Becho, kemanını, ölmek üzere olan küçük bir çocuğu yanaklarından öper gibi çalar. Çünkü bundan ibarettir yaşamı; ezgilerin içinde uçuşup giden zaman ve ağaçlar.

Becho, aşklarını da kemanını çalarken olduğu gibi, tutkuyla yaşar ve sadıktır hep.  Budur onun için başlangıç çizgisi iki kişilik bir yaşamın; tutku ve sadakat. Tıpkı kemanıyla arasında olduğu gibi.

Becho, ölüme hazırlıklıdır her an. Çünkü gördü insanın toprağın altına çırılçıplak yerleştirilen bedenini; ve kendi ölüm şarkısını kendi yazdı kemanıyla. Ama biliyordu çalacak kimsenin olmayacağını.

Becho, bir vaha arar rüyasında gördüğü çölün ezgisine. Bulduğu vahada giderir yoksun olduğu ne varsa. Fakat, elbette karşılıklıdır iyilik. Vahaya gövdesini satar en sevdiği şarkının. Çünkü bilir Becho bedelini aldığı her şeyin.

Ve kendi için bir şarkı çalar Becho. Dans etmek için aynanın karşısına geçtiğinde, vücut bulmamış bir boşluk, hiç varolmamış bir (öte) varlık olduğunu öğrenir kendisinin. Katlanamaz buna; ve öldürür kendisini bir orkestra eşliğinde, aslında hiç var olmayan.

Ölümünden yüzyıllar sonra, Becho için şarkı yazar biri. Böylece anlaşılır Becho’nun aslında yitik insanları anlatmak için yaratılmış,  Sembolizm’in kucağında uzanan bir çocuk olduğu.  Meryem’in kucağında yatan İsa heykeli gibi. Çarmıhtan henüz indirilmiş; ne ölü, ne diri.

bir orkestrada keman çalar Becho
o, savunmasız çocuklar gibidir
hayatı, ona acı veren bir kemandan
başka bir şey değildir.

aşkı anlatan ve küçük çocuklar gibi
masum olan kemanlar, içindeki çıkmazı seslendirir
becho, acıdan ve aşktan söz etmeyen
güçlü bir kemanın ezgilerinin peşindedir.

Becho’nun kemanı aşkı tanımasa bile,
onun hissettiği gecedir
pişmandır kemanı çağıran,
döndüğü yer hüznün sonsuz ezgisidir.

kederli kemancı çocuk sakinken bile,
çalmasa da kahverengi ahşap kelebeği
ruhundaki hiç susmayan ses
kemanın içli sesidir.

hem yaşam, hem ölümdür keman,
onu çalarken, Becho göklerdedir
çalamaz olur, ayrılır orkestradan
çünkü sevmek de çalmak da bedelsiz değildir.