Menü Kapat

2 sayfa içinden 392

Hepimiz çukurdayız

Canı sıkılıyordu köpeğin sırf doğdu diye yaşıyor,aynı benim gibi (s.9)

İnsan günlük yaşantısını tamamen  alışkanlıklar ile tamamlıyor. Bunun dışında hayatı ve anlamı kavramadan sürdürüp ölüp gidiyor. Platonov  hikayesi Sovyet Rusya’da geçse de bize sadece bir ideoloji altında yaşayan insanların bu eğilimde olduğunu göstermiyor aynı zamanda bizim şu an yaşadığımız dünyaya da ışık tutması bakımından önemli. Kapitalizmin görünmez ideolojisi altında biz de aynı şekilde yaşıyoruz. Farklı olarak hayatın anlamını isteyen insanlar totaliter rejimlerde olduğu gibi fiziki cezalandırmalara maruz kalmayıp toplumdan dışlanıyor. Bizler anlamını bilmeden çalışmaya, şükür etmeye, iyi bir vatandaş olmaya, ortak duyguları taşımaya zorlanıyoruz, hatta eğlenmeye bile. Çukur biz hayatı kavramak dışında yaptığımız diğer dünyevi eylemlerin toplamı aslında, ancak biz hayatın anlamını kavramak yerine çukura odaklanmış durumdayız. Bir anlamda çukura düşmüşüz. Hepimiz bu çukurdayız. Kimimiz kenarında, kimimiz tam ortasında. Çukur bizim için güvenli çünkü düşüncenin lanetinden koruyor. Zamansa hepimiz için işliyor.

1930 yılında tamamlanan bu kitap kendi ülkesinde ancak 1987 de yayımlanabiliyor. Kitaptan birkaç alıntı;

– Kuyrukta olmaktan korkuyorsunuz. Kuyruk uçtur, o yüzden omuzlarına binmişsiniz.

– Fikir yoksa insanların eylemleri anlamsızdır.

– Yeryüzünde her ne varsa bir şey anlamadan yaşayıp sabrediyor.

– Yapılar çoğaldıkça insanlar yaşadıklarını daha az hissediyor olmasın sakın?

– İnsan evi kurar- kendi yıkılıverir.

– Mutluluk nasılsa tarihsel olarak gelecek

– Ben de geziniyorum,uyuyamıyorum bir türlü. Birini kaybetmişim de bir türlü rastlayamıyormuşum gibi geliyor…

– Bizim haberimiz yok yoldaş Ciklin. Biz kendimiz de yanlışlıkla yaşıyoruz.

– Artık yaradılışın büyüsünü duyamıyorum. Ben tanrısız kaldım tanrı da insansız…

çirozname

beyaz kocaman bir duvar – çıplak mı çıplak
üzerinde bir merdiven – yüksek mi yüksek
duvar dibinde bir çiroz – kuru mu kuru

bir herif geldi elleri – kirli mi kirli
tutmuş bir çekiç bir çivi – sivri mi sivri
bir büyük yumak da sicim – zorlu mu zorlu

çıktı merdivene derken – yüksek mi yüksek
mıhladı sivri çiviyi – tak tak da tak tak
duvarın taa tepesine – çıplak mı çıplak

attı çekici elinden – düş allahım düş
taktı çiviye sicimi – uzun mu uzun
astı ucuna çirozu – kuru mu kuru

indi mervidenden tekrar – tıkır da tıkır
sırtında çekiç merdiven – ağır mı ağır
çekti gitti başka yere – uzak mı uzak

o gün bugündür çirozcuk -kuru mu kuru
mezkur cismin ucunda – uzun mu uzun
nazikçe sallanır durur – durur mu durur

ben bu hikayeyi düzdüm – basit mi basit
kudursun bazı adamlar – ciddi mi ciddi
ve gülsün diye çocuklar – küçük mü küçük.

charles cros
fransa, 1842-1888
çeviren: orhan veli kanık

HETA-UMA

1970’lerin hippie sonrası, punk öncesi Japonya’sında sanatçı Yumura Teruhiko tarafından el yapımı, ham grafik tarzını izah etmek için ortaya atılan bir kavram ‘heta-uma’. Dilimize tercüme edecek olursak ‘beceriksiz ama yetenekli’ veya ‘berbat ama aslında iyi’ gibi tuhaf bir anlama geliyor. Muhteşem sanat kaygısı taşımayan ‘heta-uma’ için Pop Brut Sanatı diyebiliriz. Bu ekolün okuyucuyla buluştuğu en önemli manga dergisi olan Garo, 1964 yılında yayın hayatına başladığında çok seviliyor ve ilerleyen senelerde 80.000 gibi rekor rakamlarda satışa erişiyor. Nemoto Takashi’nin ‘ero-guro’ erotik groteski veya Shiriagari Kotobuki’nin Zen absurdizmi gibi çizgi romancılar zamanla kendi tarzlarını yaratıyorlar. Böylece teknik olarak zayıf olsa bile kendini ifade edecek cesarete ve güce sahip sanatçı ruhlar için yeni bir kapı aralanıyor.

Aradan kırk sene sonra 2014 yılında, Fransız baskı resim militanı Pakito Bolino ve Le Dernier Cri ekibi, Marsilya’da yetmişlerden günümüze Japonya’dan üç farklı jenerasyonu, kırka yakın Japon sanatçıyı bir araya getirerek, MANGARO / HETA-UMA başlıklı, iki farklı mekanda sergilenen baş döndürücü bir sergi gerçekleştiriyor; bizler de dosya kapsamında yaptığımız seçkide az çok bu kriteri göz önünde bulundurduk.

Aşağıdaki arkadaşları takip etmeye başlayabilirsiniz;

MOD 083 – 20180703

Tüket
Satın al
Çalış
Kazan

Tüket
Tüket
Tüket

Çalış
Kazan
Tüket
Adam ol

Tüket
Tüket
Satın al

Kazan
Tüket
Adam ol

Tüket
Tüket

Çalış
Kazan
Tüket
Adam ol

01. Beach House – Dive
02. Beach House – Lemon Glow
03. Geneva Jacuzzi – Love Caboose
04. Red Rice – Insatiable
05. The Knife – Pass This On
06. In Hoodies – Coo Coo
07. In Hoodies – Coo Coo (Iskeletor Rework)
08. Saska – Debet
09. Tunç Çakır – The End
10. Can Tan – R-epty
11. Art Diktatör – Peri Kızı
12. Art Diktatör – Zehir
13. Ağaçkakan – Dünyadan Şüpheliyim
14. Toz ve Toz – Bahçelerde

rüzgar

Rüzgârın şiddeti çeşitlilik gösterir ve şiddeti değiştikçe sesi de değişir. Yüksek ya da alçak sesle inleyebilir ya da sızlanabilir; çıkaramayacağı çok az ses vardır. Böylece, diğer doğal fenomenler hayatiyetlerini kaybettikten çok sonra bile, canlı bir şey olarak insanları etkiler. Sesinden başka, rüzgârın en çarpıcı özelliği yönüdür; rüzgâra adını verebilmek için hangi yönden estiğini bilmek gerekir. İnsan bütünüyle havayla çevrili olduğundan, rüzgârdan aldığı darbeler kendine özgü bir biçimde fiziksel bir şey olarak hissedilir. İnsan kendini bütünüyle rüzgârın içinde hisseder; rüzgâr her şeyi kendine toplar ve fırtınada ele geçirdiği her şeyi beraberinde sürükler.

Rüzgâr gözle görülemez; ama bulutlarda, dalgalarda, yapraklarda çimenlerde neden olduğu hareket, çoğulluğunu görünür kılar. Vedalar’ın ilahilerinde fırtına tanrıları ya da Marutlar her zaman çoğul olarak görünürler.

Sayılan üç kere yedi ya da üç kere altı olarak ifade edilir… Yaşlan aynı olan erkek kardeşlerdir, doğum yerleri ve evleri aynıdır… Marutlann çıkardığı ses gök gürültüsü ve rüzgârlann kükremesidir. Dağların sarsılmasına, ağaçların sallanmasına neden olurlar ve vahşi filler gibi ormanları yiyip yutarlar. Sıklıkla ‘şarkıcı’ olarak adlandırılırlar; rüzgârın şarkı söylemesi. Aslanlar gibi kudretli, saldırgan ve korkunçturlar; ama aynı zamanda çocuklar ya da danalar gibi oyuncudurlar da.

Rüzgârla nefesin çok eskilere dayanan özdeşliği rüzgârın ne denli yoğun hissedildiğinin kanıtıdır; rüzgârda nefesin yoğunluğu vardır. Öte yandan gözle görülemez oluşu görünmez kitleleri ve elbette ruhları temsil etmesini sağlar. Görünmez kitleler fırtına gibi, vahşi bir kalabalık gibi kükreyerek gelir; ya da Eskimo Şamanı’nın aktardığı düşündeki gibi kaçış halinde ruhlardır.

Bayraklar görünür kılınmış rüzgârdır. Bayraklar bulutlardan kesilmiş, onlardan daha yakın, renkleri daha çeşitli, göndere çekilmiş ve sabit bir şekil verilmiş parçalar gibidir. Sallanırlarken gerçekten alımlıdırlar. Uluslar bayrakları, sanki rüzgâr parçalara ayrılabilirmiş gibi, üstlerindeki havanın kendilerine ait olduğunu işaretlemek için kullanırlar.

elias canetti

MOD 081 – 20180619

Değişik insanlara onların çeşitle anlarına ve ruh hallerine – modlarına uygun bir diğer programla, haftanın MOD’u ile tekrar karşınızdayız. Umut da denen pozitif gücün inceden daha ağır bastığı bir periyodun resmi.

Fransa üzerinden Forever Pavot ile başlıyor yayın, hemen ardından da bir çeyreklik, yani Herbie Hancock’tan harika “Chameleon”… Ülkeden Palmiyeler, Dahakara ve Sami Baha gibi isimlerin son uzunçalarlarından örnekler var programda. Bir Türkiye FM radyoları ilk çalımı durumunu da vurgulamak isterim. Yeni iki şarkısıyla Elz and The Cult grubu bu özel durumun sorumlusu.

MOD 081 Alman ikili Tarwater ve Jaga Jazzist’ten hatırlayacağınız Lars Horntveth ile de son buluyor.

İyi dinlemeler

01. Forever Pavot – La soupe à la grolle
02. Forever Pavot – Le beefteak
03. Herbie Hancock – Chameleon
04. Palmiyeler – Akdeniz
05. Dahakara – Broken Tower
06. Elz And The Cult – Reflect Your Pain
07. Elz And The Cult – She Was Misunderstood
08. Sami Baha – When the Sun’s Gone (feat. Yung Lean)
09. Tarwater – Noon
10. Lars Horntveth – 1. Lesson In Violin

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.