Brainard’ın hafızası-2

Anti-militarist yaklaşımlarıyla, boktan odalarının sanrılı köşelerinde, cılız ışığın altıda yarım gözlerle bunalımlarını arşınlayanları hatırlıyorum.

Türk ot tezgâhını yaşamının her saniyesinde kusarcasına protesto edenleri…

Amfetaminin burun sızlatan cehenneminde kafalarında ışık yakanları ve zihninde kuş besleyip umutsuzca ölümünü bekleyenleri…

İntiharın gayri-meşru çocuğu olup babasını ruh kerhanelerinde arayanları…

İkinci el bir fahişeden satın aldığı ikinci el bir kitaplığın üzerindeki alt-kültür romanlarını…

Çirkin ve izinsiz sokaklarda cinsel kimliklerin, kahkaha ve edebiyat tükürüklerinde boğduğu sanatsal zevkin boşaldığı kanalizasyon borularını…

Alt-kültürün siyah koridorlarında psikospiritüel sik emicilerini…

Dalavereyle eroin sızdırmaya çalışan mor benliklerin depresyon sızıntılarını…

Metafizik ayinlerin sanrılı zihinlere enjekte ettiği şeytan kaosu imgelemini…

Post-mortem fotoğraflarda bilinçdışı zevkin içinde menilere boğulmuş olan oğlan çocuklarını…

Fotoğraf stüdyolarının karanlık odalarında figüran simülasyonlara tecavüz eden uyuşmuş benlikleri…

‘’Mike leigh’’ karamsar sinemasının siyah köşelerinde başlarını delirircesine duvara vurup parçalayan sinema öğrencilerini…

Psikanalisttik semptomlarını kafaları yeme derecesinde öğürtüyle tuvalete boşaltanları…

Yalnızlık simülasyonuyla sıcak odaların sıcak perdesini örümcek hızıyla arşınlayanları…

Birinci kalite saf bunalımlarını seyreltmeden burundan çekenleri…

İkinci kalite mavi bunalımlarını nefesleri tıkanırcasına soluyanları…

Bir miktar uyarıcıyla telefon kablosuna kendilerini asanları ve ölemeyip hayatları boyunca aptal aşklarıyla vajina okşayanları…

Ölüm döşeğinde bile ölemeyenleri…

Tarihin av tüfeği dramalarında,

27 yaş sendromlarında,

Rock’n roll kapsülü büyük leş salonlarında,

Saf aklın Cılız ışığıyla melankoli cafelerinde,

Televizyon karşısında,

‘’Blake’’ şiirlerinde,

Yage kafasıyla tanrının zihnine girip onu delirtenlerde,

Şırınga içerisinde tükenen ruhların gölge-robotlarla tekrar topluma kazandırılması sonucu kurtuluşun imkânsızlığında Umutsuzluğu yakaranları hatırlıyorum.

Dini ritüellerde şeytanın mağarada yakalanıp en sonunda Türk hakimleri tarafında serbest bırakılmasını…

Rapunzel’in şatodan kaçması sonucu aranırken küçük bir limon ağacı altında ölü bulunmasını…

Zamanın akrep sokması sonucu büyük bir limon ağacı altında ölü bulunmasını…

Yüzünde bir alay hamile kadına düşük yaptırabilecek çocukların ihtiyar gülümsemelerini…

Alt-kültür romanların, nesnelerle kurduğu cinsel ilişkiden galip gelmesini…

Psikotik hastalıkların TV kumandası üzerindeki numaralara tecavüzü sonrasında:

  • Manik depresyon
  • Şizofreni
  • Depersonalizasyon bozukluğu
  • Obsesif-kompülsif bozukluk
  • Pesimizim
  • Majör depresyon
  • Bipolar bozukluk
  • Anksiyete
  • Panik atak

ve

Post-travmatik bozuklukların insan benliklerin-de yerini almasını…

Cılız saksafon sololarında zenci kadınların ruhunun melodilere hapsedilmesini…

Hastanelerin gri koridorlarını…

Eğitim yuvalarının travmatik koridorlarını…

Rüyaların kırmızı ve mor koridorlarında delirttikleri hücresel devinimleri…

Ve gün içinde her canlının ölümü için aldığım

.

.

86400 nefesi

Ve

Delilik öykülerimi

hatırlıyorum.