bilgi insanı

Görüşmelerimiz sırasında don Juan tutarlı bir biçimde “bilgi insanı” sözcüklerini kullanıyor ya da bu kavrama göndermeler yapıyordu. Ama bununla ne demek istediğini hiç açıklamamıştı. Bunu ona sordum.

  “Bilgi insanı, öğrenimin zorluklarına katlanmayı göze almış bir kimsedir” diye yanıtladı. “Acele etmeden, bocalamadan, güç ve bilgi gizlerinin sökülmesi, çözülmesi yolunda gidebileceği son aşamaya varmış olan bir kişidir.”

  “Her isteyen bilgi insanı olabilir mi?”

  “Hayır, herkes olamaz.”

  “Bilgi insanı olmak için ne yapmak gerek öyleyse?”

  “Dört doğal düşmanına meydan okuyup onları yenmelidir.”

  “O dört düşmanını yenen bir kimse bilgi insanı olur mu?”

  “Evet. Anca, dört düşmanın her birini yenebilen insana bilgi insanı denir.”

  “Bu düşmanları yenen herkes bilgi insanı olur mu?”

  “Hepsini yenen herkes bilgi insanı olur.”

  “Bu düşmanlarla savaşıma geçmeden önce yapılması gereken başka şeyler yok mudur?”

  “Yoktur. Her isteyen, bilgi insanı olmayı deneyebilir ama çok azı gerçekten başarır bu işi-doğal bir şey bu. Bilgi insanı olma yolunda karşılaşılan düşmanlar gerçekten korkunç şeylerdir; çoğu insan yenik düşer onlara.”

  “Nasıl düşmanlar bunlar, don Juan?”

  Düşmanlar konusunda konuşmak istemedi.

(…)

Bir süre, ikircimli bekledi; sonra konuşmaya başladı:

“Bir insan öğrenmeye başlayınca, amaçlarının neler olduğunu kesin olarak bilmez. Başka bir niyeti vardır, amaçları belirgin değildir. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ödüller ummaktadır. Çünkü öğrenmenin zorluklarını bilmiyordur henüz.

  “Yavaş yavaş öğrenmeye başlar-önceleri azar azar, sonra da büyük parçalar halinde… Çok geçmeden düşünceleri çatışır. Öğrendiği şey, umduğu, düşlediği gibi çıkmamıştır. Bu durum, onu korkutur. Öğrenim, hiç de beklenilen gibi olmamıştır. Öğrenimin her adımı yepyeni görevler yükler insana; kişinin korkuları acımasızca birikirler, baş kaldırırlar. Bir savaş alanına döner yaşamı.

  “İşte, doğal düşmanların birincisiyle böyle karşılaşılır: Korkuyla! Yenmesi güç, hain, korkunç bir düşmandır korku. Bütün yol boyunca saklanır, ummadığın yerlerde sinsi sinsi bekler seni. Eğer, onu karşında gördüğün zaman, kaçmaya başlarsan, unut artık bilgiye falan ulaşmayı…”

  “Korkup kaçan kimseye ne olur?”

  “Bir şey olmaz. Ama öğrenemez bir daha… Korkusunu göğüslemesi, korkusuna karşın öğrenme yolunda bir adım daha ilerlemeyi göze alması gerekir. Bir adım daha, bir adım daha. Korkuyla dolmalı… Evet! Ama korksa da ilerlemeyi sürdürmeli, durmamalı. Bu işin yöntemi böyledir! Bu birinci düşmanın pes edeceği bir an gelecektir. İnsana güven duygusu gelir. Niyeti daha da güçlenir. Öğrenmeyi öyle korkutucu bir şey gibi görmez artık.

  “Bu sevinçli an gelince, birinci doğal düşmanını yendiğini çok iyi bilir insan.”

  “Hemen mi olur bu, don Juan, yoksa azar azar mı?”

  “Azar azar olur, ama korkunun kaybolması çabucak olur. Birdenbire olur.”

  “Ama yeni şeyler gelirse başına, gene korkmaz mı insan?”

  “Hayır. Korkusunu bir kez yitirmeyegörsün insan, artık bütün yaşamında korku nedir bilmez. Korkunun yerini zihin berraklığı alır-korkuyu silen bir zihin berraklığı. Artık, o kimse ne istediğini biliyordur; o isteklerini nasıl doyuracağını da biliyordur. Yeni öğrenimleri kazanmak için adımlarını nasıl atması gerektiğini sezer; her şey apaçık çıkmıştır ortaya. Artık hiçbir şey saklı değildir bu insandan.

  “Bu da ikinci düşmanın karşısına çıkarır onu: Berraklık! Ulaşılması o denli zor olan zihin berraklığı korkuyu kovar, ama kör eder insanı aynı zamanda.

  “İnsanın kendisinden kuşku duymamasına yol açar; istediği şeyi yapabileceği inancını verir ona. Çünkü o kişi artık her şeyi apaçık görebilmektedir. Berraklığın yüreklendirdiği kişi, bir türlü durmak bilmez. Ama büyük bir hata yapmaktadır. Bu işin bir eksik yanı vardır. İnsan kendini bu sözde güce bırakırsa, ikinci düşmanına boyun eğmiş sayılır. Ve öğrenme diye bir şey kalmaz. Sabırlı olması gereken yerlerde aceleci olacak ya da acele edilmesi gereken yerlerde sabırlı olmayı seçecektir. Zaman gelecek, artık yeni bir şey öğrenmek yetisini yitirecektir.”

  “Bu tür bir yenilgiye uğrayan kimseye ne olur, don Juan? Ölür mü?”

  “Hayır, ölmez. İkinci düşmanı bu insanın bilgi insanı olma çabasını kösteklemiştir; artık bu insan, bilgi insanı olmayı istemek yerine, devingen, kıvrak bir savaşçı olmayı yeğleyebilir… Ya da soytarı olmayı. Ne var ki, kendisine pek pahalıya mal olan o berraklık hiçbir vakit karanlığa ve korkuya dönüşmeyecektir. Yaşamı boyunca her şeyi açıkça görecektir; ama yeni bir şey öğrenemeyecek, öğrenme özlemi çekmeyecektir.”

  “Ama yenilmemek için yapabileceği bir şey yok mudur?”

  “Korkuyu nasıl aşmışsa yine öyle yapmalıdır; berraklığa meydan okumalıdır. Elde ettiği berraklığı, önünü daha iyi görüp yeni adımlarını ona göre atmak için kullanmalıdır. En önemlisi de, berraklığının, bir yanlışlık sonucu ortaya çıktığını düşünmelidir. Ve öyle bir an gelecektir ki bu berraklığın, gözleri önündeki bir noktadan başka bir şey olmadığını anlayacaktır. Böylece ikinci düşmanını da yenmiş olacaktır; artık hiçbir şeyin ona zarar veremeyeceği bir yere ulaşacaktır. Bu, bir hata olmayacaktır. Bu, gerçek bir güç olacaktır.

  “Bu yere ulaşınca, ardından koştuğu güce sonunda kavuştuğunu bilecektir ne isterse yapar artık bu güçle. Dostu, onun buyruğundadır artık. Ne isterse yasa odur. Çevresinde ne varsa görmektedir. Ne var ki, üçüncü düşman dikiliverir karşısına: Güç!

  “Düşmanların en güçlüsüdür güç. En doğal şey, ona boyun eğmektir. Öyle ya, o kimsenin buyruğunda değil midir güç!? Buyurur; kimi sakıncaları göze ala ala kendi yasalarını kendi yapar. Çünkü buyruk ondadır.

  “Bu durumdaki birisi yaklaşmakta olan üçüncü düşmanın farkına varmaz. Bir bakmışsın, birdenbire, haberi bile olmadan yitirivermiş savaşımı. Düşmanı onu, kıyıcı, tutarsız bir insan haline getirivermiş…”

  “Gücünü yitirir mi?”

  “Hayır, berraklığını da gücünü de hiçbir vakit yitirmez.”

  “Bilgi insanından farkı nedir, öyleyse?”

  “Kendi gücüne yenilen bir kimse, onu doğru dürüst yönlendiremeden ölür gider. Yazgısının üstüne yük gibi biner gücü. Böyle birisi kendini yönetemez ve bilmez gücünü ne zaman ya da nasıl kullanması gerektiğini.”

  “Bu düşmanlardan birine yenilirsen, bu kesin bir yenilgi mi demektir?”

  “Evet, kesin bir yenilgi olur bu. Bu düşmanlardan biri insanı yenmeyegörsün, artık yapacak bir şey kalmaz.”

  “Örneğin, güce yenilen bir insan yanlışını görerek durumunu düzeltebilir mi?”

  “Düzeltemez. Bir yenilmeyegörsün, işi bitmiştir artık.”

  “Ya geçiciyse güce aldanması; ya gücü teperse zamanında?”

  “Savaşım sürüyor sayılır o halde. Hala bilgi insanı olmaya çalışıyor demektir bu. Artık hiç çabalamıyorsa, kendini koyuverirse yenilmiş olur bir kimse ancak.”

  “Ama don Juan, bir insan yıllarca korkuya yenik düşebilir ve sonunda korkusunu yenebilir.”

  “Hayır, doğru değildir bu. Korkuya kapılırsan, korkuyu yenemezsin; çünkü öğrenmekten ürküyorsundur ve öğrenmek için çaba göstermiyorsundur. Ama korkusunun içinde yıllar boyunca sürdürürse öğrenme çabasını, ola ki korkusunu yenebilir. Çünkü kendini korkuya bütünüyle bırakmamıştır.”

  “Üçüncü düşmanı nasıl yeneriz, don Juan?”

  “Ona karşı çıkarak. Bile bile… Kendimizin gibi görünen gücün, gerçekten kendimizin olmadığını kavrayarak… Bütün öğrendiklerimizi dikkatle ve inançla kullanarak, sürekli olarak sınırlarımızı zorlamayarak… Kendimizi denetleme durumunda, berraklığın ve gücün hatalardan da kötü olduğunu görebilirsek, her şeyi denetimimiz altında bulundurduğumuz bir noktaya erişebiliriz. İşte o noktada gücümüzü nasıl ve ne zaman kullanabileceğimizi biliriz. Üçüncü düşmanı böylece yenmiş oluruz.

   “Bu da insanı öğrenim yolculuğunun sonuna getirir. Bir de ne görsün! Sonuncu düşman karşına dikilmiş durmaktadır: Yaşlılık! Düşmanların en acımasızıdır bu. Hiçbir zaman bütünüyle yenemeyeceğimiz düşman… Sürekli olarak savaşıp uzak tutmaya çalışmaktan başka yapılacak bir şey yoktur.

  “İşte bu dönemde insan hiçbir şeyden korkmaz; zihni berraktır, sabırsız değildir-bütün güçleri denetimi altındadır. Ne var ki, bu dönem aynı zamanda direngen bir dinlenme arzusunun ortaya çıktığı bir dönemdir. Bir yere uzanmak, unutmak isteğine bırakırsa kendini; yorulur yorulmaz sürdürdüğü çabayı bırakırsa, son raundu kaybetmiş olur. Titrek, yaşlı bir yaratık haline sokuverir düşmanı. Çekilme arzusu, tüm berraklığını, gücünü ve bilgisini bastırır.

  “Ama insan silkinir de yorgunluğundan sıyrılır, yazgısının gerektirdiği yaşamı sürdürürse, bu son yenilmez düşmanıyla savaşımda bir an dahi olsa başarılı olursa, işte o zaman bilgi insanı olmuş demektir. Berraklığın, gücün ve bilginin egemen olduğu bu an, yeterlidir onun için.”

Don Juan’ın Öğretileri- Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi, Carlos Castaneda, Çeviren: Nevzat Erkmen, Söz Yayın


Not: Don Juan’ın Öğretileri kitabından alıntıdır. Metinde geçen ‘adam’ kelimesi tarafımdan ‘insan’ kelimesiyle değiştirilmiştir.

dall-e

ülke insanlarının büyük kısmı saçma sapan gündemler ve siyasetçiler peşinde vakit kaybetmeye devam ederken, dünyanın çeşitli bölgelerinde yapay zeka üzerine enteresan çalışmalar yapılmaya devam ediyor. bunlardan biri de DALL-E adı verilen yeni eğitilmiş bir sinir ağı – siz bir metin sağlıyorsunuz ve sonuç olarak kendisi bir imaj yaratıyor.

pek tabii açıklama çok bir şey ifade etmiyor ama yazının görselinde kullandığımız imajların “avokado şeklindeki bir koltuk” talebi üzerine yapay zeka tarafından saniyeler içerisinde üretildiği gerçeği mevcut.

ayrıntılar, diğer örnekler ve detaylar için ilgili sayfaya uzanabilir, bu teknolojinin yakın zamanda neleri düşünebileceğini hayal edebilir ve bir parçası olmaya çalışabilir ya da regl tartışmasına katılabilirsiniz.

DALL·E: Creating Images from Text (openai.com)

sinen adak dalları

gelmeyecek olsalar da 
düşleri var
zamanımızın sayıkladığı
zamanın ayıkladığı
ayık ve kıyak çocukları 
bu coğrafyanın  
ofların ve ohların birliği çocuklar
isteyerek bilerek
gittiler
gelirler mi dersin
dersin ne senin

gevende – şeker

şimdi bak bi tane kuuukla gibi bööööyle bi böcek var,
böööle altı bacaklı bööle.
sonra bak onlar bizim evde var, delik gibi bi yerde, orda var
bigün bigün onları temizlemekten canım çıktı
aay bigözel temizlicem, sonra temizliyorum yene geliyolar biz uyurken sonra yene geliolar yene ağ kuruolar, yene temizlemem gerekiyo. ama ben bazen temizlemiyorum çünkü gömüyorum.
altı bacaklı böcek,
ya üç orda üç burda, hırsız gibi.
yani öyle bi şey ki duvara tırmanıyolar duv duv duv böyle her yere ağ yapıyo ama ben görmüyorum çünkü onlar minik a yapıyo.
evet, sonra sonra geliyolar geliyolar geliyolar geliyolar geliyorlar sonra çiçeğim var benim çiçeğimin kafasına gitmiş olabilirler, onun onun biyerini kanatmış olabililer, ama kanarsa ben görürüm, her şeyi görer, benim gözüm her şeyi görer kocaman gözlerim var.
ama şaka yapıyorum ben komik şeyler söylüyor muşum ben çok komiğimdir. sonra bak sana komik şeyler yapcam. şimdi sonra…

alain badiou – sonlu ve sonsuz

hiç kuşkusuz, “salona bir sıfır girdi” demek şiirsel, hayal bir şeydir. tiyatroda bir kişiyi kesinlikle bir sıfır kıyafetine büründürebiliriz. tiyatronun çekici ve muhteşem olmasının sebebi budur. orada, böyle bir şey hayatta var olmasa bile, kılıç düellosuna tutuşan bir sıfırla bir dördü temsil edebiliriz: sıfır kostümü, dört kostümü tasarlarsınız, onlara kılıç dövüşü yaptırırsınız ve herkes sıfırla dördün düellosuna katılır. tiyatronun sihri matematiğin soyut bir meselesini, karakterlerin bir meselesi haline dönüştürmeye yarar. her şeye değinip, her şeyi dönüştürebilir, tiyatroyu bir kenara bırakamamamızın nedeni budur. matematiği es geçmemeliyiz, ama tiyatrodan da vazgeçmemeliyiz.

beni en çok mutlu eden kitaplar çok fazla uzatmayan ama yeterince derine daldırıp gerekli soruları sordurabilenler. bunu yaparken de baskısına ve tipografisine ayrı özen gösterenler ise bonus oluyor. sonlu ve sonsuz bunlardan biri. alain badiou ise daha önce pek çok kez paylaştığımız ve güzel insanlardan. yani karşınızda kesinlikle tavsiye ettiğimiz bir eser var. “sonlunun sevincine ve sonsuzun gücüne sahip olursak, mutluluğa kavuşacağımıza inanıyorum” denmiş. mutluluk bütün sonlu ve sonsuzluğuyla sizin olsun.

alain badiou – sonlu ve sonsuz
alain badiou
türkçesi: murat erşen
Monokl
2017, 61 sayfa

Ve Perde / Haldun Taner

İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk belgesel yapımı olan Ve Perde!’de, Haldun Taner’in yaşamından kesitler; kitaplarından, gazete yazılarından ve oyunlarından bölümler yer alıyor. Sanatçının Dün Bugün, Keşanlı Ali, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım gibi yapıtlarından seçilen bölümler, tiyatro sanatçılarının performanslarıyla belgeselde yeniden hayat buluyor. Belgesel, Haldun Taner’i tanımak, Türkiye tiyatrosuna damgasını vurmuş bu ismi anlamak için önemli bir fırsat sunuyor.

IKSV güzel işler yapmaya devam ediyor, biz de mümkün mertebe desteğimizi sürdürüyoruz. Haldun Taner gibi bir güzelliği, daha yakından tanımak için içinizi ısıtıp sizi gülümsetecek bir güzellik karşınızda. Umarım sizi de yerinizden kaldırıp bir şeyler yapmanız için gerekli motivasyonu sağlar. kendisinin de dediği gibi – izleyiniz;

“Asık suratlılar, kara ruhlular, buluttan nem kapanlar, burunlarından kıl aldırmayanlar, kendilerini beğenmişler, dediğim dedikçiler, sinamekiler, kasıklar, manyaklar, yavanlar, densizler sakın bize gelmesinler. Bir yerleri incinir. Rahatsız olurlar.”