no need to forgive//affetmeye ihtiyaç duymamak

Halini tavrını beğenip beğenmediğimizi bilmediğimiz, yolumuzu birçok yönde kesmekten çekinmeyen diğer problemlere göre daha korkunç bir kelime. “affetmek” üzerine.

Rodion Romanovitch Raskolnikov’a göre insanların geleneksel bir şekilde hareket etmelerinin tek sebebi, korkaklıktır. Bu korkak insanlar ise toplumsal mutabakatın getirdiği kısıtlamalardan kurtulmayı ve normalin dışına çıkmayı beceremezler.

Düşünmekten hoşlanmadığınız değil, düşünmenin aklınıza gelmediği bir konudan bahsederken elbette aramızda affetmek fikrini zayıf bir postürde addetmiş olabilirsiniz. Fakat dürüst olalım ki “Kendimizin de affedilmeye ihtiyacımız olduğunu hatırlayarak daima affetmeliyiz. Affetmemiz gerekenden çok daha fazla kez affedilmemiz gerekir çünkü.”  diyen Papa John Paul II’yi haklı çıkaracak bu çaresizliği hayal edebiliyor musunuz?

Temelinde affetmeye ihtiyaç duymamak olan ve ardında herkesin affetmenin onurlu bir davranış olduğu hatta saygı duyularak anılan Martin Luther King’in “Affetmeyen kişi sevemez.” açıklamaları ile evde gördüğümüzü düşündüğümüz genel kuralları destekleyen cümlelerle pekiştirilmeye çalışılmış bir baskıdır, çünkü kaybedecek neyi var ki?

Korkmak, tükenmek, bitmek, şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek, dilekçelere yazarak içini ortaya dökmek.. Yani aklınızdaki bütün sorular için kurmaca bir edebiyat inşa ediyorum. Bu akılcı gerçeklik, sorunların dibine giderek psikolojik bir derinlik kazanmak için elzem bir seçim olacaktır. 

Bir varoluş, bir kelime ya da kafanızda münakaşa yapacağınız nitelikler için dünyanın yapısıyla ilgili olmayan, gerçeğin emsal alabileceği, daha gerçek fikirleriniz olmak zorundadır.

Aslolan affetmeye ihtiyaç duymamak. Bir daha şans tanımamak, iyi ya da kötü sonucun karşımızdaki şeye gerçek bir savaş vermesi, bir hatanın nelere mal olacağını anlaması ve yolunu bulması. 

Demem o ki pozitif ya da negatif anlamında affetmek için bir şeye harcadığımız zamanı kendimize sağlam bir antitez yaratarak, daha çok olmasını istediğimiz karaktere benzetebiliriz. Bu şeylerle yorduğumuz aklı, tanrının sözde* öldüğü fikrini, her ulaşabildiğimiz şeyi sorgulamakta kullanırsak af bekleyen kendimiz ya da af isteyen savaşlarımızda daha değerli oluşuruz. Bu sırada karşılaşacağınız korku, kaos, aldanma ve acıya karşı daha gerçek bir direnç sizi savaşınızda tiksinmeden, zayıf bir karakter yerine güçlü bir rakiple savaşmış olduracaktır. Bilindik savaşları kazanmanın aksine dışarıda bulamadığınız ahlaki cesaretin ta kendisidir. 

Şarkı söylemek, düşlemek , gülmek, yürümek… tek başına özgür olmak. Dünyaya kendi gözlerinle bakmak, sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak. Bir hiç uğruna kalemine ya da kılıcına sarılmak. Eğer felsefi, pratik hatta ahlaki açıdan makul sebepleriniz hazırsa sırada size fikren ve bedenen büyük güç verdiğiniz kararda tutarlı kalmaktır.

Biz, sevdiklerimizin hayatı kaybetme şeklini seven insanlarız. 

yangın gibi derin sular gibi sonra
uçurumlar havasızlık bir anda 
kurşun gibi sana yanmak 
dar gibi yollar 
duvarlar… 
vurgun gibi sonra 
vurur gibi sanma 
kalmak gibi gitmek gibi 
kalmak gibi gitmek
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir