptığı bir dönemde sardalye sokağındaki serselerin, bilim insanlarının, sanatçıların ve fahişelerin gündelik yaşantısını aktarıyor. dilediği gibi yaşayan, hayaller kuran, hatalar yapan, kimi zaman hayata küsen, kimi zaman isen her ortamın tadını çıkaran aradan yaklaşık 90 yıl geçmesine rağmen hala içerisinde hissedeceğiniz tek nefeslik bir okuma – “küçük bilge sözcükler ve küçük zekice sözcükler, su kadar şehvetli ve arzuya ballanmış.”

sardalye sokağı
john steinbeck
türkçesi: püren özgören
Sel Yayıncılık
2017, 191 sayfa
ISBN: 978-975-570-877-5