radiohead: paylaşmak güzeldir

2003 yılında Joel Tenenbaum adlı bir kullanıcıya internetten korsan şarkı indirdiği gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatıldığını söyleyen bir e-posta gelir. Mektupta 3 bin 500 dolar verirse davanın düşeceği yazmaktadır. 2007 yılında mahkemeye taşınan süreçte Tenenbaum kendisi gibi dava edilen 30 bin kişi gibi geri adım atmak yerine karşı koymaya karar verdi. Bu süreçte iş şahitlerin dinlenmesine gelince sürpriz birisi daha davaya dahil oldu. Geçen sene “gönlünden ne koparsa öde” modeliyle yeni albümünü internete ücretsiz ve sınırsız olarak açan ünlü müzik grubu Radiohead’in menajeri Brian Message, Tenenbaum lehine şahitlik yapacağını açıkladı. Message savunmasında korsan olarak adlandırılan müzik paylaşımının verdiği zararın aslında müzik sektörünün alternatif sunamamasından kaynaklandığını iddia etti.

radiohead, güzeldir.

6 yanıt: “ radiohead: paylaşmak güzeldir ”
  1. benim de demek istediğim düşünülerek kurnazca yapılmış bi hareket olduğu. Radiohead bu hareketi yapmamış olsa bile zaten bu albümü mp3 olarak indirecektim.Müzik sektörü bu yöne kaymış durumda zaten. mp3 player’a atacak ordan dinleyecektim. Değişen ne oldu ? tarihe geçtiler işte dünyanın bi ucunda biz konuşuyoruz bu hareketlerini.. Bu bile yeter sanırım. Bu davada brian denen adamın da işin güzel yanından çok reklamın peşinde olduğunu düşünüyorum. Tuzu kuru dediğim de bu adamın zaten albümü çıkarmasa, çalışmasa bile 3 nesil torununu doyuracak kadar serveti olması. Yani artık paraya ihtiyacı da yok. O yüzden devrim olarak da bakmıyorum ben bu duruma. Verilmesi çok basit bi karar onlar için. Bu olsa olsa evrim olur.

  2. abicim araya dağıtımcı sokmuyosun, dükkan sokmuyosun, cd baskısı sokmuyosun, kapak baskısı sokmuyorsun. normalde cd başına gruba 1-2 dolar civarı birşey kalır. cd satışı 20 dolar. yani insanların aklında bi albümün bedeli 10-20 dolar arası. hesabını yaparsın. her 10 kişiden biri 10 dolar atsa yeterli. şıklık olsun diye yapılmış, düşünerek yapılmış bir hareket değil. hesabı yapılıp; tamamen maddi olarak artıları eksilerini geçtiği için yapılmış bir hareket.

    brian kim? joel’i tanıyor muymuş? bir gazeteye yarım sayfa ilan vermek kaç lira? ama brian amca hiçbirşeyini riske bile atmayarak, saçma sapan sözde konunun uzmanıymış gibi, üstelik de hakların, mazlumun savunucusu gibi çok pozitif sıfatlarla onlarca gazeteye çıkacak. hesaplı ve artniyetli.

    ama esas sorun para da değil. yani gelir-gider hesabından daha kötü bir hesap var işin içinde. bu örnekteki; kültür endüstrisinin insanları “kitle” olarak tutmayı sürdürmeye devam edeceği çok hesaplı bir hareket. burada önemli olan nokta şudur, kitle bunu istediği için bu ünlü değildir. kitlenin kitle olarak isteyip istemeyeceği şey hazırlanıp satılır. kaliteden, nitelikten önce maksimum kişiye ulaşabilmek önemlidir. “terzi” ve “hazır giyim” farkı gibi. cem yılmaz bir film yapar, fena olmaz, komik olur, 100.000 gişe yapar. ama bi de osuruk esprisi eklerse senaryonun bir köşesine, tiraj 110.00 olur, bir de “onun ta amına koyum” esprisi ekler gişe 125.000 olur. böylece satışı artıracak herşey eserden bir parça daha alıp götürür. ondan sonra recep ivedik çıkar, sadece osuruk ve “ta mına koyum” esprileriyle dolu 2 saatlik görsel bir saçmalık koyar ortaya. o 500.000 tiraj yapar. “kültür endüstrisi” bu demek. ve kitleyi an ve an, direkt olarak aptallaştırmaktadır.

    buradaki sorun ise çok daha zorlu. çünkü brian amcanın artı eksi hesapları çok basittir. bunları herkes düşünebilir. ortadadır. fakat esas boktan hesaplar ise, “insanları aptallaştıralım da çok satalım” diye yapılmaz. sektördeki en büyüğünden en küçüğüne insanların aklındaki soru şudur: “bu tutar mı?” farkında bile değildir. sanatçı dahil herkes kendini dahi aptallaştırmaktadır.

    ben fenalaşıyorum arkadaşlar sonra devam edelim. konuyla ilgili daha derinlemesine düşünmek isteyen arkadaşlara adorno: “dialectic of enlightenment: culture industry” bölümü ve daha sonra yazılan “culture industry reconsidered” yazısı.

