Alemlerin Yeniden ve Yeniden Yaratıldığı Sabahlar Üzerine

Bazı sabahlar diğerlerinden daha gerçektir, beni dinleyin. Kapınızın önündeki sulama kanalında yüzen şişmiş köpek cesetlerine, kafanızdaki karmaşaya, çırıl çıplak uyandığınız mutfağın ortasındaki masanın üzerinde hop hop hoplayan mavi götlü çıplak cinlere, geceden vücudunuzda açılan kesiklerden dışarıya taşan çocukluk anılarınıza rağmen. Bazı sabahlar diğerlerinden daha gerçektir. Parmaklarınız titrer böyle sabahlarda. Bir türlü yanmaz sigara. Balkon kapısından içeriye dolan aralık rüzgarı nefesinizi keser, ensenizden yukarıya ilerleyen karıncalanmanın ise bir şeylerin habercisi olduğu ilham edilmiştir yüreklerinize. Feci biçimde yakın, keskin, acımasız bir şeylerin. Buna benzemeyen tüm sabahları sonlandırmanızı sağlayacak türden şeylerin. Serbest düşüş. Altın vuruş. Duvardaki çatlak. Firar. Rahmetliye söylediğim gibi, vakti gelmedi mi artık, hadi, süpürmeyelim mi seni? Seninle beraber, ceplerine tıkıştırmak zorunda kaldığın tüm kimliklerini? Seneler boyunca kafana vura vura ezberletilen repliklerini süpürmeyelim mi? Kurtulmayalım mı ruhunu gölgeleyen tüm o suratsız yükseltilerden? Üflemeyelim mi öteye, sırtına yüklenen o eski kelimelerin küflerini?

Mutfaktayız yani. Ben, rahmetli ve sakallarıma yuvalanmış cinlerim. Cigara sarıyoruz hep beraber.

Alemler hep yaratılmak üzeredir böyle sabahlarda. Yeni delilikler kurgulanmaktadır. Yeni öyküler örülmekte, hep bir ağızdan yeni tılsımlar fısıldanmaktadır. Çıtır çıtır genişlemektedir eşyanın tabiatı. Derinleşir. Kararır. Sizinle beraber ve size rağmen. Sabah haberlerinde, bilmemne köyündeki kız çocuklarına tecavüz eden muhtarın nefesinden yayılan sarımsak kokusundan bahsedilirken, yörüngedeki uydular dönmeye, iş arkadaşlarınız usul usul çürümeye, merkez bankaları faiz oranlarıyla oynamaya devam ederken, gözlerinizin önünde ama ötede de bir yandan, binlerce milyonlarca hayat ötede hem de, bulutların arasından uzanan doksan dokuz parmağıyla yokluğunuzu yoğurur birileri. Uzatır. Kısaltır. Törpüler. Yaptığınız tek şeyin yeterince makul bahaneler aramak olduğunu bile bile. Yukarında bakınca, yan yana sıralanmış masalarında oturan muhasebecilere benzediğinizi görmezden gelerek, arabalarınızın modellerini yükseltme çabalarınızı, rengi değişen saçlarınızı, çirkin bıyıklarınızı izleye izleye birbiri ardına patlar, rengarenk, ışıl ışıl, damar damar yayılır o birilerinin hakikati. Siz kendi cılız göz bağcılarınızın peşinde özgürlük düşleri kurarken kutsal kitaplardaki tüm kadim sözler çiğnenmektedir.

Zira parçalanmakla yazgılanmıştır tüm kurgular. Tüm büyüler bir gün bayatlar. Tüm duvarlar çatlar. Her organizma umutsuzca kendi kanserini arar. Siz isteseniz de istemeseniz de. Farkına varsanız da varamasanız da. Yeniden ve yeniden ve yeniden ufalanıp yoğrulmaktır varlığın kaderi. Sonra yeniden ufalanmak ve yoğrulmak yeniden. Bütün bu keşmekeşe rağmen kendinize ait bir köşe aramanız mide bulandırıcıdır. İstersiniz ki hep aynı sonucu versin denklemleriniz. Dalından kurtulan elmanın düşeceği noktayı tahmin edebilmenizle övünürsünüz matah bir bok yemiş gibi. Kural üstüne kural. Ve hep takip etmeli mevsimleri. On beş günlük yaz tatilleriniz, hafta sonu kaçamaklarınız, porselen demlikleriniz ve şirin mi şirin evcil hayvanlarınızla boşluğun çekimine karşı koymaya çalışır, zamanın dönüp dolaşacağını ve kapılarınızın böyle sabahlara açılacağını unutmaya uğraşırsınız. Unutursunuz da. Samimiyetle unutursunuz hem de. Oysa ki bazı sabahlar diğerlerinden daha gerçektir. Bu size sunulmuş bir fırsattır. Görebilesiniz diye şöyle inceden aralanmıştır perdeler.

