ÇÖKÜŞ ÜZERİNE

Hamd alemlerin Rabbine mahsustur.

Zihnimizde çakan şimşeklerin yıkıcı aydınlığında bir görünüp bir kaybolan, şakacı cinlerin kurgucusuna mahsustur hamd. Diz çökün. Avuç içlerinizi nemli toprağa yaslayın ve durun. Yaklaşmakta olanın uğultusunu. İş makinalarınızın, cep telefonu melodilerinizin, motor homurtularınızın, topuk tıkırtılarınızın ötesinden. Üzerinize üzerinize. Umursamadan. Durup dinlenmeden. İnsaf göstermeden veya aman vermeden. yalnızca tüm sahiplerini gömmeyi becerebilenlerin duyabileceği o uğultuyu duyun. Gökdelenlerinizin bacalarını kaplayan yeşil bacaklı örümcekler gelsin aklınıza. Tam ortopedik yataklarınıza çöreklenen engerekler. Ofislerinizi istila eden çıplak iblisler. Güle oynaya ırzınıza geçecekler. Bana inanın. Yalvarırım. Hazır olmak zorundasınız. Temizlenmiş. Hafiflemiş. Kuvvetlenmiş halde. Elektromanyetik spektrumdaki frekansınızı keşfetmiş olarak. Uyanmış. Aydınlanmış. Çıplak. Tüm o dünyevi öteberiyi sırtınıza yüklemişken ne kadar uzağa kaçabilirsiniz? Gözlerini alemlerin bağırsıklarında bum bum patalayan zehirli balonların radyoaktif seraplarıyla bağlanmışken önünüzü nasıl görebilirsiniz? Ruhunuza bulaşmış onca pislikle beraber, nasıl tutabilirsiniz, kafanızı, suyun üzerinde?

Hamd alemlerin rabbine mahsustur.

Yağmurlu ikindi vakitlerinde terk edilmiş beton santrallerinin asık suratlı öfkesini pekiştiren sahipsiz baretlerin koruyucusuna mahsustur hamd. Derin bir nefes alın. Düşüşü tadacaksınız. Her canlı düşüşü tadacaktır? Öyle değil mi? Bizim tattığımız gibi tadacaksınız düşüşü. Tüm gözler üzerinize dikilmişken ve tam da inanmışken. Kontrolü ele geçirdiğinize. Allah korusun deyin. Dizginleri gevşetin. asansör kabinlerinin bile emrinize itaat etmeyeceği günle karşılaşmak zorunda kalacaksınız zira. Yazdığınız tüm algoritmalar dağılacak. Kahraamanlarınız terkedecek sahneyi. Çürüyüp rüzgara kapılacak hikayeleriniz. Ruhunuzu kurtarmalısınız. Maun masaların, emir komta zincirlerinin, koordinasyon merkezlerinin, yönetim kurulu tutanaklarının, koşu bültenlerinin, sepetteki yumurtaların ve polietilen hücrelerin anlamsızlığında boğulmak istemiyorsanız. Ömrünüz boyunca üzerinize geçirdiğiniz tüm o kimliklerin dirilip boğazınıza basmasını istemiyorsanız. Zaman dönüp dolaşacaktır nihayetinde. Siz inansanız da inanmasanız da dönüp dolaşacaktır zaman. Düşüş başladığında yüreğinize fazladan bir kuş tüyünün yüklenmesine bile tahammül edemeyecekken, kurtuluşla nimetlenmenin hayalini kurmak niye? Neyinize? Bilebilseydiniz keşke.

Hamd alemlerin Rabbine mahsustur.

Damarlarımızda dolanan bahar rüzgarlarının bestecisine mahsusur hamd. Kulaklarınızı açın. Varoluşun şiiriyle dolup taşacak zihniniz. Şimdiye dek dışarda bıraktığınız ne varsa. Yıkılacak eşyanının gölgesini kurarak ördüğünüz duvarlar. Bir çığlıkla taşa dönen kavimlerin hikayelerinin hakikatine toslayacaksınız. Tam da dolu dizgin ilerlediğinize inanmışken. HI? Çizilecek tüm haritaların çizildiğine, eski beddualrın tamamının çözüldüğüne, dervişleri sınır polislerinin, meczupları ise psikoterapistlerin mahir ellerine teslim ettiğinize inanmışken tam da. Göz perdesinin ötesindeki cin düğümlerini mahkeme kararıyla dağıtıp, dişsiz falcıları bilgisayar programlarının matematiksel insafına bırakmışken. Anahtarları çevirdiğinizde o tanıdık motor homurtularını duyamadığınızda ne yapacaksınız. Metro istasyonlarının ıssızlığında yankılanan ayak seslerinin içinize saldığı ürpertiyi dindirmek için tüm cenabet Pazartesileriniz yok olacak. Salı, Çarşamba ve Perşembeleriniz de. Cumalardan bir Cuma. Akşam ezanından sonra. Sırt üstü uzanıp gökyüzünü seyretmenizi isterdim. Güneş batıdan doğduğunda, takvimin kıyısında salınırken alemler, bulutlar nasıl titreşecektir sizce? Anlatın! Seddin ötesinden taşan kalabalığın ayak sesleriyle?

Hamd alemlerin rabbine mahsustur.

Kareli çarşafların arasında boylu boyunca yatan kadınımın, çıplak sırtından süzülen ter damlasını, nuruyla aydınlatan merhamet sahibine mahsustur hamd. Başımıza musallat ettiğiniz tüm o çirkinliklerin altında kalacaksınız. Birer ikişer kayıp gidecek zihninizden isimler. Siper alın. Renkleri unutacaksınız. Sayıları. Bulvarları ve nehirleri. Alem-i  lahut birer ikişer çöken apartmanlarınızdan yükselen toz bulutu çehresine bürünmüş serilirken şehirlerinizin üzerine. Dile gelmiş kaldırım taşlarıyla vücut bulmuş dünyevi ilkelerinizin saldırısına uğrayacaksınız. Siz efsunladınız onları. Şimdi de “Aleykümselam” deyip alın selamlarını. Bakımlı dişlerinizin arasında çiğneyip çiğneyip, boşluğa tükürdüğünüz kelimelerden filizlenmiştir titrek bedenlerinize tırpan tırnaklarını saplayan gulyabanilerin tohumu. Korkmayın, tamam mı? Bir noktada tüm evlatların yapması gereken şey budur çünkü. Ha taşaklarınızda taşımışsınız onları, ha beyin kıvrımlarınızın arasında. Ayağa kalkıp alkışlayın. El sıkışıp çığlıklar atın. Tebrik edin birbirinizi. Ağlayın. Ama sakın korkmayın. Siz davet ettiniz zira yıkımı. Şimdi oyunbozanlık yapmayın. Bacaklarınızı aralayın, domalın, bandolar tertip edip konserler ıslıklayın. Tadını çıkarın.

Hamd alemlerin Rabbine mahsustur.

Yaralı parmaklarımın arasında yuvarladığım incecik kağıdı süsleyen tütün yapraklarını nefesiyle yeşertene mahsustur hamd. Buradayım ve sıralıyorum. Dinleyin. Yalvarırım. Çok yakında çirkinleşmeye başlayacağım zira.

-Rab korkakları affetmeyecek.

-Rab ruhsuzları affetmeyecek.

-Rab şiirini yitirenleri affetmeyecek.

-Rab öyküleri unutanları affetmeyecek.

-Rab göç yolunda sızlananları affetmeyecek.

-Rab yerleşikleri affetmeyecek.

-Rab açgözlüleri affetmeyecek.

-Rab karanlığı dağıtanları affetmeyecek.

-Rab renkleri yutanları affetmeyecek.

-Rab isimleri putlarına kurban edenleri affetmeyecek.

-Rab miskinleri taşlayanları affetmeyecek.

-Rab ömrü boyunca bir kere bile kaybolmamışları affetmeyecek.

Hamd olsun. Rab hiçbirinizi affetmeyecek.

Şimdi?

Şimdi, buradayız ve düşüyoruz.

Paraşütümüzün açılmayacağından emin, paraşütümüz açılmayacağı için müteşekkiriz. Dönüp dolaşıp kendimizle yüzleşecek, ellerimizi bağlayıp kendimize hesap vereceğiz. Siz Pazartesiden Pazartesiye götünüzü yırta yırta okuduğunuz marşların bokuna bulanmış, kavrulurken biz, alemlerin yaratıldığı güne yürüyeceğiz.

Elhamdülillah.


pazar ayinleri – diğermektuplar