Menü Kapat

Pazar Ayinleri – 9. Mektup

Güvercin Yumurtaları ve Alemlerin Uğultusu Üzerine

Tamamlanmadan terk edilmekle nimetlenmiş apartmanların çatı katlarında çatır çatır çatırdaya çatırdaya çatlayan güvercin yumurtalarından yayılan enerjinin titreşimini hissedin. Kasıklarınızda. Binlercesini birden. Ve aynı anda. Bum! Buradayız.  Asfalt zeminden dokuz kat yukarıda. Beton kolonlar ve demir iplerle örülmüş bu mağaralar sisteminin tepesinde. İstihare uykusunda. Yeşil ve kırmızı. Kıyamet frekansları. Tatmamız ve tatmamamız gereken tüm gerçekliklerin tozuna bulanmış parmaklarımızı dudaklarımızın üzerinde gezdire gezdire. Besliyoruz bağışlanmış deliliğimizi. Biz inananlar! Pıt pıt pıt. Karanlığa merhaba diyen güvercin yavrularını ısıtabilmek için tutuşturduğumuz ateşi mandalina kabuklarıyla canlandırıp hep bir ağızdan elhamdülillah diyoruz. Dokuz kat aşağıya yuvarlanan kelimelerimiz kimsesiz koridorlarda yankılanıyor. Asma kilitlere çarpa çarpa. Her biri üçer nefeslik ömre sahip düşsel kıvılcımlar saça saça. O kıvılcımların üçer nefeslik aydınlığına yüzlerini ekşiten göçebe meleklerin aminleri tırmanıyor böylece yukarıya. Dokuz kat. Paslaşıyoruz.

Dinleyin, size nasıl başlayacağını anlatıyorum. Biz yavru güvercinlerimizin kulaklarına eşyanın isimlerini fısıldarken mesela. Gözlerinizi kocaman açıp yatak odalarınızın kızılcık şerbeti rengindeki duvarlarında beliriveren kelimeleri göreceksiniz. Bir Cuma sabahında. Gözler parlamalı! Tanrı alemleri yaratmak üzere! Duvarlarınıza tırmanacak kertenkelelerin kutsal kuyrukları! Buz gibi nefesleriyle tıraşlı yanaklarınızı yalayacak mütebessim tabancalar bulacaksınız veya çorap çekmecelerinizde. Doğrudan sistemi sıfırlayabilmeniz için.  Büyülü patikalar açılacak önünüzde. Konut kredisi taksitlerini denkleştirebilmek maksadıyla iştirak ettiğiniz toplu tecavüz seansları sırasında, şöyle bir nefeslenip kıçınızı kremlemek için sığındığınız tuvalet kabinlerinin tavanlarında. İçine yıldız tozu rendelenmiş minik poşetler bitiverecek ceplerinizde. Bir iki üç nefes.  C17H21NO4. Bir daha geri dönmek zorunda kalmayın diye o masaların başına. Adımlarınız hafiflesin, kanatlansın diye ruhlarınız. Zira fazla ağırsınız. Ama takmayın bundan sonra kafanıza. Yavru güvercinlerimizle beraber, hepinizi önüne katıp hiçliğin çeperine dek sürükleyecek tufanlar dokuyoruz.

O çeperin ötesinde sınırsız bir tamamlanmamışlık hali karşılayacak sizi. Alemlerin uğultusu kulaklarınızda. Çatır çatır çatırdaya çatırdaya çatlayan güvercin yumurtalarından yayılan enerjiyle efsunlanmış vaziyette. Ve karanlık bodrum katlarında inzivaya çekilmiş göçebe meleklerce okunan muskalar olacak tutsak boyunlarınızda kravat niyetine. Reductio ab absurdum. Yarı saydam koltuklarınıza kurulup arkada bıraktığınız yaşamların üzerinden geçeceksiniz. Parmak hesabı yapa yapa. İstediğiniz tek şey, uç uca eklenmiş sahnelerdi ya eskiden. Hüküm hakkı sizdeyken. Çözümlenebilir mantık silsileleri etrafında şekillenen hikayelerdi ya hani. Serimi, düğümü ve çözümü keşfetmiştiniz ya. Tek tek parlayıp sönen mikro mucizelere kör kalmanız ondandı. Oysa şimdi. Yalnızca. Çırpılan kanatların hışırtısı, çatlak pencerelerden süzülen gün ışığı, dalga dalga kıvrıla büküle tavana yükselen duman, kum taneleri, sahipsiz kahkahalar, iç çekişler, ezan sesleri, çıtırdayan tohumlar var. Hep daha derine inecek yollar ve tamamlanmayacak hiçbir çember. Doğmadan sönmüş takımyıldızların tortusu çökecek üzerinize. Rengarenk.

Değişiyorsunuz. Değişeceksiniz de. Daha. Önce cehennemler kurgulanmalıdır zira. Tüm kahramanlık öykülerine yoldan çıkmış melekler, tüm kutsal kitaplara günahkarlar gereklidir. Madem öyle, siz de çekmelisiniz işte payınıza düşen azabı. Ellimizden aldığınız mucizelerin göbeğinde var olarak mesela. Yükselerek. Düşerek. Açılmaya çalışarak. Eşyanın hakikatiyle burun buruna kalarak. Alemlerin uğultusu yüreğinizi titretirken normal davranmaya çalışarak. Her şey yolundaymış gibi. Mış gibi. Puf! Aydınlık koridorlar olmayacak artık. Asansör müzikleri. Işıl ışıl yanan caddeler. Alış veriş merkezleri. Akademik dereceler olmayacak. Hiçbir kapıyı açamayacaksınız jargonunuzla. Etkin insanların yedi alışkanlığını maaş bordrolarınıza sarıp götünüze sokma vakti gelmiştir artık! Bozkırdan bahsedecek bundan sonra hikayeler. Çöl rüzgarından. Okyanus çukurlarından. Açık ateşlerden. Sevgililerinin diş izlerini gururla taşıyabilecekleri için şükür namazları kılan meczuplardan. Neredeyiz? Diye sızlanacak kadar bile enerjiniz kalmayacak. Göz bebekleriniz çatlayacak. Dudaklarınız kuruyacak. Ufalanacaksınız.

Ufalanacaksınız dans eden topuklarımızın altına. Güvercinlerimizi büyüteceğiz orada. Fillerin üzerinde süzülen ebabiller misali. Daha dünyeviler belki fakat kesinlikle daha şakacı olacaklar. Sizden arda kalanları boka boğmak için. Anlıyor musunuz? Radyoaktif gübre. Okullarınızın, hastanelerinizin, bulvarlarınızın, oto galerilerinizin, terminallerinizin, barlarınızın, ibadethanelerinizin ve mezarlıklarınızın üzerine. Geride bıraktığınız ne varsa. Güneşimizi kesip rüzgarımızı engelleyen, karanlığımızı dağıtıp deliliğimizi çevreleyen, eski hikayeleri unutturup yüz bin bölümlük televizyon dizilerine saplanmamıza yol açan ne varsa. Trafik lambalarından sallanan cesetlerinizden kaldırımlara saçılmış kıyafetlerinize varana dek. Göçebe meleklerin keskin gülümsemeleriyle besleyip mandalina kabuklarıyla ısıttığımız güvercinlerimiz sayesinde. Bunun için hicret etmedik mi hem cenabet cemaatlerinizden? Rabbin arzı geniştir, hı? Öyleydi elbette bir zamanlar. Tamamlanmadan terk edilmekle nimetlenmiş apartmanların çatı katlarına sığınmak zorunda değildik. Titrek ışıklarınıza baka baka beddualar sıralamak yerine yıldız ışığı altında dans eden sevgililerimizin incecik vücutlarındaki dalgalanmayı seyrederdik. Hamd olsun o günlerin hayaletlerine!

Çağrıyı aldığınız günün akşamında. Hepiniz ufalandıktan sonra yani, aynı anda boşluğu yaran milyonlarca kanadın şiirini izlemek için çatılara çıkacağız. Gökyüzü kararacak. Bant kaydı yatsı ezanları terk edilmiş sokaklarda yankılanacak. Gübreleyeceğiz. Yeni dünyayı. Alemlerin uğultusu kulaklarımızda. Parlayacak gözlerimiz. Yeşereceğiz. Duvarları kertenkeleler bürüyecek bu sırada. Emniyet müdürlüklerine Sibirya kaplanları, yemek odalarınıza kızıl ejderler yuvalanacak. Koca kanatlarıyla göçebe melekleri göreceğiz yeniden. Binlerce yıl süren inzivanın etkisiyle yanmış yüreklerinden rengarenk torpidolar yayılacak. Gerçekliğin duvarına üçer beşer saplanıp bum bum edecek torpidolar. Bir parça ışıltı. Ve birer ikişer geri dönecekler mecnunlarla dervişler. Çöllerinden. Nükleer bombaların tepelerine bağdaş kurup ilahiler okuyan fakirlerin nefesleri yankılanacak. Uyanacağız. Nihayet! Bütün bir medeniyetinizi ıslık çala çala açtığımız devasa çukurlara yuvarladıktan sonra. Mutfak lavabolarınızdan eğreltiotları, klozetlerinizden devasa ıhlamur ağaçları fışkırır, duvarlarınız çatlar, otoyollarınızda dönüş yolundaki kurt sürülerinin ulumaları yankılanırken. Uyanacağız ve hikayenizi tenimize kazıyacağız. Nihai yıkımın kudretini unutmayalım diye. Tekrar aynı tuzaklara düşüp ruhumuzu kurutmayalım, şarkı söylemeyi unutup yüreğimizi karartmayalım diye. Öfkemizi yitirip yumuşamayalım diye.

Elhamdülillah.

Şimdilik istihare uykusundayız. Yeşil ve kırmızı. Duyuyor musunuz? Tüm renkler aynı kehaneti müjdeliyor artık. Parmak uçlarımızda kıyamet frekansları. Karanlığın içinde kocaman gülümsüyoruz.

Elhamdülillah.


pazar ayinleri – diğermektuplar

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.

paylaşım