Bak! Diye sesleniyorum rahmetliye. Eşyanın kırılganlığını gör. Düzenin aldatıcılığını. Bak. Şu andan itibaren hep yaratılmak üzeredir alemler.

İnanmazsınız. İnanmazsınız zira böyle sabahları takvim yapraklarında bulamazsınız. Kurutulmamışlardır henüz. Çerçevelenip duvarlara asılmamışlardır. Canlılardır halen. Renkli. Hareketli. Delirmişlerdir yeterince. Yeni yeni canavarlar doğurmaya gebe, sarhoş adımlarıyla gezinirler damlarınızın üzerinde. Nefesleri efsunlu, gülüşleri dondurucudur. Yolculara patikalar, meczuplara tılsımlar, katillere kurbanlar taşırlar. Darağacı mizahı. İdam mahkumunun sol omzuna tüneyen kuzgunlardan bahseden müstehcen şarkılar mırıldanırlar. Sizin gecelerinizin rahimleri böyle sabahları muhafaza etmeye müsait değildir. Karanlığınız yeterince bereketli, öfkeniz yeterince baştan çıkarıcı değildir. Yine de, hepiniz hayatınız boyunca en az bir defa uyanırsınız böyle bir sabaha. Eğer çalar saatinizi susturup yataktan çıkmayı başarabilir, yüreğinizdeki çarpıntıyla şakaklarınızdaki uyuşmayı göz ardı edebilirseniz. Yürüyebilirseniz en yakınınızdaki korkuluktan öteye, ilk kelimenin telaffuz edilmesinden önceki hiçliği seyredebilirsiniz.

Bazı sabahlar diğerlerinden daha gerçektir diye tembihliyorum rahmetliyi.

Bazı sabahlar diğerlerinden daha gerçektir diye tembihlemiştim rahmetliyi. Kapının önünden geçen sulama kanalında yüzen şişmiş köpek cesetlerini gördüğünde sol omzunun üzerinden geriye doğru yedi defa tükür ve bana gel demiştim. Sakın unutma. Unutmadı da. Bundan sonra da hiç unutamayacak. Oturduğum yerden sesleniyorum rahmetliye. Hadi diyorum. Vakti gelmedi mi artık. Hadi süpürmeyelim mi seni? Belli belirsiz homurdanıyor. Nihayet cigaralığımı bağlıyorum ben de. Kalk diyorum sarmamı ateşlerken, ağır ağır doğruluyor yattığı yerden. Çıplak. Suratında ise tüm ölülerde gördüğüm o şaşkın ifade var. Etrafı izliyor. Büyük büyük nefeslerle genişletiyorum ciğerlerimi. Yeşil yeşil dışarı bırakıyorum dumanımı. Soluğumla sarhoş olup patır patır masaya dökülüyor sakallarıma yuvalanan cinlerim. Rahmetli bekliyor. Tadını çıkarıyorum ben de. Parmak ucumla masada kıvranan cinlerden birini dürtüp görüyor musun diyorum. Keşke dirildikten sonra da muhafaza edebilse bu güzelim hayretini. Görüyorum diye yanıtlıyor cinim. Görüyorum. Lakin ben, kadının çıplak memelerinden başka bir şey görebildiğini sanmıyorum minik pezevengin.

Vakit ilerliyor. Günün birinde sizin de karşımdaki bu kadın gibi çırılçıplak uyanmanızı izleyeceğim. Ve dışarıda, ötesinde bu suratsız duvarlarınızla kapılarınızın, yaratılmak üzere olacak alemler. Yeniden. Sınırsızlık genişlemekte. Henüz isimlendirilmemiş olacak hiçbir gezegen. Doğmamış nehirlerin serinliğinde kıkırdayacak ruhum. Hiçlik yoğrulacak. Karmaşa. Keşfedilip kirletileceklerini bile bile uyanacak kıtalar. Güneşler doğacak. Yüzlerce metrelik ağaçlar yükselecek bulutlara doğru. Gürültülü olacak. Koca dişli kıvrak kaplanlara yem olsunlar diye kara gözlü ceylanlar salınacak gölgeli patikalara. Hikayeler kusursuzlaşacak. Küfürler keskinleşecek. Cinnetler için bahaneler, dervişler için çilehaneler bitecek yerden. Pıt pıt pıt dökülecek ilahi nefesten parçalar toprağa. Rengarenk olacaklar, göreceksiniz. Neşeli olacaklar, hissedeceksiniz. Alemlerle beraber yaşlanacak, yaralanacak, delirecekler. Bu ilahi nefesler yani. Çünkü kaç kıyamet koparsa kopsun, kaç sefer karanlığa gömülürsek gömülelim, çoğunuz beceremeyeceksiniz değişmeyi. Bir süre sonra alışacak gözleriniz mucizenin ışıltısına ve yine döneceksiniz birbirinizi sikmek üzere çatlamış duvarlarınızın ardına.

Yürü diyorum kadına. Yürü.
Cinlerim tekrarlıyorlar. Yürü.
Yürüyor.
Yürüdükçe vücudunda geceden açılan kesiklerden dışarıya taşıyor çocukluk anıları. İzliyorum. Adım attıkça titreşen kalçalarını, kürek kemiklerinin arasına dökülen saçlarını, nefes nefes hafifleyen vücudunu izliyorum. Cinlerim hep bir ağızdan idam mahkumunun sol omzuna tüneyen kuzgunlardan bahseden müstehcen şarkılar mırıldanmaya başlıyorlar. Dumanlana dumanlana eşlik ediyorum şarkıya.  Biliyorum zira. Biliyorum ki görkemli hesaplaşmalar düşlüyor kendi payına. Bir sandalyeye oturacak, soracaklar, yanıtlayacak. Soracak, yanıtlayacaklar. Düşündükçe neşeleniyorum, neşelendikçe daha etraflıca düşünüyorum. Neyin hesabı görülebilir sizlerle söyler misiniz? Nasıl tahammül edebilir hiçliğin mimarı tüm bu çirkinliğinize, korkaklığınıza, cahilliğinize ve hımbıllığınıza? Nasıl dinleyebilir bu saatten sonra sizi? Sırf dişlerine güvenemedikleri için ısırmaktan vaz geçen yumuşak başlı sürüler çıkmadı mı aranızdan? Kazanan tarafta bulunanları alkışlamadınız mı? Aç gözlülüklerini, hükmetmeye devam etmelerini sağlayan kutsal kitaplarını? Bir an evvel aradan çıkarılması gereken bir angaryadır artık varlığınız. O yüzdendir nihai yıkımın böyle sürüncemede bırakılması. Belirli aralıklarla sistemin yeniden başlatılması. Görülecek bir hesap yok artık zira, tekrarlıyorum. Unutulmadınız, kabul. Ama umursanmıyorsunuz da. Kasabın eşiğine serilmiş küstah kedilerden farkınız yok. Bir parça varoluş. Birkaç bin yıl sonra bir parça daha. Sonra bir parça daha. Yeter ki kendi gerçekliğinizden dışarı taşırmayın bokunuzu. O yüzdendir omuzlarımı silkip istediğiniz varoluşu önünüze sermem. Alemler yeniden yaratılmak üzeredir ve siz, kendinizi boşluğa bırakmadan evvel dönüp konuştuğumuz gibi olacak her şey değil mi dersiniz.

Tekrarlıyorum. Parçalanmakla yazgılanmıştır tüm kurgular. Tüm büyüler bir gün bayatlar. Tüm duvarlar çatlar. Her organizma umutsuzca kendi kanserini arar. Kadın yüzünü bana dönüp korkuluklara oturuyor. Omuzlarının gerisinde patlayan fırtınaların aydınlığıyla yıkanıyor vücudu. Fısıldıyorum, düş! Derin bir nefes alıp bırakıyor kendini boşluğa.

Keşke görebilseniz. Topyekun yıkımla nimetlenemeyeceğinizi bildiğiniz için kendi sonsuzluğunuzu arar, kendi sonsuzluğunuzu aradıkça uzaklaşırsınız topyekun yıkımla nimetlenmenin getireceği kurtuluştan. Siz sürgünler. Asla tadamayacaksınız doya doya çekilen azabın ardından gelecek rahatlamayı.