Rom Houben

Bilim dünyası ikiye ayrıldığında, ne birine inanmak durumundayız, ne öbürüne yarımların: Genel kabul görmemiş hiçbir tanıya, kanıya, görüşe bağlanamam ben, kırıntısı bile geçerli olsun şüphenin, batağına saplanmaya hazırımdır. Rom Houben değilse bir başkası, ‘locked in syndrome’ sularında yıllardır yüzedursun, gerçekten de herşeyi algılıyor olabilir bulunduğu noktadan — bu olasılık, açtığı pencereden geniş bir ufuk çizgisi çekiyor karşımda.

Uğraşım, işim, duruşum, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, boş durmaya alıştırmıştır beni. Her gün, durduğum yerde, oturduğum iskemlede, dışarıdan bakıldığında hiçbirşey yapmaksızın, süzülürüm. Bir dalgınlık türüne sokulabilir o hal, bir dalma biçimi olarak değerlendirilebilir; herkesin arasıra, kimilerinin sıklıkla yaptığını ben hemen her gün birkaç kez yapar, dakikalar boyu süren, bazan biriki saata yayılabilen bir seyre kendimi bırakırım.

Bu kesitlerin içinde, ortasındayken, herhangi bir dış müdahale odağımı değiştirmedikçe, kendine özgü bir yoğunlaşma hali oluşur. Şimdi buradayımdır, bambaşka bir zaman diliminde ve yerde. Yaşamadığım bir döneme, daha önce hiç gitmemiş olduğum bir diyara geçiş iznim vardır. Hızla takvim ve yerdeğiştirebilir, ileri geri hareket edebilirim kıpırdamaksızın, sıçrama yapabilirim. O ânın ve noktanın ortasında kalmayı da seçebilirim ama: Baktığımı görmekle yetinebilir, kendimi bir şimdide ayarlı bırakabilirim.

Rom Houben’den çok farklı bir koşulda olmamı iki temel özgürlüğüme borçluyumdur: Dilediğimde kalkar giderim oturduğum yerden, bir kısıtım yoktur diyemem belki, ama kısıtlarımın tümünü değilse bile önemlice bir bölüğünü ortadan kaldırma olanağına sahibimdir; bir de, lgıladıklarımdan, düşünce ve duygularımdan hareketle kendimi ifade etme özgürlüğüm devrededir: Dilersem konuşur, gövde dilimi kullanır, dilersem yazabilir, çizebilir, bambaşka bir ifade yoluna başvurabilirim.

Enis Batur / Rakım Sıfır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir