OTOMATİZME AĞIT-3

Duygularına başlık atıp zihinlerinin içerisinde delirircesine zuhur eden düşüncelerin esrik ve amorf meselelerini görebiliyorum.

Zeus’un tapınaklarındaki metafizik melekleri arayan kapkara rahibelerin organlarında biriken ekşimiş suyu görebiliyorum.

Ve onun içerisinde boğulan vaftiz bebeklerin karanlıklarını,

Jim Morrison’un Dynonsos aydınlığının nefretlerini,

Histeri nöbetleriyle solgun sarı ışığın tinlerinde vızıldayan arı kuşunun paranoid şizofrenik çığlıklarını,

Her sabah koyu kahve bardağının içinde düş kuran öykü yazarının dramatik intihar notlarını,

Allen Ginsberg’in Amerika’sını,

Büyük İskender’in Makedonya’sını,

Küçük İskender’in Türkiye’sini,

Julius Caesar’ın Romasını

Ve Platon’un mağarasını görebiliyorum.

Köşegen düşünceleriyle esrik bir biçimde, odasının karanlığında siklerini pantolonun üzerinde sıvazlayan akademisyenlerin sanatsal dramalarını,

Gri denizleri bırakıp mistik dağ tepelerinde Buddha’yı arayan sinek kuşunun gözbebeklerindeki yaş dalgasını görebiliyorum.

Peki, kim kurtaracak bizi bu karanlıktan,

Sinematik kavramların anarşist duyarlılıklarından,

Televizyon ekranlarından, üç boyutlu gözlüklerden ve kimliklerden ve telefon numaralarından,

Fotokopi makinasına bağlı duygularımızdan, düşüncelerimizden, aşkımızdan sevgimizden, sevişmelerimizden, meta-fetişist arzularımızdan, sadakalarımızdan, okşayışlarımızdan, mastürbasyonlarımızdan, cinsel metaforlarımızdan, nefretlerimizden ve sado-mazo ereksiyonlarımızdan…?!

Kim kurtaracak bizi bu esriklikten,

Kokain pipolarından,

Esrar pipolarından,

Arka sokaklarda tecavüze uğrayan kadınların yardım çığlıklarından,

Erkek yurtlarında tecavüze uğrayan pedofili kurbanlarının sessiz gözyaşlarından,

Tecavüze uğradıktan sonra öldürülüp yol kenarına atılan hayvanlardan,

Ve yol kenarlarının kutsallığından,

Tek gözlü tek tanrılardan,

Kitapların kutsallığından ve mezarlıklardan,

Politikacılardan ve onların yeni dünya nefretlerinden,

Ülkelerin meclis tanrılarından,

Milyonlarca Narkisos’dan,

Üç başlı köpekten ve Hades’in kayıkçısından,

Ve popüler düşüncelerimizden?!

Kim kurtaracak sanat okullarının Narkisos’u bile kıskandıracak kadar delirmiş beyinlerinin narsist doktrinlerinden,

Akademilerden, hastanelerden, gönderilen mektuplardan, antidepresan kokan yatak odalarından, psikologlardan, rehber öğretmenlerinden, dershanelerden, kalabalık sınıflardan, ucuz sanattan, tüketimden, ucuz uyuşturuculardan, rüyalardan, ucuz halüsinasyonlardan, Notre Dame Kilisesi’nin soğuk koridorlarından, Georges Perec’in uyuyan adamından,

Rüyalarının resmini yapmak isteyip de soluğu akıl hastanesinin melankolik duvarlarında alacak olan, Sonrasında ise minimalist eserleriyle galeri duvarlarının içinde kaybolan ruhlardan,

Jazzın hayaletimsi giysisine kapılıp hastalıklı gecenin koynunda, buğday sarısı saksafonunun içinde çınlayan yardım çığlıklarından,

Yardım dileyip de salt bir çakmakla ve ağız dolusu küfürle gecenin içinde kaybolan travestilerden,

Histeri nöbetine tutulmuş ve bununla yaşamaya alışmış, televizyon ekranı kafalarıyla beyinleri örselenmiş, duyguları zımparalanmış, hastalıklı toplumdan?!

Kim kurtaracak bizi bu küçük hesaplardan,

Ruhları, hesap makinelerinin sayıları haline gelmiş mühendislerden,

Yeni dünya veganlarından ve post-modern hastalıklı feministlerden…?!

Peki, kim dans etmek isteyecek Hint tanrılarıyla?!

Kim dans etmek isteyecek halüsinatif tavşanlarla?!

Kim kahkaha atmak isteyecek tavşan, balık, insan ve ağlayan bebeklerle?!

Kim halüsünatif karıncalarla tembellik yapmak isteyecek?!

Peki, kim binmek isteyecek kırmızı ledlerle aydınlatılmış koridordan geçen trene?!

Kim sevişmek isteyecek araçlarla düzüşen fil ile?!

Kim gölgelerin peşine takılıp gidecek aydınlık hedeflere doğru?

Ve kim dans edecek Ganeşa’yla,

Yeni gezegenlerle,

Ve yıldızlarla?!

*

*

Ve kim kurtaracak bizi bu çiğ etlerden?!

3 yanıt: “ OTOMATİZME AĞIT-3 ”
  1. Çözüm basit aslında.
    Doğum kriterleri konulup, aynı Çin’deki gibi herkesin kafasına göre çocuk yapmasını engellemek gerek.
    En iyimser tahminle 1’e 3 oranla büyüyen, sözde “dini hassasiyetli” bir toplum var. (Her eve üç çocuk diye boşuna demediler zamanında.)
    Demokratik bir sistemde ileri yönlü bakıldığında mantıken yenilmesi mümkün olmayan bir mücadele bu.
    Malum kitlenin fikri anlamda iyileştirilmesi ne yazık ki gerçekçi değil. Nazizm politikaları, üzerinden o kadar yıl geçmesine rağmen günümüzde hala destek görüyorsa, anlamalıyız ki insanlar ideolojilerinden kolay kolay vazgeçmiyorlar. Hele ki ellerine güç geçince daha da iğrençleşiyor, daha da vurdumduymaz oluyorlar.

    Çıkar yol şu:
    Düzgün bir siyasi propaganda ile halk nezdinde benimsenebilecek yeni bir partinin kurulması. Chp-mhp-akp-hdp-saadet gibi başlıca partilerden istifalar ile bu partide birleşilmesi. (Her partide alternatif arayıp bulamayan kesim mevcut.) Bu partinin birleştirici vizyon ışığında, siyasi olarak aldığı mantıklı kararlar ile halk tarafından takdir edilmesi.

    Peki neden chp iktidar olmasın da yeni parti kurulsun? Çünkü malum kitlede oluşan ön yargının kırılması oldukça zor.

    Yeni parti iktidarı aldığı dönemde yapacağı ilk icraat, eğitim olmalı. Sonra adalet, sonra doğum kısıtlaması, … (düzeltilmesi gereken yığınla şey var.)

    Eğitimsiz toplumda ne adalet olur ne de düzen. Cahillik en büyük düşmanımız. O nedenle her zaman eğitim şart diyoruz. Fen bilimleri-Sosyal bilimler eğitimi, sanat eğitimi, felsefe eğitimi. Bize bunlar gerek. Ha isteyen din eğitimi de alsın ama bunlar zorunlu değil ekstradan olsun. Ve bu dersler de Atatürk’ün yaptığı gibi, nitelikli inkılaplarla, halkın anlayabileceği türden olsun.

    Benim gibi akamediye gönül vermiş yada sanatta yol edinmek isteyen öğrenci arkadaşların, bu çözüm yolu içinde yapabileceği nitelikli bir iş yok. Ben siyasetçi değilim. Pot kırarım, olmadık şeyler söylerim. Ama işin ehli olan insanlar var. Asıl yük onlarda. Şayet siyasi camiada herkes “ille de benim partim” deyip kılını kıpırtmayacaksa, yapacak bir şey yok. Olana razı geleceğiz. Yada kendimize yeni yurt arayacağız.

    Durum bundan ibaret ne yazık ki!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir