Ölümde kutsal olan bir yan yoktur. Ölen kişiye ister “Şehit” ister “Maktül” deyin, bu birileri tarafından katledilen kişinin ölmüş olduğunu ve bunun bir cinayet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ölen ölmüştür, bir gün hepimize olacağı gibi, buradaki korkunç yan bilmem kimin çıkarları için ve bilmem kimin amaçları uğruna katledilmesidir bu insanların.

Ölenler şehit değildir, onlar ölünce vatan sağ olacak da değildir. Onlar ölünce, onların birileri için sembolize ettiği umutlar, duygular ölmüştür, hayır bir daha sağ olamayacak insanlar, bir daha sağ olamayacak umutlar vardır. Ölenler şehit değildir, zira hiç kimsenin, bu insanların ölmelerinde sorumluluğu olan hiç kimsenin, bu insanlar öldükten sonra onlara bir mertebe verip, iki tane rahatlatıcı söz edip bu işten sıyrılmasına izin verilmemelidir.

Biz artık bir Korku Diyarı’nda yaşıyoruz, dışarı çıkmaktan korkuyoruz, kalabalıkta bulunmaktan, toplu taşımayı kullanmaktan dahi. Daha da korkuncu, biz artık bu tür ölüm, cinayet, tecavüz haberlerine alıştık veya daha doğrusu alıştırıldık.

En kötüsü de, bana dokunmayan bin yaşasın mottosuyla yaşayan insanlar. Oysa insanlar sanıyor ki, her zaman ötekiler, yabancılar öl(dürül)ecek.

Hepimiz buradan kaçmak için birçok şey verebiliriz ama, ya burada bırakacağımız sevdiklerimiz? Kötü olan duygularımıza ihanet etmek değil midir?

Bugün onlar öldü, yarın ben, sen, bir başkaları ölebilir. Geride bırakınca sevdiklerini, onlar ölebilir. Zira bir başka yere dahi gitsek, geçmiş gökyüzü gibidir, asla bırakmaz peşimizi.

Şimdi istihbaratının haberi halkıyla birlikte öğrendiği, seçilmişlerinin kendi kaderlerinden korktuğu, vatandaşlarının monoton bir devirde, ne idüğü belirsiz bir savaşın bombalarını duyduğu bu “cennet vatanda” yaşamaya devam ediyoruz, sanırım şans eseri.

Bir duvar yazısından alıntı yaparak,
Merry Crisis, Happy New Fear.