Orhan Veli

Bir bakıma yazılmamıştır ama yazıldığı kadarıyla Cumhuriyet şiir tarihinde vazgeçilmez ve derin izler bırakmış olan Orhan Veli’nin 1950 Kasımı’nda İstanbul’da Kumkapı’da beklenmedik ve çok erken ölümünden 3 yıl sonra Bütün Şiirleri ilk kez yetkin bir biçimde çıktı. Bu 23. basımdır.

Yaşamsal ekin ve tarih konularında hiçbir şeye özen ve dikkat gösterilmemesi adeta değişmez bir nitelik ve kilometre taşı olmuş olan bir toplulukta, yadırganası bu acayip ortamda, sanıyorum ki şiir tutkunu kör bir okur bile kitabın derleyicisinden (ya da hazırlayıcısından) (burada herhalde ya da belki Memet Fuat) hiç değilse bunu umabilir, bırakın da umsun diyelim. Şairler de bunu bekler çünkü.

Elimizdeki bu Bütün Şiirler kitabı, bir çıkış noktası olarak Orhan Veli’nin yakın arkadaşı Nahit Hanım ile kız kardeşi Firuzan Yolyapan’ın bir karşılaştırmasından doğmuştur denebilir mi bilemem?

Ama kitabın başındaki “Bütün Şiirleri” yazısında belirtildiği gibi: “Yayımladığımız yirmi üçüncü basımda görülecek değişiklikler Orhan Veli’ye dönüş niteliğindedir.” Evet. Orhan Veli’ye dönüş!

Orhan Veli için, -bin yıldır yürürlükte bulunan algı ortalaması çemberi içinde bulunmak koşuluyla-, şimdiye kadar insanın bir acele aklına gelenler yazılmıştır, bundan böyle yurduya da yıldönümü) gelince yazılacaktır da. Ama Orhan Veli’nin, uzaktan dahi olsa, gerek ‘consensus’la, ‘amentü’yle, gerek ‘hamasilik’le ‘yurttaşın tüylerini diken diken eden’ marşlarla, J.P. Sousa’lıkla, bando-mızıkalarla filan bir alıp vereceği ya da verdiği kesenkes yazılamayacaktır.

Kısacası; Orhan Veli üzerine çiziktiren herkes ‘oturduğu’ Kent’ten, ‘yaşadığı’ Katman’dan, ‘kolladığı’ Grup’undan her bir şey söyleyebilir de, işte bunu söyleyemez!

‘Son gün’de (başka bir deyişle de ‘son çözümleme’de) şairlerin, hele ‘sıkı’ şairlerin nereden (nerelerden) ve nasıl geldikleri hem bir yerde hem belki öyle pek önemli sayılmayabilir. Sonraki şiirsel ‘yol’ ve ‘seçme’ ve ‘dünya görüşü’ elbet çok daha belirleyicidir tarihte. Zaten Orhan Veli, kendisi, kök aile olarak da ‘zâdegân’ ya da ne bileyim ‘saray artığı’, kanto takımından filan değildi.

Yukarıda, gerçekten de daha yazılmamış olduğu olgusunun altını çizdiğim (bütün) Cumhuriyet yazınında Orhan Veli’nin pek işitilmemiş ‘doğruluk’unun, ‘dürüstlük’ünün ve ‘temiz oluş’unun galiba herhangi bir açıklanması yoktur, olmaz. Kimi vargılar, şununla bununla, sözcüklerle anlatılamıyor.

Çok hoşuma gitti; Bütün Şiirleri kitabının kapağım Orhan
Veli’nin şiirlerine uygun olarak ressam Aydın Ülken düzenlemiş.

Temele gidersek, Orhan Veli’nin şiirleri, benim özelliğimle, bir ‘klarnet sesi’ gibi ve olarak kalmıştır; ince ve hüzünlü.

Yine de Orhan Veli’yi zamanında bir yaşama sevinci’nin suluboya bir resmi diye düşünüyorum.

Toparlıyorum: Birgün bir Çingene falcı kadın Tepebaşı’nda
Sait Faik’e “çakır!” diye seslenir, Orhan Veli’ye de “mektepli!”

İşte bunun gibi. “Mektepli”yi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

(1987) / Ece Ayhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir