Ranterlar

Ranter kelime anlamı olarak palavracı, yüksek atan tip anlamına geliyor. Gruba neden bu şekilde bir isim verildiği bilgisine şahsen ulaşamadım ve bilen var ise umarım paylaşır, tahminim mevcut otorite tarafından böyle adlandırıldıkları fakat kendilerinin de hoşuna gittiği yönünde. İngiltere’de 1649-1660 arası bir döneme gidiyoruz, yani “Commonwealth” dönemine. Türkçe olarak “İngiliz Milletler Topluluğu” olarak ifade edilen dönem, Britanya İmparatorluğu’nun parçası olan devletler ile sonradan katılmış devletlerin oluşturduğu uluslararası birlik yani. Grubumuz o dönem sıradan vatandaş arasında çıkan ayrılıkçı grupların bir tanesi. Liderleri olmamasına ve organize olmamalarına rağmen İngiltere içerisinde oldukça yayılmış.

Pek tabii her yenilikçi düşünce gibi, kendileri de kilise tarafından sapkın olarak ve hükümet tarafından toplumsal düzene yönelik bir tehdit olarak görülmüş. Zira kendileri kiliselerin, kutsal yazıların, mevcut devlet hizmetlerinin otoritesini reddetmiş ve insanların kendi içlerinden gelen sesi dinlemelerini söylemişler.

1650 yılında Ranterlar Binyılın kendi nefsine, kendi merkeziyetine ve tanrısallığına uyanan her bir ruha şimdi geldiğini biliyorlardı. “Neşelen, hemcinsim,” diye selamlaşırlardı. “Her şey bizim!”

Hakim Bey – T.A.Z.

Temel fikirleri tanrının esas olarak her şeyin içinde olduğu fikrini savunan panteizm – yani tanrı doğayla özdeştir. Bir çok Ranter bireysel ölümsüzlüğe ve kişisel bir tanrıya olan inancı reddetmiş görünüyor. İnsanın mevcut koşulları aşma ve tanrıya dönüşme istediğini vurgulamışlar. Bir inananın tüm geleneksel kısıtlamalardan arınmış olduğunu, günahın yalnızca hayal gücünün bir ürünü olduğunu ve özel mülküyet sahibi olmanın yanlış olduğunu savunmuşlar.

Aslında oldukça basit bir bakış açıları olmuş, tanrı ile kişisel bir ilişki kurmuş kimsenin artık geleneksel toplum tarafından bağlanmadığını ve kişinin kendi isteğiyle yaptığı her şeyin haklı olduğunu iddia etmişler. Bu, tüm yasal ve ahlaki kısıtlamalardan kurtulma duygusunu teşvik etmiş. Organize din biçimlerinin ve günahkarlık kavramının reddedilebilir olduğu ve kutsal kitapların kendisinin de göz ardı edilebileceği gerçeğini vurgulamış. Akabinde özgür aşk, içmek, sigara kullanımı ve küfür etmek, ruhsal özgürleşmenin uygun yolları olarak kabul edilmiş.

Eğer Tanrı her şeyse, günah hiçbir şeydi.

En çok bilinen üyeleri Laurence Clarkson ve Alastair Coppe. Coppe için kendisini Ranter olur olmaz, açıkça uzun zamandır bastırılmış sövüp sayma arzusuna kaptırdığını duyarız. Londra’daki bir kilise kürsüsünden tam bir saat boyunca küfrettiğini ve bir tavernadaki garson kadına küfrettikten sonra kadının saatlerce korku içinde titrediğini biliriz. Clarkson ise 1649 yılında gruba katıldıktan sonra 1650 yılında “A Single Eye” isimli grubun ideallerini öne sürdüğü risaleleri yayınlamış.

Bütün bu yolculuk boyunca, günahlara maruz kaldım ve yine de bir aziz gibi, günah bana yüklüymüş gibi geliyordu … sonuçta bu dünyada kimsenin günahsız yaşayamayacağı sonucuna vardım; yine de Tanrı’nın bulunduğu şeyler hakkında çok fazla bilgim vardı, fakat kalbimin yapar gibi göründüğüm şey için doğru olmadığını, bu dünyanın şehvet ve boş gurur ile dolu olduğunu gördüm. ”

Laurence Clarkson

Ranterlar, dünyevi ürünleri terk etmenin bir simgesi ve toplumsal protesto tarzı olarak kullandıkları çıplaklık ile ilişkilendirilmiştiler. Akabinde kural tanımamazlık, fanatiklik, şarhoşluk ve cinsel ahlaksızlıkla suçlanıp, fikirlerinden vazgeçirilene kadar hapsedilmişler.

Ayrıca o dönemki “Diggers” (kazıcılar) ve “Quakers” gibi gruplarla doğal olarak yakın anılmışlar. Bazı “Digger” arkadaşlar kendi komünleri başarısızlıkla sonuçlanınca Ranter olarak hapis yatmış. Bir çok Ranter ise oluşum etkisini yitirdiğinde Quaker olarak yoluna devam etmiş.

Bu arada J. C. Davis adlı bir tarihçi Ranter’ların muhafakarlar tarafından, geleneksek değerlerin ne kadar güzel olduğu fikrini yerleştirmek için hayal bile edilemeyecek radikal bir düşünce olduğunu söylemiş. Yani kötüyü göstermek amacıyla yaratılmış bir efsane olarak görmüş. Biz pek tabii kendisine katılmıyoruz.

Aradan 300 yıldan fazla geçmiş olmasına rağmen toplumda hala benzer şekilde karşılanabiliyor olması ne kadar geride kaldığımızın bir göstergesi olarak görülebilir. Ranterların bize verdiği mesajı aklınızda tutmanızda bir zarar görmüyoruz ve konu hakkında okumaya devam etmek isteyenleri iki güzide eser ile başbaşa bırakıyoruz.

Okumaya Devam

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir