Önce Kadınlar ve Çocuklar Sonra Biz

Koşan çocuklar çizebilirdim yolcuların acelesi olmasa.
Göründü ve kayboldu aydınlık.
.
.
Kuşetli vagonlarda şehirler(in) arasına sığdırdığım yalnızlığımı
Bölüştürdüğüm yabancılar kadar uzun bakabilseydin bana
En kötü ihtimalle bir türkü tüttürürdük.
Seni bana saran yaralarımı kanatmadan.
İsterdim ki tüm yaralarımı gör, su dök, toprağa göm. . .
Zamanı öldürüp beni asmasınlar diye
Yan yatırdım tüm kum saatlerini.
Haberin yok.
Taşın ve taş duvarın haberi yok
Bir taşı duvara vura vura kırdılar
İçimin en acıdığıydı, duyamadın.
Bir sonraki istasyonda unuturum diye düşündüğüm
Ne çok anılar biriktirdim, bir öncekinde.
Hiç unutmamakla cezalandırıldığım.
.
.
Seslendi beriki, yol öyle susarak bitmez, bitmesi için konuşmaya başlamak lazım.
Göründü ve kayboldu aydınlık.
.
.
İki adım ötemde kafa kafaya vermiş iki gölge,
Avuçlarımda camın buğusu.
Hiç durmak bilmeyen bu tren beni sana getirmez,
Aslında kimseyi kimsesine götürmez de
Yolun umutla bir bağı var demek ki.
Öteki seslendi yanında oturan yabancıya
-Uyudun mu?
Önce kimin soracağı belli olmayan soruları
İlk o sormak istemişti belli ki.
Ne beriki ses verdi ne de öteki yutkunmaktan ileri gidebildi. . .
Düşle gerçek karışmasın diye uyumuyorum ben,
Haberin yok.
İnsanın ve yokluğun ve hatta özlemin haberi yok.
İnsanı, bir diğerinin yokluğuyla terbiye edip
Adına özlem dediler.
Mesafeleri ise bilinmeyen bir birimle ölçtüler.
Aklımın en çaresiz kaldığıydı, göremedin.
Belki bu defa becerir de ağlarım diye düşündüğüm
Ne çok felaketler geçti başımdan
Hiçbirine ağlayamamakla cezalandırıldığım.
.
.
Oyun bitmese ve kaçışmasa çocuklar martı seslerini hatırlayabilirdim belki.
Göründü karanlık, kaybolmadı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir