Mülteci Yansımalar

Göçmen sorunu demografik olarak dünyayı değiştirmeye devam ettikçe bunun sinemada yansıması da en üst seviyeden cevap buluyor. Aki Kaurismäki’nin 2017 yapımı “The Other Side of Hope” ile başlayan süreç, yıl içinde Christian Petzold imzalı “Transit” ve Nadine Labaki imzalı “Capharnaüm” ile devam etti. Üç yönetmen de klişe sayılabilecek bu temayı özgün bir şekilde işleyerek müstesna işler çıkardılar. Kişisel ve eklektik bir üçleme olarak tanımlayabilirim filmleri kendi adıma.

Tüm prodüksiyonu bazen yönetmen bazen de izleyici için bir kefaret aracı olarak kullanmak ve yüceltmek son dönemde sıklıkla karşılaştığım bir şey.

Batı düşünme tarzının bir uzantısı olarak orta doğu eksenli işlere iki farklı açıdan önyargı ile yaklaşıyorum. Bu önyargılardan ilki işin kendine atfettiği rol, ikincisi de filmin bana atfettiği. Bu bağlamda Avrupa insanına göre yoğun drama ve ikilem barındıran eserleri nahoş bir yaklaşımla yermekten kaçınmam. Tüm prodüksiyonu bazen yönetmen bazen de izleyici için bir kefaret aracı olarak kullanmak ve yüceltmek son dönemde sıklıkla karşılaştığım bir şey.

Cannes Film Festival’inden Juri Büyük Ödülü ile dönen Capharnaüm’ü bu önyargılar içerisinde eritmek ne mutlu ki mümkün değil. Daha öncesinde “kadın” odaklı filmleri ile feminist çevrede sağlam bir yer edinmiş Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin üçüncü uzun metrajı. Melodrama kolaylıkla kaçabilecek “çocuk” odaklı bir hikaye daha doğru anlatılamazdı diye düşünüyorum. Savaşın tüm karmaşasını yerel sorunlarla harmanlandığı hikayesi ile ezelde beri karşı durduğu savaşa karşı tutarlı ve gerçekçi bir film yapmayı başarabilmiş. Iskaladıkça körleşeceğimiz işlerden. Kaçırmayalım.

Nadine Labaki

The Guardian’ın yönetmen ile yapmış olduğu keyifli bir röportaja ise şuradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir