rize’de de çevreciler kazandı!

Rize’nin Fındıklı ilçesinde hidroelektrik santrali yapılması planlanan Çağlayan Vadisi, çevrecilerin girişimleri sonucu 1. derece SİT alanı ilan edildi.

Çağlayan Vadisi üzerindeki Abu Deresi’nde hidroelektrik santrali inşatına onay verilmesinin ardından çevreciler harekete geçti.Çevreciler ve bölge halkı, vadinin doğal sit kapsamına alınması için Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na başvurdu. Kurul bölgenin 1. derece sit alanı ilan edilmesine karar verdi.

Rize Valisi Kasım Esen, İkizdere Vadisi’nin sit alanı ilan edilmesi amacıyla hazırlanan saha alan haritasına göre, İkizdere ilçesinin yüzde 92’sinin sit alanı yapılmak istendiğini bildirdi.

taşlama

bursaspor – antalyaspor maçını izlemek için 7 otobüsle bursa’ya gelen 280 antalyasporlu taraftar, inegöl yakınlarındaki bir akaryakıt istasyonunda mola vermek için durdukları sırada yoldan geçen araçları taşlamaya başladı. atılan taşlardan biri, bir otomobilin arka koltuğunda oturan 9 yaşındaki otistik ebru kesme’nin sol gözüne geldi. ailesi tarafından hastaneye götürülen küçük kız ameliyata alındı. doktorlar, küçük kızın

okumaya devam

erich fried

benim marxım senin marxının
sakalını yolar

benim engelsim senin engelsinin
dişlerini döktürür

benim leninim senin lenininin
kemiklerini kırar

bizim stalinimiz sizin stalininizi
ensesinden vurur

bizim troçkimiz sizin troçkinizin
kafasını yarar

bizim maomuz sizin maonuzu
yangtze nehrinde boğar

kapatmasın diye bundan böyle
zaferin yolunu

erich fried
/ seçmeler

allen ginsberg

“beat”, yıpranmış, üstünde tepinilmiş anlamına geliyor. büyük savaş sonrasının “yitik” kuşağından sonra biraraya gelen tehlikeli bir avuç adamın adını koyduğu “beat” kuşağı, bir döneme imza atmakla kalmadı. 60’lar boyunca amerika ve avrupa’da etkisini gösterdiği gibi kentsel ve toplumsal hareketlerin, sivil itaatsizliğin dilini oluşturuyordu. yitik kuşağın inançsızlığının, intiharı kayıtsızlığın yerini beat kuşağında yırtıcı bir inanç ihtiyacı almıştı. ginsberg, eşcinsel özgürlük hareketinin bayrağı olduğu gibi, iktidarı sarsacak her noktada bayrak salladı. 1960 yılında televizyona çıkıp marihuana kullanımının serbest olmasını savundu. vietnam savaşına karşı protestoda bulunduğu için 1967’de tutuklandı. bir yıl sonra da başka bir gösteride göz yaşartıcı bombayı kafasına yedi. 1965 yılında hoover’i kendisini tehlikeli vatandaşlar listesine koymakla suçladı. çünkü daha sonra da yıllarca ülkesine döndüğünde hava alanında çırılçıplak soyunup aranıyordu. bu çok doğaldı. allen ginsberg, 70 yıllık hayatında hep tehlikeli bir vatandaş olarak kalmayı başardı. hippileri’in babası oldu. 1965’te londra’ya gitti. oradaki şiir okuma gecesi londra’daki “yer altı” kültürünün oluşmasını başlattı. pink floyd ve the soft machine oradan çıktı. bob dylan’la çalıştı, onun filminde oynadı. 1968 yılında chicago’daki büyük savaş aleyhtarı toplantıya burroughs, jean genet ve terry southern’la birlikte katıldı.

allen ginsberg, hippilerin etrafında toplanacakları bir deyim üretti: “çiçek gücü”. budizmle tanıştı ve ilk budist şiir okulunun açılmasına ön ayak oldu. hayatı boyunca şiirin, müziğin, çiçeğin kazanacağına inandı. 80’lere de boyun eğmedi. her şeyin kabul gördüğü, iktidarın, yeni dünya düzeninin ve kayıtsızlığın dünyasında o şiire, dostlarına ve müziğe tutkundu. punk-rock’a inandı. clash topluluğuyla sahneye bile çıktı.

allen ginsberg öldüğünde “beat” kuşağının, hippilerin, 68 kuşağının, kısacası savaş sonrası kuşakların bir babası öldü. yıl 1997’ydi. fazla gürültü kopmadı.

yıldırım türker