ruj lekesi greil marcus‘un ismi gibi gizli kalmış bir kitap ve bir şekilde piyasada bulunmamaya devam ediyor. ayrıntı neden tekrar basmıyor soru işaretlerim hala sürse de, vakti zamanında kütüphaneden alıp okuyabildiğim bu kitabı sevabına hediye edebilir ya da bulunduğu lokasyonu bildirebilirsiniz. elinde olanlar, bir şekilde eline alabilen şanslı talihlilerin iyicene sindirmesi dileğiyle – unutmayın, yer altının kutsal bir kitabı varsa bu kesinlikle ruj lekesidir.

İyi punk 45’liklerinde söylenmesi gereken bir şeyin çabucak söylenmesi gerektiği, çünkü söylenecek şeyi söylemek için gerekli enerjinin ve onu söyleme isteğinin sürekli olmadığı gibi bir duygu kendisini hissetirir. Hızlı olunmadığında fikir yerin dibini boylar. Punk’ın ritmi gibi sesi de doğal-dışılığını hep korumuştur. Can yakıcıdır, basittir, yapaydır. Ortalama pop hümanizmini ona karşı duyduğu öfke ve korku karışımı bir duyguyla reddeder.

“Saçmalık bu!” Bilgi dediğiniz, yükseklerden bakan düzenbaz miyopların “sorumsuzca çöplenelim, yedikçe şişinelim ve sonuçta karşımıza çıkan bilgi heveslisi gençler üzerinden ego’larımızı tatmin edelim” diye önümüze sürdükleri leziz tatlarla dolu bir mönüden başka nedir ki? Dadacılar avangart sanat tarihinden, Sex Pistols rock tarihinden, Paris Komünü ise sosyalist mücadeleler tarihinden izler taşıyan birer akım; Sitüasyonist Enternasyonal hareket de kolej mezunu radikallerimizin kendi imgelerini düşürerek avundukları yalın bir ayna değil midir? Karl Marx’ın Katharistlerle, Hasan Sabbah’ın Slits’le, kendini işçi sınıfının davasına adayan sevgili Rosa Lüxemburg’un aşkla, Adorno’nun Lettrist Enternasyonal’le ne gibi bir alakası olabilir? Çağlar “gerisinde, üstünde, altında, yanında kalmak için” değil midir? “Zamansız bir alemde devinip duran çağları önüne ve içine almanın” ne gereği var? Bilgi diye sunulagelmiş çöplüğün içinde ziyafete dalan domuzcuklar gibi haz duyarak gevşemek varken bu zevzeklik de ne oluyor? Tarih kelamın ‘ol!’ buyruğuyla gelen şiddetle mi başlar, yoksa Slits’in bir konser esnasında kanlı adet bezlerini hayranlarının suratına fırlatmasıyla mı? 12. yüzyılda Balkanlar’da doğan bir sapkınlığın Alman İşçi Konseylerini kucaklayıp Strasbourg’u dolaştıktan sonra Das Kapital’den aldığı feyzle Johny Rotten’ın gırtlağında patlaması nasıl bir tarih ola ki? Nasıl olur da Kronstadt direnişçilerinin nefesi Lora Logic’in dudaklarında ahenkle çınlamaya başlar?

“Efendim, sütunları kaldırtacağınız söylentileri çalkalanıyor şehirde. Acımalısınız bize, bize acımalısınız. Çünkü biz, sizin tebanız, o sütunlar üzre var oluyoruz”. Greil Marcus hiç acımıyor. Sahih bir efendiye yaraşanı yapıyor! Yüzlerce yıldır en katıksız umutlarımızı istismar eden işaret levhalarının bulunduğu sütunları yerle bir ettiği gibi, bu levhaları da eriten alevler püskürerek kendi bildiği tarihi yazıyor. Bu tarih, efendinin köleleştirdiği tebasına döktüğü timsah gözyaşlarını hiç kaleme almıyor. Bu tarih, yalnızca gönülden. Ne aşağı kalıyor ne yukarı. Ne teba ne efendi!

Bize düşense, hiç değilse Sex Pistols ile Slits’in birer kasetini ele geçirdikten sonra kitabı açmak; ama açmadan önce, kitabı şarap şişesinden çekilen okkalı bir yudum eşliğinde ve mutlaka bir tutam Hayyam ile çalkalamak oluyor. Evvelki gün içinizde bir midyenin barındırdığı kadar olsun can olmadığını hissetmiş olsanız bile ertesi gün uyandığınızda bir türkü mırıldanmaya başlayacağınıza emin olabilirsiniz.

ruj lekesi . yirminci yüzılın gizli tarihi
ayrıntı yayınları
greil marcus
çeviri: gürol koca
496 sf. ~ 13.5×21.5 cm
istanbul . 1999
ISBN: 9789755392165