  3. kerem kendi sitelerine koydular son albümü orda gönlünden ne koparsa ödüyorsun. mesela ben ordan indirdim gönlümden 0 avro koptu o kadar ödedim. yani bedavaya da indirebiliyosun. Normal satışlardan daha çok para kazandığı söyleniyor. Dünyaca bilinen bir grup ve bi hayli fanı da var. Bunların içinde zengin olanı da var. Basıyo parayı helal olsun diye…Diyeceğim odur ki tuzu zaten kuru bu adamların. Karnını bu çıkardığı albümle doyurmayı düşünen adam internete albümünü koymaz.

  4. güven erkin erkalın programına moğollar çıkmış…
    güven kırk yılın başı akıllı bi laf ediyo:
    “şimdi az önce çaldığınız şarkıyı izleyen biri beğenirse, internetten 10 dakika içinde bilgisayarına indirebilir…”
    moğol anlamıyo:
    “hayır olmaz öyle şey korsana hayır…” prodüksiyon masrafları diyo bilmemne diyo… ak saçlı moğol dedeye bi türlü anlatamadı güven interneti.

    radioheadden müzikal olarak nefret ederim.. fakat bu tavır hoş mu? gerçekten, radiohead yapmasa iki kere düşünmezdim ama şimdi düşünüyorum. öncelikle neden gönlünden ne koparsa? neden bedava değil.. bu başka bir pazarlama stratejisidir. ben de sokakta çalarken önüme kutu açıyorum “gönlünden ne koparsa” atıyolar. iyi günlerde bardaki kadar kazanıyorum. ee ben gidip ekmek alıyorum da radiohead’in ihtiyacı mı var?

    bir arkadaşım isim vermeyeyim şimdilerde türkiyede, serdar ortaç hande yener klasmanında olmasa da ünlü olmuş sayılacak birinin davulcusu. ayda 3-4 konser oluyor, ve gayet karnını doyuruyor. albüm parasından herhangi birşey çıkmıyor, frontman olan da oradan birşey almıyor. yani sadece canlı performanstan kazandıkları çok rahat hepsine yetiyor. bir de bunları geçtik radiohead’den bahsediyoruz!!!

    dublin konserinde bilet fiyatlarının 70 avro olduğunu da öğrenince, artık brian’ın özgür müzik değil, radiohead reklamını bedavaya getirme peşinde olduğundan emin oluyoruz.

    kitle kültürü, kitle kültürü olarak kalacaktır. internet, kaset, cd farketmez. amerikalıların denildiği gibi “there’s no busines like show business” bu bir business, ama aslında kitle kendiliğinden kitle değil. kitleyi kitle haline getiren kültür endüstrisidir. son derece hesaplı ve ince ayarlıdır. bu çok daha geniş başka bir başlık konusu. ama genel olarak sunulan ürünlerin çirkinliğinin sebebi burda yatıyor. piyasadaki insanların, işin işleyiş tarzının pisliği, çirkinliğüi demiyorum. yapılan işlerin dandikliği diyorum. çünkü “kitle” için yapılıyor. illa ki tek yönlü. biri satıyor biri alıyor. müzik enstrumanı çalmaya “play” denir. müzik aslında bir oyundur. ama artık kimse oynamıyor. herkes bişeyler satma peşinde. “all work and no play makes jack a dull boy”demişler ya; işte burdaki jack bütün insanlık. sıkıcı ve renksiz.

    radiohead müzik piyasasına yenilik getiriyormuş. yediniz mi? afiyet olsun.

    bakıyorum yazının sonuna kadar küfretmeden gelebilmişiz, hayret… siktirsin yavşak!

  5. southpark da güzel bi bölüm vardı mp3leri indirdiğimizde albüm çıkaran sanatçıların düştüğü içler acısı durumla ilgili :)

  6. aslında radiohead in ve benzer grupların yaptığı şey sektörü kurtaracak bir hareket ama bi yandan da müzisyenlerin plak şirketlerine ve müzik endüstrisine yön veren diğer güçlere zarar verip onları aradan çıkarmaya yönelik bir devrimi özelliğini de taşıyor. yani stüdyomda kaydederim web sayfamda yayınlarım, isteyen istediği kadar para verir her türlü daha çok kazanırım ayrıca zaten bu şarkılar mp3 formatında dinlenecek neden (koleksiyoncular için üretilen box setler hariç) insanlara cd-lojistik-vırt zırt masrafı yaptırıp bi de cd leri mp3 e çevirtmeye uğraştırayım? neden plak şirketi benim üzerimden zengin olsun? gibi düşünülmüştür muhtemelen -ki çok mantıklı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir