orman

Orman insandan daha yüksektir. Etrafı çevrili olabilir, her türden çalıyla kaplanarak aşın büyümüş olabilir; içine girilmesi zor olabilir; bir uçtan diğerine geçmek daha da zor olabilir, ama orman gerçek bir yoğunluk taşır. Onu orman yapan, bu yoğunluğu yaratan yapraklarıdır; yapraklar da başımızın üstünde dururlar. Birbirine sarılmış tek tek ağaçların yaprakları yekpare bir çatı oluşturur, ışığı engelleyen ve kapsamlı bir gölge yaratan işte bu yapraklardır.

İnsan bir ağaç gibi dimdik durur ve kendisini diğer ağaçların arasına sokar. Ama ağaçlar insandan daha uzun boyludur ve insan onlara bakmak için başını yukarıya kaldırmak zorundadır. İnsanın çevresindeki, başka hiçbir doğal fenomen her daim insanın üstünde, aynı zamanda ağaç kalabalığı kadar yakın ve çoğul nitelikte değildir. Çünkü bulutlar geçip gider, yağmur buharlaşıp uçar, yıldızlar da uzaktadır. İnsanı yukarıdan etkileyen bütün doğal fenomenler içinde hiçbiri ona orman gibi her daim yakın değildir. Ağaçların tepeleri erişilebilirdir; ağaçlara tırmanılabilir, meyveleri toplanıp aşağıya indirilebilir; çünkü insanlar onları yiyerek yaşamıştır.

Orman insanın bakışlarını kendi büyüme yönüne çeker. Orman düzenli olarak yukarıya doğru büyür; ağaçları yaklaşık olarak eşittir; aslında bu eşitlik yalnızca yönlerindeki birörneklikten ibarettir. İnsan bir kez ormana girdi mi kendisini bir barınakta hisseder. İnsan ormanın en büyük yoğunluğa sahip olduğu, büyümenin devam ettiği tepe noktasında değildir. Tersine, yoğunluk başının üstündedir ve onu korur. Böylelikle orman saygıyla karışık korku duygusunun ilk imgesidir. İnsanları, başlarının üstündeki koruma karşısında duyduklan şükranla yukarıya bakmaya zorlar. Yukanya doğru, ağaçlara bakmak, genel olarak yukarıya bakma haline gelir. Orman insanı kilisede olma hissine, sütunların ve kolonların arasında, Tann’nın huzurunda durmaya hazırlar. Orman son derece ahenklidir ve bu yüzden de bir kubbenin eğiminin en mükemmel ifadesidir; tıpkı pek çok ağacın gövdesinin yüce ve bölünemez bir bir’lik içinde iç içe geçmeleri gibi.

Ormanın hiç de daha az önemli olmayan bir başka yönü çoğul hareketsizliğidir. Her bir ağaç gövdesi toprağa kök salmıştır ve dışarıdan gelecek hiçbir tehdit onu yerinden kıpırdatamaz. Direnci mutlaktır, bir milim bile kıpırdamaz. Kesilip devrilebilir, ama kaydırılamaz. Bu yüzden orman, hiçbir koşulda kaçmayan, belirli bir konum almış ve bir karış toprak vermeden önce son adamına kadar öldürülmesi gereken bir ordu simgesi olmuştur.

elias cannetti – kitle ve iktidar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir