Ben mutlu olmak istemiyorum. Günümüzde mutluluğun bedeli, zihinsel kölelik. Bunu kabul etmiyorum. Düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına rağmen, zihnimizin henüz ele geçirilememiş versiyonu olan bedensel köleliği, mutluluğa yeğliyorum. Bir makinaya dönüştürülememiş kölelerin özünde, direnen benlikleri yatar. Direndikleri sürece yok edilmezler. Aksine, hür iradenle teslim olmanı beklerler. Körü körüne bir beklenti olmadığı da aşikar. Altyapısının sağlam olduğunun en büyük kanıtı ise, içinde bulunduğumuz düzenin dayattığı; bedenler üzerinde hüküm sürme yetileridir. Fakat bu yetmez. Hükmetmek, bedenler üzerindeki bu hakimiyetin getireceği sonuçlarla; darmadağın olan zihinler ve bozulan psikolojilerle, oynanıp yeniden biçimlendirilmiş ve bir araya getirilmiş makinalar yaratabilmekle olur.

İşte bu dirençli benlikler sayesinde işlemeye devam eden düzen, böylelikle hala asıl amacına ulaşamamış durumda. Biz parazitler, kusursuzlaşmasını baltalayan biricik hedefleriyiz mekanizmanın. Ancak, her zaman yenilgiye uğrayacak olan bu azınlık, hiçbir zaman hedeflerine ulaştıramayacak olan yegane yeniklerdir.

Dönüşümü iki evreden oluşan kronik vakanın tam ortasındayken, ben iyileşmemeyi seçiyorum. Fişi çekip hasta kalmayı, bu hastalığı yaymayı ve mümkünse arındırılamamasını istiyorum. Çünkü konulan teşhiş, iyileştirmenin iyi bir yol olmadığını gösteriyor. Getireceği mutluluğa fakat kimliksizliğe, teslim oluşa kıyasla; virüsle yaşamak ve bunu bulaştırmak, beni ben yapan ögeleri kaybetmememi sağlayacak olan paradigmalar olarak kalacaklar.

Akıllı olmak istiyorsan özünden geçmelisin. Bu nedenle ”aklını başına topla” diyenler, yitirilmiş ruhlardır her zaman. Onlar senin yaptığını delilik olarak görürler, nitekim öyledir de. Bütünselliğe karşı bireysellikte diretmek, deliliğin ta kendisidir. Bedensel bir köleliği; zihinsel bir özgürlüğü seçmektir. Ayak uydurarak bildiğini okuyabilmenin, tek seçeneğin olduğu haldir. Mutsuzluk, ama el değmemişlik; saflık, bakireliktir. Başat olan özgürlükse, kölelik kaçınılmazdır.