YUVARLAK

etrafında eller, hisler, ayaklar, zihinler; hangisi katil, hangisi ressam, yasadışı?bedeni toprağa çok yakın, çimin kokusunu duyuyor, donakalmış bir pişmanlığı eritiyor, başına taş düşmesini bekliyor, ağaçların arasında dönüşüyor. sık sık, kısa kısa, kafasını sallayarak, beynini kaynatarak, canındaki yangında kaybolarak; uzanıyor parkta. herkese olması gerektiği kadar uzakta. çimler ellerini kelepçeledi.çok eski bir korsan torunu belki, belki küsmüş

1457 ankara

dziga vertov’un kameralı adam (1929) filminde bir şehrin tasvirindeki amaç, şehirdeki o an’ı olduğu gibi göstermekti. eğer sovyet devrimi sonrası şehirde bir dönüşüm varsa bu dönüşümün görsel karşılığını arayan vertov, şehirdeki an’larının görsel anlamını kurguda yaratmaktaydı. böyle bir görsel takibi herhangi bir şehirde yürüttüğümüzde, o şehirde o döneme hakim olan görsel kodların sosyal ve politik

V: Düşbilmek

“Bu Kalem Bukalemun”un yayını gecikince, Gergedan için hazırladığım “Düş/ünce” dosyasına (biraz da Metin Özek’in yetiştiremediği yazıdan doğan boşluğu doldurmak amacıyla) “Argın Düşler”den dördünü koymuş, onlar için birer derkenar notu kaleme almıştım – nedense unutulduydular, sayfa düzeni kotarılırken: Yazar, “İki/z”in eşiğinde, çift sorununa bakıyor: Kendimi düşlediğimi düşlerken mi, çekilmiş bu fotoğraf? Enis, Enis’i kıskanıp ihbar ediyor,

Dağlara Tutunsun Ellerin

I. Dağların kayalarına tutunsun ellerinSıcaktan yüzün yanarkenTaşın soğukluğunu hisset ellerinde,Baharken oturduğun yerSırtını dayadığın ağaç yapraklarıyla gülerSen hâlâ zirvelerde erimemiş karları izlerken,Çünkü şimdi herkes dağın ardındakileriMerak ediyor,Çünkü biliyorlarDağın ardının sırrıDağın ardındakilerin yaşamında gizlidir. II. ÇünküCümleler düşüyordu dağlarıma,Her mısra onların günlerine sarılıyorduÇünkü bir hozandı Serhad bu türküdeAkan bu suların, derelerinEsen bu rüzgarlarınSuskunluğunu bilmezsin, karanlığını da,Bir fırtına kaplar;Bir

adnan dura – piri

Derin deniz uykusunda bir deniz adamının öyküsü Ahtapotu andıran bu adam, denizin derinliklerinde ulaşabildiği sayısız bucağı kendine yuva edinir, formları tanımlanamayan bu yuvalarını her ne pahasına olursa olsun savunurmuş. Kıvrak yöntemleriyle denizin diplerindeki her türlü savaşın üstesinden gelebilirmiş bu adam. Bedenindeki şahsına münhasır, envai çeşit deseniyle yetinmez: denizin dikkatini daha çok çekebilmek için yenilenir de

lahitteki baykuş

Başka biri olmak istemiyorum. ….. Hayatımdaki durumlar gibi kendimle olan ilişkimin de değişeceğini, evrimleşeceğini, büyüyeceğini, iyileşeceğini ve hatta bazen bozulacağını kendime hatırlatmak zorunda kaldım ve bu bir sorun değil. Çünkü bu; insan olmak, canlı olmak demek. Dönüşüm hayat boyu devam eden bir süreç. İsteseniz de istemeseniz de dönüşeceksiniz. O yüzden bu dönüşümle; birbirimizi desteklemek, kendimizi