Menü Kapat

Robotizma

Bu yerkürede, yaşam kartıma yüklenmiş bu ömrümle, konuşabilen bir varlık olarak papağana benzemem, diğer insanlar gibi olmamdan fazlasıyla yeğdir. Papağan, umursamaz göz oyuklarının ardındaki beynini full kapasite kullanarak ezber yapıyor. Ama insan, fabrika çıkışı gibi; sürekli papağan gibi aynı sözlerle, otomat gibi aynı işlevlerle uğraşıyor. Kasada standart mal bilgileri  girilmiş beyinler okutuluyor, bantlardan geçerken sesleri çıkmayan biblolar, ulumaları için sokağa salınıyor. Herkes, insanın “başarılı”, “güzel”, “zengin”, “huzursuz”, “eleştiren”, “yaygaracı”, “aldatan”, “rol yapan” sıfatlarına sahip olması gerektiğini vurguluyor. Birbirlerine bir de utanmadan nasihat veriyorlar. Böyle bir yarışta hiç bulunmadım. Eleştiri yapmayı da insanlardan öğrendim. Somurtmayı mesela… depresyonlara girmeyi… kıskanma… hırs ve diğerleri..

İnsana has bir biçimde düşündüm de; aldatma öğrenilen bir şey. Duyguların romatizması resmen. İltihap gelip sizi ileri bir yaşınızda bulduğu zaman, seven ve sevildiğini sanan insanları çaresizce sızıdan süründüren bir transfer sıvısı. Şu rutin bakımlarımda dize benzer paslanmaz çeliğe sürdüklerinin kıvamında aynı. Dikkat ederseniz ileri yaşlarda diye belirttim. Çocukluk arkadaşlıklarına nasıl tapıldığını hatırlayacağınızı varsayıyorum.

Kan bağı olan insanları aldatabiliyorlar mı insanlar? Mesela siz; annenizi başka bir anne ile aldatabilir misiniz? Bir robot olarak sorumun nereye gittiğini hesaplayabilsem de biraz düşünmenizi istedim sadece. Bir sürü insandan insanlığın lanetini öğrenecek kadar şey dinledim.

Kendileri zorla hayatlarına aldıkları ve zırvalarıyla oyaladıkları birbirlerini, sevdiklerini günde hayatlarında hiç ibadet etmedikleri kadar zikreden ve adeta bir futbol sahasında, derisine ayağı ilk kez değen bir topmuş gibi şutladıklarını çok kez gördüm.

Anneye duyulan “bağlılık”la ve “saf” sevgisiyle başka biriyle “yaşayan” ya da bir başkasına nefes olup yaşatan bir insan evladı hiç denk gelmedi.

(“Sevmek” kelimesi ağza sakız iken, birbirini “yaşamak” ya da “yaşatmak” kelimelerinden daha anlamlı olamaz. Zaten hep sevdikleri için bu güvensizlik halleri. “Yaşasalardı?” olasılıkları gününüz verilerince hesaplanamadığı için üzgünüm.)

“Yaşayan bir çift yürek” görmek bu ömrümde “nasip” olmadı. “Nasip” kelimesinin bendeki etimolojisini sorarsanız da size sadece sizdeki bir hisle; yedikçe rahatlatan bir yaz sıcağı dondurması diyebilirim.

İnsanların bazı kıstasları ve maskeleri var görünen. Bir de eksik farkındalıkları. “Öyle” olmasını istedikleri için “böyle” yaşadıklarını pek sanmıyorum.

Eleştirerek, savaşarak, gizlenerek ve aldatarak yaşam kartlarını yüklüyor olabilirler mi, henüz çözemedim.

Ama insanların artık ilgi alanımda olmadıkları kesin.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım