Peki, rüyayı gören sence kimdi?

Alice gördü… Alice görüldü… Alice görüldüğünü gördü… Alice gördüğünde görüldü… Çünkü Alice aynaya girdi…

İlk soru şudur ki aynanın karşısında ne olmaktadır? Cevap basittir: görüldüğün görülür (çünkü dışındasın bunu derken) yahut da gördüğün görülür (çünkü içindesin fakat bir eksik var). Daha fazla müdahil olduğumuzu hissettiğimiz ikinci durumu ele alalım, almakla kalmayıp kendimizi de çıkaralım önce oradan: gördüğümüz şey görmekte olduğumuz şeydir gibi, özdeşlik ilkesi gereğince, A⇒A’dır… Müdahilliğimizi eklediğimizde ilk başta durum yine kolaydır; görünen şey gördüğümüz şeydir, özdeşlik ilkesine kendimizi kattık sadece diyebiliriz fakat kendimizi katmaya devam edelim biz duruma: gören biziz, görülen de biziz, orada gördüğümüzü görmekteyiz, görüyoruz, gördüğümüz bu, gören birini görüyoruz… Müdahilliğimiz soruna yol açıyor burada, karşıdaki gören de bir eksik demiştik var, bu bir eksik orada duyuruyor kendini, bir eksik bize bakmakta, biz buradayız ve oradaki bizden eksik, eksik oluşuyla bakmakta bize… Narsisti doğuran aralık, karşıdaki bizden ama bizden eksik, biziz ama biz değiliz bu hâliyle, ama bize en layık olan bize bakmakta… Dilin açtığı aralıktan sızdığımızda gördüğümüzü görmek başımıza iş açabilir demek ki müdahil olursak…

Kırmızı Kraliçe demişti ki : “söz, bir kere ağızdan çıktı mı sabitlenir, sen de sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın.”(1) Gördüğümü görüyorum dediğimde iş açtım başıma, anlamı da sabitleyemedim öyle kolayca yerli yerine, akışkan her anlaşılma biçiminde ve zıddı anlamına da gelebilir bu hâliyle, az daha uğraşırsak zor değil getirmek. Semyon Semyonoviç gibi optik yanılsama deyip kenara çekilebilirdik lâkin maksadımız oyun oynamak. Hem Semyon Semyonoviç bunu diyene kadar bir çeşit oyun oynuyor sayılamaz mı, oyunu bitirmek için demek zorundaydı bunu çünkü anlamın içine yuvarlanmak ve içinde yuvarlanmak sürer gider onun eylemi çok basitçe görünse de:

“Semyon Semyonoviç, gözlüklerini takıp bir çam ağacına bakar ve görür: çam ağacında bir köylü ona yumruğunu göstererek oturmaktadır.

Semyon Semyonoviç, gözlüklerini çıkarıp çam ağacına bakar ve çam ağacında kimsenin oturmadığını görür.

Semyon Semyonoviç, gözlüklerini takıp çam ağacına bakar ve yine çam ağacında bir köylünün ona yumruğunu göstererek oturduğunu görür.

Semyon Semyonoviç, gözlüklerini çıkarır ve yine çam ağacında kimsenin oturmadığını görür.

Semyon Semyonoviç, gözlüklerini yine takıp çam ağacına bakar ve yine çam ağacında bir köylünün ona yumruğunu göstererek oturduğunu görür.

Semyon Semyonoviç bu olguya inanmak istemez ve bunu bir optik illüzyon olarak kabul eder.”(2)

Semyon Semyonoviç gibi katlanacağız biz de öyleyse, yine de narsist orayı terk etmez ve bu kabul, kendi yüceliğine kayıtsız boyun eğme gibi ve eğilmede kabul edilen terk edilene karşılık da gelmekte. Ben, arada geziniyor şimdi ve oynayan ikisinin dışında.

İlkini oynayalım biraz da ve dışsal olanı, görüldüğün görülür ve bu çocukça ve çocuksak neşeye de boğabilir bizi, kalkıp onu öpmeyi narsistik kendinden alınan hazza yoramayız. İşin tuhafı bu hâlde öznelik daha açık görülmesine rağmen bu hâldeki öznelik kendisini karşısında gördüğünde kendisindeki kendisini çoktan unutmuştur, çocuksa aklından uçar, karşıda görülen sevinçle yaklaşılan yabancı şimdi…  Onda kendi yansısını görürken, ona yansımasıdır bu, uçup oraya geçmiştir, ikisi oynayabilir şimdi ve gülebilir, arada bir şey yok, aralık yok, öpülebilir, öpmek aralığı kaldırmaya dair…

Narsist mesafeyi korumak zorunda, her ne kadar kendi seyrine dalsa da asıl daldığı şey kendi seyredilmesinin seyrine dalmaktır, haz aldığı asıl şey budur. O asla dıştaki yansısını göremez, dışta değildir hiç, layığınca göremez yansısını ve layığınca görülemez yansımasında, kendisinden başkasına. Narsist sevinçle bakamaz oraya, durgunlaşır kederli gibi ve asla orada kendini öpmez. Kendi yansısı dahi kendisinden ayrı bir kendidir ve onun izleyişine dalar, kendi yansımasını orada görebilir.

Rüyayı gören kimdi peki sorumuz buydu? Aynayı bunca ele aldıysak rüya aynada görüldüğü içindi, aynanın karşısında fakat aynanın içinde görüldüğü içinde. Aynanın karşısında aynanın içinde olduğumuz bir rüya görürsek ne olur? Gören-görülen ilişkisi başımıza bunca iş açtıysa şayet bundan sonrası daha fazlasını açabilir. En iyisi bu oyunu herkesin kendi başına oynaması belki de, en başından başlayarak elbette. Aynaya bakıyorum, önümde varım, önümde ben ve ardım varım, burada ben varım ardım yok, ardıma baktığımda ben yokum ardım var, önüme dönüğümde önümü kesen bir ben var ve onun önünü kesiyorum, ikimizin de önü yok, ama onun önü benim ardım biliyorum çünkü ardıma baktım, benim önümde olan benim önüm değil onu da biliyorum çünkü baktım ardımdaydı fakat bu ardın içinde ben yoktum. Oyunu sürdürebiliriz dilediğimizce lâkin içine rüyamızda içinde olduğumuzu görürsek ne olur? Bu da oyun olur… Bir meramım olmalı fakat bir meramı olmalı:

“ İşte ben de bunu diyorum ya! Meramın olmalıydı! Meramsız bir çocuk neye yarar sanıyorsun! Bir fıkranın bile bir olmalıdır-bir çocuk bir fıkradan daha önemli bir şeydir, umarım. Bak bunu inkâr edemezsin işte, iki elinle birden inkâr etmeyi denesen bile edemezsin.”

Yok’un kim olduğunu bilmiyorsam şayet ve geçmediysem onu ve varmadıysa buraya, benden daha hızlı yürüyen yoktu diyemem, o bir kere varlık kazandıysa ve yavaşlıkla tespit olunduysa, hızlı dediğimde çoktan varması gerekirdi, öyleyse ben ne konuştuğumu bilmiyorum demektir bu, hem de Yok’u bu mesafeden görebilmek ne mümkün… Humpty Dumpty gibi düşünerek işimizi kolaylaştırırız, kelimeler ne anlamda kullanmak istiyorsak o anlama gelebilir sadece ve öyledir de çünkü farkla taşınır her kelime anlama haizse şayet, anlam saklamıyorsa şayet…

“Dertsiz alınlı gözleri hülyâlı bir çocuk!”… “Zil, şal ve gül, bu bahçede raksın bütün hızı”… (4)

***

İllüstrasyon-Pelin Kırca

(1) Aynanın İçinden ve Alice’in Orada Karşılaştıkları-Lewis Carroll, Norgunk Yay. , s.140

(2) Optik Yanılsama- Daniil Kharms, Çeviren: Eren İnan Canpolat

(3) Aynanın İçinden ve Alice’in Orada Karşılaştıkları-Lewis Carroll, Norgunk Yay. , s.137

(4) Aynanın İçinden ve Alice’in Orada Karşılaştıkları-Lewis Carroll, Çeviride Kullanılan Aruz Vezinleri Üzerine, Norgunk Yay. , s.174

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir